Masthead header

Nazê Nejla Yerlikaya: “Şiir, meselesi olan insanları bir zeminde toplayabilir, yakınlaştırabilir.”

Söyleşi: Meryem Coşkunca 

Kitap Cumhuriyeti etiketi ile “Günah Çalılıkları’’ adlı dosyası kitaplaştırılan Nazê Nejla Yerlikaya,  Ankara Üniversitesi Kimya Bölümü’ndeki eğitimini yarıda bıraktı. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü’nden mezun oldu. Şiirleri ve yazıları Diri Ozanlar Derneği, Granada, Yalnızlar Mektebi vb. gibi dergi, fanzin, gazete ve eklerinde yayımlandı. ‘Karaağaç’ adlı dosyasıyla 2011 Cemal Süreya Şiir Ödülü kapsamında başarı ödülü aldı. Nazê, şiirlere ve şiir algısına dair merak ettiğim soruları cevapladı. Meraklısına…

Ankara Üniversitesi Kimya Bölümündeki eğitimini yarıda bırakarak İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünden mezun oldun. Felsefe okumanın şiirine yansıması nasıl oldu?

Felsefe bana baktığım şeyi görmeyi öğretiyor. İç yaşantımı damıtarak, karmaşık olanı ayrıştırıp sözcüklerle dile getirirken saf, duru olana ulaşmaya çalışıyorum. Şiirimde etrafımda olan biteni görmeye, gördüklerimi damıtıp açığa çıkarmaya çalışıyorum. Felsefeyle birlikte dert ettiğim şeylere isim vermeyi öğrendim. Örneğin, dünyada neden var olduğumuz sorusu felsefe okumadan önce beni yaralayan bir soruyken, felsefe okumaları ile bir varoluş kaygısına girdiğimi ve bu problem üzerinde durmam gerektiğini öğrendim. Eleştirel bir bakış kazandırıyor felsefe. Ben de bu bağlamda felsefi bir göz edinme çabasına girdim. Bu durum elbette şairin düşüncelerine ve oradan da yazdıklarına yansıyor.

“Karaağaç” adlı şiir dosyasıyla 2011 yılında Cemal Süreya Şiir Ödülü kapsamında başarı ödülü aldın. Ancak ödül alan dosyan kitaplaşmadı. Bunun sebebi nedir? Neden bu kadar uzun sürdü sessizliğin?

Dosya ödül aldıktan sonra bazı yayınevleri şiirlerimi kitaplaştırmak istedi.  Ancak bu yayınevlerinin yayımlama koşulları maalesef içime sinmedi. Ben de dosyamı kitaplaştırmaktan vazgeçtim. Daha sonra ise “Karaağaç” dosyasını bir kenara bırakıp “Günah Çalılıkları”nı yazmaya başladım. Yazdıklarımın görünür olması açıkçası o zamanlar çok tercih ettiğim bir durum değildi. Örneğin “Karaağaç” dosyasındaki şiirleri hiçbir dergiye göndermemiştim. Yazdıklarını kendine saklayan biriydim ben. Görünür olma isteği ağır bastı ve şiir paylaştıkça anlam kazanır düşüncesiyle hareket edip bu noktaya geldim.

Yalnızlar Mektebi dergisinde ve Edebiyat Haber sitesinde düz yazılar yazdın. Nietzsche, Sylvia Plath, Van Gogh, Pavese, Baudelaire ve birçok yazar/şair hakkında yazıların var. Bu dönemde şiir yazmadığını biliyorum. Şiir sence bırakılabilir bir tür mü?

“Günah Çalılıkları”nı 2013- 2014 yılları arasında yazdım. Daha sonra da şiire devam ettim ancak son beş yıldır yazdığım şiir sayısı çok az. Bu yıl yazmaya tekrar başladım. Yazamadığım zamanlarda kendimi zorlamayı sevmiyorum. Her şey insan için; nasıl ki herkes ve her şey bırakıp gidebilirse insanı, şiir de bırakabilir. Şiir gidebilir, hiç dönmeyebilir. Onu çağırmayı bilmek gerek. Bunun yolu da bence şiir okumalarını bırakmamak. Okudukça şiire yakın durursun ve elbet bir gün o çekip giden şiirin geri gelir.

Günah Çalılıkları şiiri bir kadının hakikat arayışı üzerinden şekilleniyor. Bu arayışı neden çalılık imgesiyle vermeyi düşündün?

Çalılık bir bitki örtüsü olarak ormanların tahrip edilmesi sonucu oluşuyor. Ben de bir tahrip edilme hikâyesi anlatıyorum. Cehennemin dünya ve dünyayı cehenneme çevirenlerin insanlar olduğunu anlatırken dünyayı bir çalılığa benzetiyorum. Çalılıkta ilerlemek ve bir şey kaybettiğinizde bulmak zordur. “ Günah Çalılıkları”nda da bir kaybediş ve kaybettiğini arama hikâyesi var. Çalılıkta insanlar sürekli günah işliyor çünkü kötülük her yere sirayet etmiş. Bu kötülükler içinde hakikati arayan kadın dünyanın bu düzeni karşısında acı çekmekte. Çalılığın tamamen yanmasını, yok olmasını isterken kendisinin de bu çalılık içinde bir günahkâr olduğunun farkına varıyor. Şöyle bir dize geçiyor şiirde: “dünyada bir yer, kalbime en yakın yermiş günah çalılıkları”

Kitapta şöyle bir giriş var: “Cehennemden söylerim, şarkılarım lanetli.’’ Ardından Dante’nin İlahi Komedya/Cehennem XXVI epigrafı ile karşılaşıyoruz.  Gök Terlemesi şiirinde ise Sartre’ın “Cehennem Başkalarıdır’’ alıntısı yer alıyor. Cehenneme bakışını merak ediyorum. Şiirlerinde coşkulu aynı zamanda trajik bir ses var. Bunun için cehennemin gerekli olduğunu düşünüyor musun? İyi şiir cehennemde mi yazılır sence?

Benim için şiir yazmak çok sancılı bir süreç. Şiirin bana iyi geldiğine inanmıyorum. Şiir yazarken acı çektiğimi söyleyebilirim. Garip olan şey ise ben bu acı çekme, hırpalanma hallerini seviyorum. “Günah Çalılıkları” şiirinde cehennemden sesleniyorum. İbrahim Peygamberin ateşe atılma kıssasında Nemrut, onu ateşe attığında ateş bir gül bahçesine döner. Ben de “Günah Çalılıkları”nda İbrahim peygamberin ortaya çıkmasını ve günah çalılıklarına dönen dünyayı gülistana çevirmesini istiyorum. Ancak çalılıkların sürekli yanmasına karşın İbrahim peygamber ortaya çıkmaz ve dünya bir cehennem yeri olur. İnsanların kötü olduğuna ve dünyayı cehenneme çevirdiklerine olan inancım şiirime de işledi. Şiir elbette sadece bu acı çekme haliyle yazılmaz. Ancak benim şiirim insanın varoluş sancılarını yansıtmaya çalışan bir şiir olduğu için cehennem imgesini kullanmayı tercih ettim.

Şiirlerini okurken çalılıklardan, dikenlerden, karanlıktan ve ateşin içinden geçiyoruz. Diyaloglar halinde ilerliyor kitap ve sanki konuşuyoruz Ayla abla ile İbrahim ile ve karanlıklar içindeki şeyler ile. Bu yönden bakarsak şiir bir iletişim aracı mıdır?  Şiirin ortak bir noktada buluşturma yönü var mı?

Bana göre iç yaşantıdır aslolan. Kendimden çok uzaklaştığım, kaybolduğumu düşündüğüm zamanlarda şiir yazarak kendime yakınlaştığımı hissediyorum. Rimbaud  “ben bir başkasıdır” der. Ben kendimde bulunan ötekiyle yakınlaşmaya çalışıyorum. Şiirde geçen Ayla Abla ile olan konuşmalarım, benim içimdeki ötekiyle olan konuşmalarımdır. Kısacası kendimle iletişime geçmeye çalışıyorum. Şiir, meselesi olan insanları bir zeminde toplayabilir, yakınlaştırabilir. Bu bağlamda ortak bir noktada buluşturur elbette.

Yolu Tanımak adlı şiirinde ‘’Yolu tanımaktır /Bu şiiri unutmak.’’ diye bir dize var.  Uzun zaman önce bu şiirler yazıldı. Kitaplaşmayı bekliyordu ve nihayet kitap haline geldi.  Dizelerden yola çıkarak, bu şiiri unuttun mu? Tanıyor musun yolu artık? Unutuş mümkün müdür?

Aslolan yolda olmaktır. Tanımaya çalıştığım bu yol, derinliklerimizden gelen ve nereye gittiğini bilmediğimiz bir yol. Unutmak derken takılıp kalmamayı kastediyorum. Bu bağlamda unutuş mümkün olmasa da bırakmak mümkündür. Unuttuğumuz nokta hayatın son bulduğu nokta olacak ve işte bence o zaman yol anlam kazanacak. Birileri yazdığınız şiirleri okuyunca sizin yolunuza bakacak, sizi ve yürüdüğünüz yolu tanımaya çalışacak.

edebiyathaber.net (9 Mart 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r