Masthead header

“Limbo”dan “cennet”e uçar “Huma Kuşları” | Fatih Külahçı

huma-kuslari-Front-1“Aşağıda, acı çekenlerin değil, yalnızca

karanlığın hüzünlü kıldığı bir yer var, orada

çığlık değil, iç çekişidir yakınmalar.”[1]

Karanlığın hüzünlü kıldığı bir yer var ve o yere varmadan önce Huma Kuşları‘nın kanatlarına takılmak iyi olacak sanırım.

Öykülerin çoğu gündemden beslenerek kendini ortaya koyan ama aynı zamanda -ki en önemlisi- gündemden nemalanmak gibi bir kaygı gütmeyen bir üslupla kaleme alınmış öyküler. Burada kuşkusuz Onur Çalı‘nın gündeme hangi mesafeden bakıp hangi mesafeden uçan tekme atacağını iyi bilmesi önemli bir etken.

Beslendikleri kaynak aynı olsa bile Huma Kuşları’ndaki öyküler kendi yollarını çizebilecek potansiyele sahip başına buyruk metinler. Ayrıca kısa ama yoğun öykülerin ardındaki katmanlı yapı açıldıkça, tek satırlık bir öyküden yüzlerce yıl yahut çok yakın zaman dilimleri çıkabiliyor.

Kitaba adını veren öyküden dem vurmalıyım: Huma Kuşları. Aslında TDK sözlüğünde kelime “Hüma” olarak geçmekteyse de halk arasında “Huma” şeklinde de söylenir ve başına konduğu kimseye mutluluk getirdiğine inanılan talih kuşu, devlet kuşu anlamındadır. Farsça ve Arapçadaki okunuşları “Hum­â, Hümâ, Hümây” şeklindedir. Kelime, bu yazıda, yazarın kitabında tercih ettiği şekliyle “Huma” olarak geçmiş ve geçecektir.

Huma’nın yukarıda geçen anlamlarının dışında bir de cennet kuşu anlamında olup Allah’a ulaşabildiğine inanılır. Huma; hayattayken asla yakalanamaz, havada yumurtlar ve yavrusunu havada çıkarır, ayakları yoktur, hiçbir kuşa zarar vermez, tehlike anında yavrularını kanatlarının altında korur.

Öykünün ismi Huma Kuşları olsa da kuşlar, sonunda tek bir cümleyle meydana çıkar. Ayrıca kitaptaki öykülerin her biri, birer Huma kuşu olarak da düşünülebilir.

“Sen beni Limbo’ya bırak şimdi. Yani Kapıkule’ye bırak, ben ordan giderim.”[2] Yazının başında geçen, karanlığın hüzünlü kıldığı o yere geldik: Limbo Bar.

Limbo, Latincedeki Limbus kelimesinden gelir ki manası sınır veya kenardır. Ortaçağ teologlarının İnfernum adını verdikleri yeraltı dünyasının bölümlerinden biridir Limbo. “Cehennem, İsa’nın yaşamış olduğu kutsal Kudüs kentinin altına rastlar. Cehennem’in giriş bölümünde ‘kötülük de iyilik de yapmadan yaşamış olanların ruhları’ vardır. Cehennem’in ilk akarsuyu Akheron da buranın sınırındadır. Daha sonra Cehennem’in ilk dairesi Limbus gelir. Limbus’taki ruhlar dürüst yaşam sürmüş, ancak çoğu Hıristiyanlıktan önce yaşadığı için ‘vaftizden yoksun kalmış’, vaftiz olmadan ölmüş ruhlardır.”[3]

Öykü, Limbo Bar’da başlar; Yetim İsa, Guy Fawkes, Louis Lingg, Can Yücel okey oynamaktayken “büyük bir acı doldu içime / çünkü Limbus’ta sallantıda olanların içinde / değerli insanların bulunduğunu anlamıştım.[4] Öykü, tiyatro metnine özgü unsurlarla birlikte, olanları hatırda tutmak ve insanlığın, devletin ve devlet diye geçinen insanların acımasız, rezilce sonuçlara sebep olan vicdan yoksunluğunu tekrar zihindeki sahneye koyar.

Ayaz Bebek[5], Yücel Arı[6] ve Berkin’e ithaf edilen öykü, yaşanan acıları kullanarak kendine yer açmaya çalışmıyor, aksine yaşananlar karşısında insan olarak Onur Çalı’nın huzursuzluğundan doğan cümlelerdir ve öyküyü nerede bitirmesi gerektiğini bilir yazar, tıpkı biten şeylerin yeni başlangıçlar doğurabileceğini bildiği gibi. Berkin…

Louis Lingg isminin üzerinde durmak gerek. Çünkü dört sahneye ayrılan öykünün her sahnesinde olmakla birlikte öyküde diğer üç karakterden daha çok ön plandadır. 1886 Haymarket olayı olarak bilinen ve bugünkü 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı doğuran olayda haksız yere tutuklanıp idam kararı verilen isimlerin arasında henüz 23 yaşında olan Louis Lingg de vardı. Olaydan bir yıl sonra Albert Parsons, George Engel, Adolph Fischer ve August Spiess idam edildiler. Louis Lingg bir gün önce hücresine gizlice getirttiği mermileri ağzında patlatarak intihar etti. Diğer sanıklar yedi yıl sonra yeni seçilen vali tarafından serbest bırakılmış olsa da idam edilenler dahil olmak üzere olayın hukuk hatası olduğu açıklandı.

Öyküde Louis, Limbo Bar’dan ayrılır ve Kamil Kaptan’la bir seyahate çıkar. Çuvalla para vardır yanında. Bu paralarında aslında sadece kağıt oldukları ve paranın temizi olmadığı vurgulanır. “…bir sürü kağıdımız var bak…”[7] Üçüncü sahnede Yücel çıkar karşımıza. Bursa’da 6 yaşında karton-kağıt toplarken kamyonetin altında kalarak yaşamını yitiren…

Oradan Konya’ya uzanır yolculuk. Bir bebeğe ve annesine yığınla para bırakır Louis. Bebeğin kulağına şunları fısıldar: “Sizi tanımıyorum! Sizin yasalarınızı, nizamınızı, kuvvete dayanan yetkinizi tanımıyorum! Bu yüzden asın beni!”[8] Bu sözler gerçekten Louis Lingg tarafından söylenmiş ve öyküde yer bulmuştur. Ayaz Bebek, yakacak karton olmadığından…

Genel olarak öyküye tekrar dönüp baktığımızda Onur Çalı’nın kendine has kaotik öykü evreni yapılan yahut yapılabilecek çokça çıkarıma gebe. Biraz detaylandırılarak düşünülen her metin size kucağını kendiliğinden açacaktır.

Sahi, buradan bakınca kendi cehennemimiz, Limbo’muz Kapıkule’de başlıyor, kâğıttan sebeplerle bebekler, çocuklar ölüyor ve Huma kuşları artık sadece cennette yahut cennete uçuyor çünkü devlet, kuşları da vurup piyango biletine mıhlıyor hem de kağıttan sebeplerle…

Bir devletin tarihi; haksız yere öldürülen yahut ölmeye zorlanan insanların trajik tarihinden başka nedir ki? Devlet ve gereksizliği, devlet ve cinayet, devlet ve sömürü vs. üzerine yığınla yazı yazılabilir “ama önce şu humaları Berkin’e bırakacağız, çek İstanbul’a Kamil Kaptaan!”[9]

Fatih Külahçı – edebiyathaber.net (21 Mayıs 2015)

[1] Çev. Rekin Teksoy, Dante Alighieri, (12. basım, 2011), İlahi Komedya, İstanbul, Oğlak Yayıncılık, s.331

[2] Onur Çalı, (2015), Huma Kuşları, İstanbul, Alakarga Yayınları, s.17

[3] Çev. Rekin Teksoy, Dante Alighieri, (12. basım, 2011), İlahi Komedya, İstanbul, Oğlak Yayıncılık, s.19

[4] a.g.e. s.56

[5] http://www.milliyet.com.tr/40-gunluk-ayaz-bebek-cami-krik/gundem/detay/1812543/default.htm

[6]http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/27751/6_yasindaki_Yucel__karton_toplarken_can_verdi.html

[7] Onur Çalı, (2015), Huma Kuşları, İstanbul, Alakarga Yayınları, s.14

[8] a.g.e. s.16

[9] Onur Çalı, (2015), Huma Kuşları, İstanbul, Alakarga Yayınları, s.17

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r