Masthead header

“Küllenmiş Ateşlerim” | Feridun Andaç

Gecesi söz olan yolcuydunuz.

Ara yerindeydiniz üstelik. Kaç-göç günleri gelip kapınıza dayanmıştı.

Birlikte geçit’i seçmiştiniz.

İşte orada başlamıştı her şey…

Hayatınızda dindirilen ne varsa bir ânda alev almış, tutuşanların da  çok farkında olmamıştınız.

Çünkü, küllenmiş ateşleriniz vardı.

Giderken toprağı ve havayı seçmeniz biraz da bundandı.

Daha sonraları, hatırladıkça bunları, yazmıştın da dostuna:

“Beklemek benim için tam bir kabus… Onu o kadar çok şey için bekledim ki… O kadar çok şeyi ertelemiştim ki… Mesela dolabımda hiç giyilmeyen giysilerim vardı onunla giymek için… Hiç giyilmemiş ayakkabılarım, hiç kullanılmamış takılarım, seyredilecek filmler, gidilecek yerler… Bir sürü biriktirilmiş yaşanmamışlıklar… Hep beklenen gelecek ve sonunda gelen  ağır bir hastalık ve ölüm… Hay Allah şimdi bunları yazarken bilgisayarının önünde gözyaşları içinde kaldım…

Beklemek… Neyi beklediğini bilsem bile ne yazık ki benim için  bir kabusa dönüştü… Bununla başa çıkmayı da öğreneceğim tabii ama şu zamanlarda beklemek fikri bile bende  anksiyete üretiyor…” (01.02.2017)

Burukluk gelip hayatınızı sardığında, sen Galler kırlarındaydın o da bir hastanenin eter kokulu odalarında.

Aylar sonra çıkıp geldiğinde seni tanımama hali… Sonra, çıldırı nöbetleri…

Kaç güz yaşlanmıştı içindeki duygular.

Hatırlayıp, hatırladıkça da yineleyip duruyordun; adını çıkaramazsan da şairin o dizesini:

Küllenmiş ateşlerim…

Küllenmiş ateşler…

Küllenmiş ateş…

Küllenmiş…

Sahi, küllenmiş onca şeye rağmen ayakta kalmak. Yeni bir aşka yelken açmak nasıl bir şey?

Yaraları sağaltmak için mi gideriz…

Bir ân hatırlamıştın sizi geçit’e sürükleyen olayları.

Bir yerde okumuş, gülümsemiştin gene buruklukla:

“Paris Komünü gibiydi gezi!”

Yani, siz de “Komüncü”ydünüz demek, giyotinden kaçıp sürgünü seçenler.

“Yaralarım aşktandır,” diyen şairle yazgınız aynı mıydı yoksa?

Seven kadın, ateşlerini külleyendir.

Gülümsemiştin.

Oysa, bunu en dar zamanlarında sana yazarak gelen dostuna şöyle anlatmıştın:

“Gönülçelen” hikâyenizin sırdaşı olmak benim  için çok ilginç bir tecrübe… Ben sizin kadar sabırlı olmazdım, olamazdım… Belki aylarca acı çekerdim ama duygularımı kapatırdım… “Goethe’nin “sizi seviyorum, ama bu sizi hiç ilgilendirmiyor” sözü bende sevgim eğer o kişiyi ilgilendirmiyorsa o zaman o kişiyle ne duygularımı, ne düşüncelerimi, ne de satırlarımı paylaşmam olarak karşılık buluyor.)  Aşk o ülkeye varılmayınca güzel sözünüz benim için korkutucu… Ben aşkın yaşanmasından yanayım yaşanmıyorsa benim için sadece acı anlamına geliyor… “ (30.01.2017)”

O, kendisini geçitsiz kılmayı seçmişti. Ama, “her gün ona yazmaktan vazgeçmeyin” sözünüze de sadık kalmıştı. Bir de, “Bir şey kalınca, kanama sürüyor. Doğa eylemsiz yapamaz, hele insan hiç. Hiçlemeyin, aşkınıza gidin; yakmayı değil, yanmayı göze alın,” sözlerinizi unutmadığını yazmıştı size.

Şairin, “bir bakışsız kara” şiiri geliyor aklına; o  bunlardan söz edince. Ezberinde tuttuğun dizelerini yazıyorsun hemen mektubunda:

“Remillerle kanıyor labirent buluşmaları. Yaşıtımdı

ve kapanmış bir kraliçeydi. Nasıl atlar ve nasıl

katanalar çürürdür. Varılan derinlikte.

Ağıntılarla örtüyor kendini. Kılıç kında kösnü

dümdüz bir olasılık. Aldırmıyorum. –Kimse birbirini

aramasın! Geçerken belirli bir denizi.” (Ece Ayhan, “İpeka”)

İşte, o hatırlama zamanı içinde bir başka anlatı, onun yazıp sana ilettiği bir metin gelip buluyor seni. Bazı satırlarını çizerek okuyorsun:

“Duygusal farkındalık; duygularla, içgüdüsel dürtülerle ve zihinsel baskılarla mekanik/kalıpsal hareket etmenin ötesine geçmeye, bilinçli ve spontane davranabilmeye, bağımsız bir bireyin gelişmesine destek olur.”

Gene de, “düşlem, deneyimden daha güçlüdür,” sözündesin Gaston Bachelard’ın. Hayat nereye evrilirse evrilsin, bundan kopunca ateşler de yaralar da günün her ânını çekilmez kılar.

Yangından çıkmak için bize bu gerek!

Feridun Andaç-edebiyathaber.net (28 Ağustos 2018)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r