Kötü bir espri elbet. (Yukarıdaki başlık canım.) Söylemez ya, bunu Ana Blandiana söylese yeri var. Zira aynı belgede isimleri yan yana. Bahsettiğim. Barcelona Poesia adıyla düzenlenen uluslararası Barselona şiir festivalinin 2025 edisyonunun program bülteni.


Kısa liste uzun liste ben bilmem, Avrupa edebiyat çevrelerinden medyaya yansıdığı şekilde bu iki isim de -birkaç yıldır- Nobel Edebiyat Ödülü adayıydı. Şiire verilecekse, yine bu noktada tercih “şair kadın” olacaksa bu iki isimden biri olacaktı ödülün sahibi. İpi Anne Carson göğüsledi, biz çıkalım kerevetine.
Bu ödül ile ilgili bizim durumumuz -Orhan Pamuk’u dışarıda tutalım- tam bir züğürt tesellisi örneğidir. Hadi bunun daniskası da benden olsun:
Söz konusu bültene iyi bakıldığında orada bir Türk şairinin de ismi göze çarpacaktır: Adnan Özer. Orada işi ne ola ki..? Barselona’yı gezerken organizasyona sızıp ismini oraya yazdırmış olmasın..!
İroniyi keseyim de daha fazla sinirlenmeyeyim.
Anne Carson’un şiirini de değerlendirmeyeceğim; Yunan tanrıları onun olsun.
Ben şimdi bu vesileyle, Ana Blandiana’nın zerafetinden, soylu haliyle alçak gönüllülüğünden söz etmek istiyorum. (Çavuşesku diktatörlüğüne karşı en önde savaşmasını da bir yana koyalım.) Daha bir yıl önce Avrupa’nın en saygın ödüllerinden biri olan Asturias Kraliyet Ödülü’ne değer görülen bu şair kadın Uluslararası İstanbul Şiir ve Edebiyat Festivali’ne katıldı. Onur Konuğu’ydu tabii. Barselona’dan sonra İstanbul’da da görüşmüş olduk.
Nobel Edebiyat Ödülü bu yıl Cesar Aira’ya verilmeliydi, benim ölçütüm bu. Gönlümde yatan ise Claudio Magris’tir. İnşaallah seneye:..
Claudio Magris benim anı-romanımın isim babasıdır. 2007 Kasım’ında davetlim olarak İstanbul’daydı. Bunu da yazmadan duramadım.
Yazmadan duramayacaklarım arasında Mario Vargas Llosa var (90’ların sonunda bir gün Kapalıçarşı’da rasgelip ayaküstü sohbet ettiğim), Jose Saramago var (Türkiye’deki ilk editörü olarak İstanbul’a davet ettiğim ve Orhan Pamuk ile görüştürdüğüm), Günther Grass var (Frankfurt’ta Rüstem Arslan ile bir kahve içimi. Türkiye’de kitapları basılmaz olmuştu. Ben haklarını Gendaş-Kültür’e aldım da yayımladım), Elfrida Jelinek var (o da Viyana’daki bir söyleşisinden), var da var…
Benimkisi de epeyi bir züğürt tessellisi canım…
O bültene iyi bakın. Kendimi ihbar edeyim: ben de yaptım. 1984 yılından bu yana dert edinmişimdir.
“Türk dünyası büyük edebiyat ödülü” oluşturmadığımız şu durumda halimiz daha da utanç verici.















