Masthead header

Merve Dündar’ın son kolajları: Rehin, İhlal ve Yığın… | Serkan Parlak

Kolaj, çağımızın belki de en etkili görsel tekniklerinden biri. Bir şeyleri kesip bir yerlere yapıştırma anlamında kolaycılık gibi de algılanabilmektedir ancak bu doğru değildir. Edebiyatta özellikle görsel şiir ve post modern romanda kullanılmaktadır. Sanatsal tasarım alanında meydana gelen en devrimci biçimsel yeniliklerden biri olmasının temel nedeni, isteyen herkesin özgürce kolaj üretebilecek olması gerçeğidir. Daha çok rastlantı ve gelişigüzellik kavramlarının zemin oluşturduğu sanatsal bir uzamda hareket edilir. Bir kâhin edasıyla birbiriyle ilgisizmiş gibi görünen nesne ilişkilerinden hareketle yeni anlam arayışlarına girilir. Kolaj ve yazılı metinlerin birbirlerinin alanına girmesiyle birlikte, yazı ve görsellik ya da edebiyat ve resim ilişkileri bir kez daha gündeme gelmiştir.

Akaretler Sıraevler’de 3-22 Eylül 2019 tarihleri arasında bu yıl üçüncüsü düzenlenen Artweeks@Akaretler’de Merve Dündar’ın üç işi yer aldı: Rehin, İhlal ve Yığın… Geçtiğimiz yıl Mixer’de sanatseverlerin beğenisine sunulan “Teşbihte Hata Olmaz” sergisinde görselliğin yazıyla zenginleştirildiği çağrışım yüklü işler yer almıştı. Merve Dündar’ın Abyss ve İlmek adlı kolajları ise duygular ve şiirle olan ilişkilerinden hareketle teşbih kavramının hem gerçek hem de mecaz anlamı üzerinden yorum olanakları sunuyordu. Dündar, bireysel benlikle sosyal benlik ilişkisi üzerine kafa yoran bir sanatçı; kimlik tartışmaları, denetim toplumu,  kendini başkaları üzerinden ve görünerek var etme meseleleri üzerine düşünüyor.  Kelimeleri, görsel formların ve ifadenin vurgusunu arttırmak için kullandığı bir malzeme olarak görüyor. Sıkıntılı ve ümitsiz ruh halinden kurtulabilmek için duygularını adlandırma, bir anlamda duygularını nesneleştirme çabasına girişiyor. İşlerinde edebiyatı referans alabiliyor, sosyolojiyi de. Karakalem, yağlıboya, kolaj ve heykel çalışmaları var. Dündar, sanatındaki gelişim çizgisini şöyle açıklıyor: “ Ben de yolda olmaya inanıyorum, denemeye, yenilenmeye, yürümeye ve oluş halinde olmaya.” (Irmak Özer, Kadınlar Günü Özel, artlog.art50.net)

“Belki de yığınlar, rehin olma hallerinden ihlaller aracılığıyla çıkış yolları aramaktadır.”

Rehin, İhlal ve Yığın adlı üç farklı kolajda; zemin, alt ve üst katmanlarda beyaz, siyah, sarı ve kırmızı renklerden oluşan sözcük nesneler kimi zaman gevşek kimi zaman da sıkı biçimde adeta sayısız insanın bedeninin birbirine değmesine, dokunmasına benzer biçimde iç içe geçmiş. Rastlantısal biçimde gibi görünse de dikkatle incelendiğinde anlamca ilişkili sözcükler bunlar. Gündelik hayatın bilincimizde kalan görünümleri, kavramları olan vicdan, şiddet, sancı, yaşam, demokrasi, barış, çocuk, şiddet, iktidar, güç, tek yürek, her şey sözcükleri üst katmanda. Beyaz ya da sarı zemin üzerine siyah harflerle yazılı bu sözcükler. Siyah üzerine sarı, kırmızı renklerin kullanıldığı bilinçaltı diyebileceğimiz alt katmanda ise aşağılama, yalnızlık, sadakat, merhamet, vicdan azabı, endişe, sevgi gibi daha soyut kavramlar yer alır. Her iki yığında bu görünümleriyle kırık bir fay hattını, krateri ve karınca yuvasını andırmaktadır. Gündelik hayattan arta kalan sözcükler gelişigüzel biçimde yığıldıkları belleğin içinde ışıldamakta, sanatçının bilinçaltındaki katmanın niteliğini göstermektedir. Gündelik hayat-bilinç ile benlik-bilinçaltı arasındaki sınırları kolajları aracılığıyla sorgulamakta ve sarsmaktadır sanatçı.

Merve Dündar’ın gelişigüzellik ve rastlantı mantığı içerisinde üretilmiş gibi duran sözcük nesneleri birbirine ilmekleyerek oluşturduğu bütünlükler sosyoloji, siyaset ve resim sanatının ara kesitinde yer alıyor. Keza bilinç ve bilinçaltında iç içe geçmiş kavramları biriktirdiği yığınlar da öyle. Sözcüklerin ise sözcük olmaktan çıkıp kolaja -güncel sanat pratiğine- dönüştüğü noktada kolajların bir bütün olarak taşıdığı belirsizlikler, açık uçlar ve çoğul yorum olanakları yaratıyor.

Serkan Parlak – edebiyathaber.net (16 Eylül 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r