Masthead header

Melike Uzun, Semih Gümüş’ün “Çözümleyici Eleştiri” adlı kitabı üzerine yazdı

 

“Bizde” eleştirinin olup olmadığı bir köşede konuşuladursun, diğer yandan eleştiri yazıları edebiyat dergilerinde, gazetelerin kitap eklerinde, adına ister çözümleme deyin, ister eleştiri ister tanıtım, yayınlanmaya devam ediliyor. Ardından da bu alanda, sayıca yeterli veya değil, birçok kitap da okuyucuya ulaşıyor.

Çözümleyici Eleştiri” de onlardan biri. Semih Gümüş’ün Can Yayınları’ndan çıkan son kitabı. Bu kitap üzerine söz söyleme yetisini kendimde görüyorsam yine Semih Gümüş’ü yıllardır okuyup onun yazılarının, eleştirilerinin tezgahında çıraklık yaptığımdandır. 1995’ten 2005’e kadar Adam Öykü, ardından Notos dergileriyle ve  yayınladığı pek çok eleştiri kitabıyla izledik onu. “Eleştirinin Saati”ni kaçırmamak için cuma günlerinin kitap ekine ayarlıdır alacağımız, okuyacağımız gazete. Onun  eleştirileri,  akademik dilin sınanmamış olana üstten bakan ayrımcılığından,  okur-merkezciliğin vasatından uzak apayrı bir yerde durur. Gümüş, bu duruşa bir ad koydu, yeğlediği yöntemi kitabına başlık yaparak açıkladı: Çözümleyici Eleştiri.
 
Semih Gümüş tüm yazdıklarında olduğu gibi bu kitabında da hem okura hem yazara  ya da yazan okurlara,  belirledikleri yere varabilmek için nereden, nasıl  yürüyeceklerini,  hangi yapıtların izlerini süreceklerini anlatıyor. İz sürülecek yapıtların ortak özelliği, tümünün yazın kuramı üzerine olması. Türkçe’ye çevirisi yapılan pek çok kuramsal yapıt üzerinden edebiyatın sorunları irdeleniyor, değerlendiriliyor.
 
Usulden olan, gündemdeki ya da gündeme getirilmesi gereken bir sorunu irdelemektir.  Ancak, Semih Gümüş “Eleştiri ve Edebiyat Nerede Aranır” başlıklı önsözünde edebiyatımızda “sorun olmayanı” tartışmaya açıyor bu kitabıyla. Bu durum, yazarların yazınsal gerçekleri araştırmak, yazdıklarının poetikasını oluşturmak sorunlarının olmayışı. Böyle bir sorundan uzak durmayı  “Doğulu konformizm”in göstergesi sayıyor Gümüş ve Çözümleyici Eleştiri’nin her yazısında  edebiyat estetiğine çok çeşitli yerlerden bakarak  okuyucunun, yazarın rehavet içindeki rahatlığını dağıtmaya çalışıyor bir bakıma. Yazar, her bölümün bir devamı olduğunu,  bunu ancak sözü edilen kitapları okuyarak izleyebileceğimizi sezdiriyor bize. Bu kitap başka kitaplara, farklı okumalara kapı aralıyor.  Rahatını bozup aralanan yeni kapılardan geçip geçmemek okuyucuya kalıyor. Gümüş, araladığı kapıları açmamız için gerekçeleri bize sunuyor zaten.
 
Asıl sorun şu ki kurmaca yazın ile eleştirinin birbirine göre  konumlanışına kafa yoruyor muyuz, kurmaca yazan ya da okuyan kişiler olarak karşı karşıya olduğumuz metnin çözümlemelerine, o kitabı didik didik edip bizde çağrıştırdıklarını kağıda dökmeye uğraşıyor muyuz? İşte bu noktada, sanırım eleştiri olup olmadığından çok eleştirinin ne olduğu üzerine düşünmeye gereksinmemiz var.  Bunun için okuyucu, kurmaca ve eleştirinin birbirini beslediğini, bütünlediğini fark etmeli. Gümüş, şu sözlerle ifade ediyor bunu: “Yazınsal metin ile eleştiri elbette birbirini tamamlar; eleştiri parlattığı metnin görünmeyen yanlarını ortaya çıkarırken, metin de eleştirinin dişlilerini yağlayıp daha iyi çalışmasını sağlar.
 
Kurmaca ile eleştirisi arasındaki ilişki bu kadar dolaysızken edebiyat kuramlarına, eleştiriye bu kayıtsızlık neden? İşin özü şu ki: “Yaratıcı yazarların da eleştiri yazması, düşünce üretimini edebiyatın içinde üstlenmesi gerektiğini sürekli vurguluyorum, ama olmuyorsa, başkalarının yazdıklarını okuyarak tamamlayabiliriz eksiklerimizi.” O zaman, Çözümleyici Eleştiri’den başlayabiliriz okumaya.
 
Melike Uzun – edebiyathaber.net (15 Nisan 2012)
 
Ç o k   O k u n a n l a r