Masthead header

Necip Tosun: “Günümüz öyküsünden geriye, öykünün hakkını verenler kalacak”

necip-tosunNecip Tosun, yıllarını öyküye adamış bir isim. Öyküyle ilgilenenlerin yakından bildiği bir isim aynı zamanda. Geçtiğimiz günlerde Dedalus Kitap tarafından “Günümüz Öyküsü” adında bir kitabı yayımlandı. Böylelikle “öykü” ile ilgili arşivimiz biraz daha zenginleşmiş oldu. Tosun’la “Günümüz Öyküsü” üzerine söyleştik.

“Günümüz Öyküsü” deyince ne anlamalıyız? Hangi zaman dilimindeki öykücüleri aldınız kitaba?

Daha önce yayımlanan Öykümüzün Kırk Kapısı adını verdiğim çalışmada öykücülüğümüzün önemli isimleri olan kırk öykücünün öykülerini ele almıştım. Ancak bu kitap 1980’le kadar geliyordu. Günümüz Öyküsü’nün amacı ise 1980 sonrası dönemin izini sürerek son dönem öyküsüne ilişkin bir birikim oluşturmak, dikkat çeken isimleri bir bütünlük içinde aktarmaktır. Kitapta 50 öykücünün tüm kitapları incelenip son 35 yılın bir panoraması çıkarılıyor. Günümüz Öyküsü’nde sadece 50 öykücü incelenmiyor, öyküye ait sorunlar, yönelimler ve kuramsal yaklaşımlar da tartışılıyor.

Bu iki kitabı birbirini besleyen kitaplar olarak tasarlamıştım.

“Günümüz Öyküsü” deyince sınırları, anlatım biçimi belirlenmiş bütüncül bir anlayıştan söz etmek zor. Son derece farklı siyasal/toplumsal/edebî düzlem içerisinde eser veren öykücüler, öykücülüğümüzde farklı renkler, tonlar, anlayışlar içinde yazıyorlar. Öyküye bakışları, dünyayı yorumlayışları, yazış biçimleri ve dil anlayışları bazen birbirine yaklaşan bazen birbirinden uzaklaşan öykücülerin öykümüz adına bir zenginlik olduğunu düşünüyorum. Edebiyatın, sanatın sonuçta bireysel bir etkinlik olduğu gerçeğini unutmamak gerek. Çünkü içinde bulunulan zaman, mekân, anlayış belirleyici olmakla birlikte öykü sonuçta bireyler tarafından yazılıyor. Bu anlamda günümüz öyküsü denildiğinde, postmodern anlayıştan bilinç akışına, fantastikten yalın anlatıma geniş bir öykü anlayışından söz ediyoruz demektir.

Diğer yandan, “günümüz öyküsü” dendiğinde ipin ucunun toparlanması neredeyse imkânsız. Atlamalar, eksikler, gözden kaçırmalar bu çalışmaların en büyük riskiydi. Çünkü akıp giden, canlı bir organizmayı somutlamak, çerçevelemek o kadar da kolay değil. Sonuçta öykücüleri elli rakamıyla sınırladım. “Hiçbir otomobil yolun hızına yetişemezse” bu yazılar da akıp giden günümüz öykücülüğünün bir portresini çıkarmada yavaş, ağır kalmaya mahkûm. Fotoğraftaki eksik kareler, netleşmemiş fluluklar işin doğası gereğidir. Bu nedenle tüm eksikliklerine karşın bu kitabın en güçlü mazereti zamanın bir diliminde bu akışı somutlama zorunluluğudur.

Günümüz Öyküsü’nde hem yazarların öykü anlayışlarıyla ilgili genel bilgiler var hem de tek tek eserleriyle ilgili notlar. Böyle bir çalışma yaparken amacınız neydi?

Bu çalışmada, elli öykücünün yazış biçimleri, öykü anlayışları, yöntemleri, temaları ve öykücülüğümüzdeki yerleri irdelenirken, öykücülüğümüze kattıkları çeşitlilik, zenginlik belirlenmeye çalışılıyor. Bu kitaptaki yazılar, öykücülerin tek tek kitapları üzerine değil, tüm kitaplarının değerlendirilmesini içeriyor ve sonuçta genel bir bakışı, bütünlüklü bir fotoğrafın ortaya çıkarılmasını hedefliyor.

Kitapta yazarlar odak alınmakla birlikte, öyküye ait sorunlar, yönelimler ve kuramsal yaklaşımlar da öne çıkıyor, son dönem öykücülüğümüzün ana hatları belirlenmeye çalışılıyor. Kuşkusuz bu çalışmayı isimler odak alınarak değil, ortak duyarlıklar, sanat anlayışları bağlamında, başka bir deyişle gruplar, yönelimler, akımlar şeklinde yapmak mümkündü. Ancak, bu tür sınıflandırmalar, anlama/kavrama açısından bir kolaylığı bünyesinde taşısa da içinde hep bir yanlışlığı barındırdığından tercih edilmedi. Gerçekten de yaşanan tecrübelere baktığımızda, grupların/sınıfların bağımsız yazarlık kurumunu incittiğini ve tartışmanın da burada yoğunlaştığını görürüz. Bu nedenle sadece isimler ve bu isimler bağlamında akımlar, dönemler, anlayışlar incelendi.

Günümüz Öyküsü’nde incelediğiniz yazarların eserlerini hangi kriterlere göre incelediniz?
Günümüz Öyküsü
’nde son dönem öykücülüğümüzün dil, anlatım biçimi ve yazınsal tercihiyle öykücü kimlikleri belirginleşmiş yazarları ele aldım.
Temel kriterlerimden biri de ideolojik ve duygusal yaklaşımların dışında tek ölçütün sanat/estetik olduğu bir seçimdi. Sonuçta ülkemizde yaşanan gerçeklik nedeniyle hiçbir durumda bir araya gel(e)meyecek elli imza aynı kitapta buluşmuş oldu. Bu çalışma sonucunda görüldü ki her inançta, her kuşakta, her anlayışta iyi öykücü bulunuyordu ve genellemeler yanıltıcıydı.
Yazılarda, tek ölçünün “estetik değer” olduğu bir eleştiri anlayışı benimsenmiş, edebiyat dışı ideolojik/duygusal yargılardan uzak durularak, öykü sanatının temel ölçütleriyle metinlere yaklaşılmış, ayrım yapmadan tüm birikim yansıtılmaya çalışılmıştır. Eleştiri anlayışı olarak, eleştirmenin sesinin birincil, baskın ses olarak görülmesi tercih edilmemiştir. Çünkü eleştirmen, okur ile yazar arasında bir köprüdür. Okuyucunun, metne ulaşmasını kolaylaştırır, onun atladığı yerleri işaret eder, eserin kapısını aralar. Bu anlamda kitaptaki eleştirmenin sesi daha geri planda ve okurla metin arasındaki mesafeyi kısaltmayı gözeten bir tutum içerisindedir. Dolayısıyla çok zorunlu olmadıkça, öznel yargılardan kaçınılmış, yazarların değerli yanları öne çıkarılmış özellikle analitik inceleme yöntemi, bir eleştiri anlayışı olarak benimsenmiştir. Yazılar, bir “güzelleme eleştirisi” olmamakla birlikte buraya alınmaları, değerli bulduğumuza dair bir kanıttır ve doğal olarak değersizleştirme amacı güdülmemiştir. Ortaya okurlar için anlamlı bir portre konmaya çalışılmıştır.

gunumuz-oykusuGünümüz Öyküsü kaç yıllık ve nasıl bir çalışmanın ürünü? Kısaca özetler misiniz? Bir söyleşinizde 2014 yılında 326 öykü kitabı çıktığını, bunlardan 209’unun da ilk kitap olduğunu söylemiştiniz. Özellikle ilk öykü kitaplarını okuduğunuzda öyküye dair umudunuz artıyor mu?

Bu çalışmanın ilk yazısı olan “Cemil Kavukçu: Kasaba, Yalnızlık ve Küçük İnsan”ın 2004’te yayınlandığı düşünülürse kitabın oluşumunun on yıla yakın sürdüğü görülür. Kitabın içerdiği yazıların bir kısmı bu süreçte çeşitli dergilerde yayınlanmakla birlikte büyük bölümü ilk kez burada yayınlanmaktadır. Kitapta, öykücüleri ve öykülerini okurlara tanıtmaya ve öykü dünyalarını açıklamaya çalışan bir tutum gözetilmiştir. Bu anlamda okurlar, çalışmada, keskin yargıların, özel sezgilerin ve eleştirmen bilgiçliklerinin fazlasıyla yer almadığını göreceklerdir. Hatta bazı öykü anlayışları “hikâye” edilmiştir. Çünkü bu yazıların yönü okura dönüktür ve bu nedenle sön dönem öyküsünün en azından bir bölümü için rehber işlevi görsün istenmiştir.

İlk öykü kitapları her zaman önemserim. Çünkü ilk kitaplar bir yazarın edebiyat hayatının bundan sonra nasıl bir serüven izleyeceğinin de ipuçlarını verir. Kimi ilk kitaplardan umutlanıyor kimilerinde de hayal kırıklığı yaşıyorum. Ama çok önemli olduklarını biliyorum. Hatta kimilerinin son kitapları bile olabiliyor.

Siz aynı zamanda öykü yazan birisiniz. Eleştiri- inceleme yazılarının öykünüze ne gibi bir etkisi oluyor?

Öykü yazma disiplini, oluşumu ve süreci ile bir kuramsal yazının disiplini, oluşumu ve süreci çok farklı. Öyküde ihtiyacınız olan “duygular”, kuramsal yazılarda ise ihtiyacınız olan “düşünceler”. Kuşkusuz öykü yazayım deyince olmuyor, onun bir doğuş anı, bir duygu yırtılması ve onu doğuracak bir olgunun gerçekleşmesi gerekiyor.

Kuramsal çalışmalar için gerekli olan ise sadece çalışmak, araştırmak ve emek. Oysa öykü yazmak için, çalışmak, araştırmak ve emek tek başına yeterli değil. Bu anlamda zorluk çok farklı açıdan değerlendirilmeli. Zorlanarak da olsa bir kuram yazısı yazılabilir. Ama öykü onca çabaya rağmen yazılamayabilir.

Öykü üzerine yazmanın hem olumlu hem de olumsuz etkileri oldu bende. Bu yazılar sürecinde, öykü üzerinde düşündükçe, öykünün inceliklerini öğrendikçe, yazmaktan, özellikle de yayınlamaktan git gide uzaklaştığımı gördüm. Bu olumsuz yanıydı. Olumlu yanı da bu yazılar sayesinde okuduğum bir şeyin öykü olup olmadığını anlamaya başlamam oldu. Öykünün imkânlarını kavramak, onu değerlendirmek diğer yararlarıydı.

“Günümüz Öyküsü”nden geriye nasıl bir iz kalacak geleceğe?

            Günümüz öyküsünden geriye, öyküde ısrarlı olan, büyük bir çaba ile kendini geliştiren öykücüler kalacak geriye. Başka türlere sapıp öyküyü ihmal edenler değil, öykünün hakkını verenler kalacak.

Günümüz öykücülüğünün şimdilerde parlak bir çıkış içerisinde olduğunu düşünüyorum. Roman patlaması bir yana, öykü şimdilerde Türk edebiyatında saygın bir kanal açmış durumda. Öyküde ısrarlı yazarların saygın duruşları geleceğe umutlu bakmamızı sağlıyor.

Benim ilgim çoğunlukla öyküde yeni gözükenler ve iyi yol alacaklarının ipuçlarını verenler üzerine olur. Gençleri yakından izlemeye, onların öykü dünyalarını anlamaya, zamanın ritmini genç gözünden, onun duyarlığından nasıl görüldüğünü kavramaya çalışırım. Bu yüzden çıkmış tüm öykü kitaplarını, tüm dergileri almaya, okumaya özen gösteririm. Zaten kitapevinde “öykü” yazılı hiçbir metne kayıtsız kalamıyorum. Çünkü benim için “öykü” kelimesi büyülü bir şey sanki. İyi bir öykü okuduğum zaman kendim yazmış gibi heyecanlanıyorum. O öyküden etkilenmek istiyorum.

Bu yüzden hiçbir ayrım yapmadan genç öyküyü büyük bir sevgiyle izlerim. Bunların içinden ustalaşacakları kestirmeye çalışırım. Çok umut beslediklerimin yarı yolda kalmasını, öyküyü bırakmasını hayretle, üzüntüyle izlerim.

Son dönemde de izlediğim genç, parlak yazarlar var. Şimdilerde öykücülüğümüzün büyük bir sıçramanın eşiğinde olduğunu düşünüyorum.

Günümüz Öyküsü’nden sonra sizden hangi kitapları okuyacağız peki?

Yeni çalışmalarım Öykümüzün Sınır Taşları ve Öyküyü Sanat Yapanlar yayına hazır. Pek çok okur, bir yazarı en iyi tanıtan bir eseri okumak istiyor. Bunun için de “en iyi kitap” araştırması yapıyor. Doğrusu bunda haksız da değil. Örneğin Halit Ziya’nın 13 öykü kitabı, Memduh Şevket Esendal’ın 13, Sait Faik’in 11, Tomris Uyar’ın 11, Rasim Özdenören’in 10, Mustafa Kutlu’nun 23 öykü kitabı var. Tümünü okuyamayacak kimi okurlar bir-iki kitapla o yazarın dünyasını anlamak istiyor. Benim de sıklıkla karşılaştığım bir soru bu: “Tomris Uyar’ın hangi kitabını önerirsiniz?”

Kuşkusuz bir yazarı tanımanın en iyi yolu onun tüm kitaplarını okumaktan geçer. Çünkü bir yazarın en iyi şiiri, öyküsü çeşitli kitaplarına dağılmıştır. Bu yüzden bir yazarı bütünlüklü okumak şart. Ama bazen andığımız nedenlerle o kitaplardan seçme yapmak bunların tümünü okumayanlar için bir kitap önermek gerekebilir.

Bütün bu nedenlerden dolayı, kimi risklerine rağmen bu yazarlardan bir seçme yapmanın farklı bir işlevi var. Bu zorunluluktan yola çıkarak bir yöntem bulmak, yazarların en iyi öykülerinin yoğunlaştığı, onları temsil eden, onların öykü anlayışlarını yansıtan, giderek en iyi öykü kitaplarını belirlemek mümkün. Ama bunun sonuçta öznel bir yaklaşım olduğunu da kabullenmek gerekir. Çünkü en iyi kitap yargısı elbette bakış açısına göre değişebilir.

Ben bu yazarların tüm kitaplarını okuduktan sonra böyle bir “seçme” işine başladım. Bu çalışma tamamlandığında, kitaplığın bir rafında, 99 öykü kitabından oluşacak ortaya kullanışlı, kılavuz niteliğinde bir öykü kitaplığı çıkacak.

Öyküyü Sanat Yapanlar kitabı ise dünya öykücülüğüne yön vermiş, kalıcı bir imza olmuş öykücülerin hayatlarına, öykülerine bir bakışı içerecek. Birbirinden farklı coğrafyalarda yaşayan bu kurucu, dönüştürücü öncüler, öyküye yeni anlayışlar, yeni bakış açıları kazandırırken öykü poetikasına kaynak oluşturacak ürünler verdiler. Bu bağlamda Nikolay Gogol, Edgar Allan Poe, Guy de Maupassant, Anton Çehov, Virginia Woolf, Katherine Mansfield, James Joyce, Franz Kafka, Ernest Hemingway, William Faulkner, Jorge Luis Borges, Sâdık Hidâyet, Gabriel García Márquez, Julio Cortázar, Truman Capote, Wolfgang Borchert… gibi yazarların hem öykü dünyaları, öykü sanatına katkılarını inceleyen bir kitap olacak.

Söyleşi: Merve Koçak Kurt – edebiyathaber.net (21 Aralık 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r