
Güney Kore edebiyatının yakın dönemde ülkemizdeki ve dünyadaki etkisinin büyük olduğu görmezden gelinemeyecek bir gerçeklik. Han Kang’ın aldığı Nobel Edebiyat Ödülü’yle birlikte daha da ivmelenen bu etki, Güney Kore edebiyatının özgün ve evrensele hitap eden seslerini keşfetmemizi sağlıyor. Bununla birlikte bu sesin içerdiği tonlar aslında tanıdığımız tınıları da barındırıyor. Geçmişten gelen gönül bağımız haricinde, geçmişinin ve güncel toplum yapısının da benzeşmesi her iki toplumda üretilen işlerin karşılıklı anlaşılma ihtimalini güçlendiriyor. Güney Kore’den çıkıp da odak noktasını toplumsal krizler ve travmalar üzerine kuran eserler de ülkemizde çokça okunuyor.
Bu eserlere son bir örnek de Timaş Yayınları tarafından yayımlanan ve çevirisini Selen Demirtaş’ın üstlendiği Minyoung Kang’ın dilimize Çiçekçi Kadın olarak aktarılan romanı. Kadına yönelik şiddeti merkezine alan Çiçekçi Kadın, merkezine aldığı konuyu toplumun farklı katmanları ve şiddetin farklı biçimleri üzerine inşa ediyor.
Romanın merkezinde, Sejin şehrinin Dosan semtinde atıl haldeki eski bir evi dönüştürerek Bitki Dükkânı’nı açan baş karakterimiz Choi Yuhui var. Yıllarca ofis işinde çalıştıktan sonra çocukluk tutkusuna dönen Yuhui, başlangıçta müşteri bulmakta zorlanır; fakat semtin dönüşmesi, sosyal medya kaynaklı doğan ilgi ve onun bitkiler konusundaki olağanüstü sezgisi dükkânı kısa sürede insanların ilgisini çeken bir yere çevirir. Dükkân insanların bitkilerine ve hayatlarına ilişkin danışmanlık aldığı, kedilerin avluda uyuduğu, mevsimlerin yapraklar ve kokular üzerinden izlendiği bir sığınak haline dönüşür.
Kitabın açılış bölümünde Yuhui, insanların da bitkiler gibi uygun ilgi ve koşullarla iyileşebileceğine inanır. Fakat hayatının önceki döneminde tanıdığı ve şimdiki zamanında hayatına giren erkekler bu inancı tekrar tekrar çürütür. Danışmanlık projesinde Yuhui’nin fikirlerini sahiplenen ve dükkânı kendi başarısıymış gibi sunan Hoyoung, öfke anında Yuhui’nin güçlükle yaşattığı areka palmiyesini parçalayınca ilk eşiği aşar: Yuhui el çapasıyla onu öldürür. Bu andan itibaren Yuhui’nin karakter olarak dönüşümüzü izlemeye başlarız. Yuhui için mesele yalnızca bir bitkiye zarar verilmesi değildir; Hoyoung’un yaptığı, bakım verilen her canlıyı kendine ait ve harcanabilir sayan tahakkümün görünür hâlidir.
Sonraki bölümdeyse Yuhui’nin karakter dönüşümü tamamlanır. Avokado çekirdeğiyle dükkâna gelen Jihun, Yuhui’ye önce farklı bir erkek olabileceği umudunu verir. Ne var ki zaman geçtikçe Yuhui onun telefonda kendisini “kolay kadın” diye küçümsediğini ve dükkândaki değeri kendi çıkarına çevirmeyi tasarladığını duyunca bu umut da söner. Kaygan zemin, karanlık ve beton parçaları bir kazaya dönüşür. Roman böylece daha ilk bölümde aşk, emek ve sömürü arasındaki bağı sert bir tersine çevirmeyle kurar: Yuhui’nin emeğini sömürmek isteyen erkek, onun büyüttüğü hayatın maddesine dönüşür.
Takip eden bölümleriyle roman, “Avokado”, “Böcek Kapan Menekşe”, “Cerbera Odollam”, “Kazgagası”, “Agave” ve “Biberiye” başlıklı altı uzun bölümden oluşur. Her bitki, o bölümdeki kadının ruh hâlini ve Yuhui’nin seçtiği müdahale biçimini taşır. Bu yapı öykü kitabına yaklaşan epizodik bir ritim yaratırken Dedektif Cha Dokyeong’un kayıp erkekler arasındaki bağı izlemesi anlatının arka planına bir polisiye duygusu yerleştirir.
“Böcek Kapan Menekşe”de Hyunjin, ressam sevgilisi Seongmin’in kontrolü, öfke nöbetleri ve intihar tehdidi altında yaşamaktadır. Sürekli titreşen telefon ve ardı arkası kesilmeyen aramalar romandaki en etkili baskı imgelerinden biridir: Seongmin fiziksel olarak görünmese bile bildirimler aracılığıyla Hyunjin’e şiddet uygulamaktadır. “Cerbera Odollam”, şiddeti evin ve çocukluğun içine taşır. Öğrenci Minha, babasının annesine ve kendisine uyguladığı şiddet yüzünden eve dönmekten korkar. Yuhui’nin verdiği, taş görünümündeki hassas lithops babanın öfkesiyle parçalanınca genç kız yeniden dükkâna gelir. Bu kez Yuhui ona zehirli cerbera meyvesini verir. Meyvenin karıştığı içki üç erkeğin ölümüne yol açarken Minha’nın babası bir daha eve dönemez.
“Kazgagası”nda Suji, sokak hayvanlarına işkence eden Mun Jihwan’ı ihbar ettiği için takip edilir. Failin aldığı göstermelik para cezası ve polisin “doğrudan zarar yok” yaklaşımı, romanın bireysel kötülükten kurumsal kayıtsızlığa geçtiği noktadır. Yuhui, Mun Jihwan’ı dükkâna çeker ve hayvanlara uyguladığı şiddeti ona iade eder. Bu bölümdeki öğütücü sahnesi romanın en sert ve yoğun bölümlerinden biridir. “Agave”de kapsam genişler: Myeongha, iş yerinde hem ırkçı hem cinsiyetçi tacize uğrar; erkek çalışanların kadınların izinsiz fotoğraflarını paylaştığı sohbet odası onu adım adım hayattan koparır. Yuhui sahte kimlikle odaya sızar, erkeklerin rutinlerini öğrenir ve agaveyi kullanarak üç kişiyi şirket mutfağında öldürür. Önceki bölümlerde tek tek failler hedef alınırken burada bir ağ, bir erkeklik dayanışması cezalandırılır.
“Biberiye” bütün bu vakaları Yuhui’nin ilk yarasına bağlar. Ortaokulda Lee Jinho tarafından rızası dışında fotoğraflanan, hakkında “kolay kız” söylentisi yayılan Yuhui, öğretmeni ve çevresi tarafından dinlenmek yerine “erkekler böyledir” sözleriyle susturulmuştur. Ian’dan kaçışı, bütün romanın görünmeyen başlangıcıdır. Yıllar sonra Jinho dükkâna geldiğinde özür dilemek yerine geçmişi güzel bir hatıra gibi anlatır. Yuhui ilk kez soğuk kanlılığını yitirir ve titizlikle kurduğu kontrol parçalanır; onu kürekle öldürürken önceki tecrübelerinde kurduğu temkinli hareket mantığını yıkar.
Bununla birlikte romanın kadın karakterleri Hyunjin, Minha, Suji ve Myeongha aynı kalıbının kopyaları değildir. Hyunjin sevgi kılığına girmiş psikolojik ve manevi şiddetin, Minha aile içi şiddetin ve yetişkinlerin suskunluğunun, Suji, doğru olanı yaptığı hâlde kamunun gözmezden geldiklerinin, Myeongha ise iş yerindeki ırkçılık, cinsiyetçilik ve dijital tacizin mağdurlarıdır. Romanın toplumsal haritası bu karakterlerle genişler: ev, okul, sokak, kamusal ve toplumsal alanlar, şirket ve internet ortamı aynı tahakkümün farklı yüzlerini üretir.
Minyoung Kang, kurduğu evrende tüm dünyanın en önemli problemlerinden birini, erkek egemen toplumun neden olduğu kadına yönelik şiddeti ve cinayetleri, doğanın değişimi ve dönüşümü üzerinden anlatır. Bu yıl bugüne kadar anitsayac.com’un verilerine göre 222 kadın öldürüldü. 2025 yılında öldürülen kadın sayısı 460. Kang kitabın son sözünde kitabında kadınların adlarının hatırlandığı, öldürülmediği, yaralanmadığı ve tamamen mutlu olamasalar bile daha iyi bir hayata kavuştuğu bir dünya kurmak istediğini dile getiriyor. Bu ihtimalin gerçek hayatta da varolması dileğiyle. İyi niyetle öneririm, iyi okumalar.
















