Masthead header

Marki de Sade, başka bir deyişle ‘sadizmin efendisi’

‘Sadizm’e adını veren Fransız yazar ve soylu Marki de Sade’ın karısının neler yaşadığını, nelere göğüs gerdiğini, yüzyıllar sonra başka bir kadın kaleme aldı.

Yüzyıllar öncesinden günümüze gelen, sapkın öykülerle dolu eserleri defalarca okundu, tartışıldı, filme çekildi. Marki hakkında kitaplar, inceleme yazıları, tezler yazıldı.

Birçok kişinin, herhangi bir yazardan öte ‘canavar’ olarak gördüğü Marki’nin, ona üç çocuk veren sadık eşi ise hep satır aralarında kaldı, bir görünüp yok oldu.

Sapkınlığın tüm çeşitlerini yazan ve bunları bizzat yaşadığı izlenimini uyandıran ‘canavar’ın aksine, hayat arkadaşı Markiz de Sade; şevkâtli, sevgi dolu ve vefakârdı.

Alman yazar Sybille Knauss, bu ‘fazla iyi’ kadını merak etti. Onu araştırdı, anlamaya çalıştı, yazdı ve okurla buluşturdu.

Kitabı okuduktan sonra, Knauss’a yöneltecek birçok soru birikmişti aklımda. En çok merak ettiğimden başladım:

Sizi, Markiz de Sade hakkında yazmaya iten ne oldu?

Markiz hakkında yazmamın nedeni, son derece sıradışı bir hayata sahip olması. İnsanın böylesi bir yaşamı sürdürebilmek için olağanüstü güçlü olması gerekir. Güçlü kadınlarla ilgili gizem bana ilginç gelir. Bazen güçlü duruşları zayıflığı da andırır. Beni bu kitabı yazmaya iten, hem gerçek hayatta hem de edebiyatta rastlanılan bu gizem oldu.

“MARKİ GERÇEKTEN TEHLİKELİ BİRİYDİ”

Markiz güçlü bir kadın, doğru ama tarihte, özellikle ünlü bir erkeğin arkasında, karanlıkta kalmış birçok güçlü kadın var. Neden özellikle Markiz’i seçtiniz?

Marki de Sade sadece ünlü bir adam değildi, aynı zamanda gerçekten tehlikeli biriydi. Fazla söze gerek yok: O hem edebi eserlerinde hem gerçek hayatta bir canavardı. Hâl böyleyken, Markiz’in durumu ‘arka plandaki kadın’ olmaktan çok daha ötesi ve çok daha kötüsü. Markiz 21 yaşında Marki’yle evlendiğinde onun gerçekten kim olduğu hakkında hiçbir fikri yoktu. Onu zamanla tanıdı.

Niçin “Markiz de Sade’ın Evliliği”ni anlatmak istediniz?

Bu kitabı, hayatın karanlık yönlerinin de hayata dâhil olduğunu göstermek için yazdım. İnsan aklının sınırlarını genişletmeyi istedim.

“MARKİ’NİN ŞATOSUNA GİTTİM”

Markiz hakkında yazabilmek için nasıl bir araştırma yaptınız?

De Sade çiftine dair bilgilerin çoğunu, Fransa’da yayımlanan mektuplarından edindim. O zamanlar (18’inci yüzyılın sonları) iyi eğitimli kesimler çok sık hatta bazen her gün, mektuplaşıyorlardı, bizim bugün birbirimize SMS veya e-posta yolladığımız gibi… Bu mektupları okuyunca, kişilerin günlük hayatına da kolayca vâkıf olunabiliniyor.

Bunun dışında, çiftin yaşadığı yerlere de gittim: Özellikle Paris’te ve Fransa’nın güneyindeki La Coste’ta zaman geçirdim. La Coste’ta Marki’ye ait olan şatoya gittim. Çok güzel ve etkileyiciydi. Bir zamanlar orada yaşanan korkunç olayların da izini taşıyordu sanki.

“BAĞIŞLAMANIN BİR SINIRI VAR MIDIR?”

Araştırma sürecinde elde ettiğiniz bilgilerden sizi en çok sarsan neydi?

Çift hakkında öğrendiğim en şaşırtıcı şey, ne kadar ileri gitmiş olabildikleriydi. Marki, yazdığı ve yaşadığı cinsel fantezileriyle, Markiz ise sevgi, bağışlama ve koruyup kollama davranışlarıyla sınırları zorluyordu. Ama yine de bir limit vardı. Kitabın içinde “Anlayış göstermenin ve bağışlamanın bir sınırı var mıdır? Bir limit olmalı mı?” diye sormuştum. Elbette olmalı. Markiz de Sade bile o sınırı buldu. Her kadının bu yapması şart.

Kitabı okurken, aklıma en sık düşen soru, sayfa sayfa ilerlediğim hikâyenin ne kadarının gerçek, ne kadarının kurgu olduğuydu… Knauss, tarihi olayların hepsinin gerçek olduğunu, araştırma sonucu elde edilmiş bilgilere dayandığını söyledi ve şöyle devam etti:

Ancak, roman kişilerinin içlerinde yaşattıkları düşünceler, hayaller ve diyaloglar kurgu ürünü. Kimse, geçmiş zamanlarda bir kişinin nasıl hissetmiş olduğunu bilemez. Hisleri kurgulamak, biz romancıların işi.

“MARKİ’NİN MESAJI NET: NEYSEM OYUM!”

Knauss, Marki de Sade’ın hiçbir kitabını sevmediğini söylüyordu. “Yazdığı şeyler bana göre değil. Ama elbette hepsini okudum” dediğinde kendimi tutamadım:

“Yazdığı şeyler bana göre değil” demek, biraz ahlakçılık taslamak olmuyor mu?

Bu, ahlakçılık değil. Elbette ahlaksızca şeyler hakkında yazılmış muhteşem romanlar vardır. Ama Marki’nin kitaplarındaki pornografiyi çıkartıp atarsak, ortada edebiyat namına pek de bir şey kalmaz. Benim Marki de Sade’ı sevmeme neden olan asıl şey, cinsel yönelimlerini asla saklamaması. Hayatında da, eserlerinde de mesajı net: Neysem oyum! Onu edebiyat tarihinde hatırlanmaya değer kılan asıl özelliği bence budur.

“YAZDIĞI KADAR SAPKIN DEĞİL”

De Sade hakkında pek çok kez tartışma konusu olmuş soruya geldi sıra:

Marki, yazdığı kadar sapkın bir hayat yaşamış mıydı sizce?

Sanmıyorum. Gerçek hayatta bir yere kadar ileri gidebilmiştir. Ama yazarken sınır tanımadı. Yazdığı kadarını yapabildiğine inanmıyorum.

Marki, kitaplarında sadizm eğiliminin yanısıra din adamlarına olan husumetini de sıkça ifade eder. Knauss’un kitabında, bu ögenin noksan olduğunu fark etmiştim.

Neden? diye sordum…

Sanırım Marki’nin din ve Kilise düşmanlığına dair birkaç cümle var kitabımda. Ama benim odak noktam bu nefret değil, eşiydi. Kadının bu kadar korkunç bir adamla nasıl başa çıktığına, evliliğini sürdürebilmeyi nasıl başardığına yoğunlaştım.

Sebla Kutsal – Hürriyet (3 Eylül 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r