Masthead header

Kralın çıplaklığını gösteren yazar | Havanur Taflan

Eksik parçalarını bizim tamamlama hakkımızın olduğu yapboz gibidir hayat. Duygularla şekil verilen ama bazen parçaları yanlış yerlere konulan… Bu yüzden onu en iyi anlatan edebi tür, öyküdür. Duygunun anlatımıdır öykü. Okurla yazar arasında dar alanda bir paslaşma… Tek oturumluk, tek solukta okunacak kadar kısa… Ama okurun bu okuma eylemi için kendini hazırlaması gerekir. Bunu yapmadığında kendisine sunulan duygunun içine giremeyeceği için bir şey anlamayacaktır anlatıdan. Öykü kitapları için Feyza Hepçilingirler’in ‘yatmadan önce okunacak kitaplardan değildir’ demesi de bu yüzdendir.

Bireysel bir dildir öykü… Cesur ve içten… Öykü yazarı çok konuşmaz, anlatacak çok şeyi olmasına rağmen. Okurun anlaması için küçük ayrıntılara, imgelere gizler duygularını… Hepçilingirler öykü uzatmayı ‘suyu çok kaçan, tadı değişen yemeğe’ benzetir. Kısalık, öykünün yaratıcısı olan yazarın başarısıdır. Anlatılmak istenen duyguyu vermek yeterlidir sadece. Hemingway’ın İngilizce altı kelimeden Türkçe çevirisi beş kelimeden oluşan minimalist öyküsü gibi… “Satılık; Bebek ayakkabısı, hiç kullanılmamış.”

Hiç anlatılmamış olanı arama yolculuğudur Maupassant’ın yazım serüveni. Gustav Flaubert; “Bana öyle şeyler anlatmalısın ki anlattığın o kişileri başkalarından farklı göreyim. Kapısının önüne oturmuş bir bakkalın, piposunu içmekte olan bir kapıcının veya bir fayton durağının yanından geçerken, bu bakkal ya da kapıcının gerek görünüm gerekse ruh haliyle diğerlerinden farklılığını öyle anlatmalısın ki, ben onları başka bir bakkal ve başka bir kapıcıdan ayrı görebileyim. Bir fayton atının, ondan önce geçmiş veya ondan sonra geçecek olan diğer atlarından hangi bakımdan farklı olduğunu tek sözcük ile anlatabilmelisin.” der ona.  Şiirle başlar edebiyat yolculuğuna Maupassant. Her konuda ondan desteğini esirgemeyen ve ustası olan Flaubert onun şiirden düz yazıya dönmesini istese de kopamaz uzun bir süre. Cannes’da bir yangın sırasında yazdığı şiirler yanınca mısraları tamamen terk edip tüm enerjisini düz yazıya verir. 

Toplumsal yergi, başkaldırı ve özgürlük tutkusunun yansımaları görülür hikâyelerinde. Yaşanan ama dile getirilmeyen gerçekliklerdir anlattığı. Basit olan olaylar onun kalemindeki dokunuşla farklılaşır. Toplum tarafından idealize edilmiş her şeyi tepetaklak etme ve yaşanılan bir olayın nasıl anlatılabileceğini gösterme derdindedir. Ama kısa ve öz… Emile Zola; “…onun birkaç sayfaya yoğunlaştırdığı bir sorunu eminim öteki yazarlar cilt cilt kitaplara sığdırabilirdi. La Fontaine’in bir masalı ya da Voltaire’in bir hikâyesi gibi şimdiden klasikler arasına girdi” der onun için. 

İlk çıkışını ‘Yağ Tulumu’ adlı öyküsü ile yapar. Cümlelerin su gibi aktığı, kişilerin tasvirindeki ince ayrıntılar ve bütünden çıkan acı ders… Yağ Tulumu öyküsü ile tam bir orijinal eser yaratır Maupassant. Kimseyi taklit etmeksizin hem de kendi çizgisini yakalayarak… Yağ Tulumu’nda; ahlakı, yurtseverliği kendi tekellerine alan her kapının parayla açılabileceğini sanan insanları oturtturur karşımıza. Toplumsal ikiyüzlülüğü hem soylular hem de din üzerinden gözler önüne serer.  Tüm yolcular (rahibeler, soylular ve burjuvadan insanlar ve bir fahişe…) yazar tarafından özenle seçilerek yerleştirilmiştir posta arabasına. Çıkarlarına göre şekil değiştiren bukalemun gibidir hepsi (öyküye adını veren Yağ Tulumu hariç)… Tanıdıkları Alman askerleri üzerindeki etkilerinden yararlanarak hareket iznini alan yolcular ülkelerini terk etmektedirler. Kadınlı erkekli bu yolcu topluluğunu tasvir ederken toplumsal sınıfın panoramasını çizer. Hikâyesinde toplumun ikiyüzlülüğü, çıkarları olduğunda ne çabuk dönüşler yaptıklarını, doğrularını(!) ne kadar kolay terk ettiklerini gösterir bize. Hikâyenin kahramanı kadına diğer yolcuların takındıkları tavır insanlığın ikiyüzlülüğünün aynada yansımasıdır adeta. 

Maupassant’ı iyi bir öykücü yapan onun gözlem yeteneğidir. Yazdığı her hikâyede yer alan kahramanlar, gerçekte var olan ve onun gözlem yeteneğinin süzgecinden geçerek öykülerine dâhil olur. 19. yüzyıl Fransa’sının tarihine de tanıklık eden Maupassant savaşın açtığı yaraları basit olaylar üzerinden okura anlatır. Ustası Flaubert gibi isyankâr bireyci, anarşist bir burjuvadır. Tek tek insanları ne kadar seviyorsa, kitle halinde hareket ettikleri zaman o kadar endişe eder. “Toplum adı verilen şu sofu yaşlı fahişenin eteğinin içinde eğlenen mankafa beylerden oluşmuş yönetici sınıfların ortadan kaldırılmasını arzuluyorum.” Yaşadığı toplumdaki siyaseti yeren gazete yazıları da yazar. Gazetede çıkan bir şiiri nedeniyle genel ahlaka ve geleneklere hakaret etmekten suçlanır. Flaubert gazeteye gönderdiği mektupla onu savunur; “…Ne yapmaya zorlanıyoruz. Ne yazmak lazım? Hangi devirde yaşıyoruz? Şiir tıpkı güneş gibi, gübrelediğini altın haline çevirir. Bunu görmeyenler varsa ne yapalım yani!” 

‘Öykü zevkini Fransa’ya ben getirdim’ diyen Maupassant (olay öykücülüğünde) dünya edebiyatında da rol model olur. Artık gençlere kılavuzluk etme sırası ondadır. “…sanat matematik gibidir. Basit ama iyi sentez yapılmış öğelerden önemli sonuçlar elde edebilir. Zeki olmak kaydıyla, düşüne düşüne başarıya ulaşılır. Okuduklarınızdan hiçbir şeyi hatırlamamalısınız. Her şeyi unutunuz. Size şimdi doğruluğundan emin olduğum tuhaf bir şey söyleyeceğim: ‘özgün olabilmek için, kimseyi taklit etmeyiniz.’ ” (Flaubert’den öğüt almaya giden genç artık çok yol almıştır.) Ona göre görmek; doğru görmek, üstatların gözüyle değil kendi gözleriyle görmektir. Üstatlarını dinler gibi gözükse de aslında hep bildiğini okur. Troyat’ın ona ‘Özgür Tay’ demesi bundandır. “Hayat sanatçı için sadece bir vasıtadır, sanattan başka hiçbir şey yoktur.” diye düşünen Flaubert’in tersine hem hızlı yaşar hem de bol bol yazar.

Tipik bir Fransız kokan (Troyat’ın deyimiyle) eserleri Turgenyev ve Tolstoy’un ülkesinde bile ilgi görür. Artık daha çok okura ulaşmak ve beğenilmenin dışında ürettiklerini paraya dönüştürme hırsıyla doludur. (Aslında bu onda hep vardır.) Edebiyat onun para kaynağıdır. Onun edebiyata yönelmesinde desteğini esirgemeyen tam bir burjuva olan annesidir bu hırsın nedeni… Annesine yazdığı bir mektupta Bel Ami (Güzel Dost) adlı romanı hakkında bilgi verirken; “…Satışı artırmak için uğraşıyorum. Victor Hugo’nun ölümü satışları büyük ölçüde etkiledi.” diye dert yanar. 

Le Horla adlı öyküsü kendi hikâyesidir bir bakıma. Günlük şeklinde ele aldığı bu öyküde hastalığından kaynaklı ağrılarını dindirmek için kullandığı uyuşturucunun etkisiyle gördüğü sanrıları anlatır. “…Beynimiz ne kadar da zayıf ve nasıl da açıklanamayan küçük bir olayla korkuya ve yanışa sürükleniyor.” Ölüm korkusu ve sanrılarla geçen hızlı bir yaşamdır onun hayatı. “Yaşama göktaşı gibi girdim oradan yıldırım gibi çıkacağım.” Tıpkı söylediği gibi de olur. (Hızlı yaşanan genç yaşta biten bir ömre 27 eser 300’e yakın öykü ve roman bırakarak kırklı yaşlarda hayatını kaybeder.) Hızlı bir yaşam yüzlerce öykü ve roman… 

“Halk kimi zaman budalaca sabırlı, kimi zaman şiddetle tepkisiz bir koyun sürüsünden başka bir şey değil. ‘Ona eğlen!’ diyorsun, gidip eğleniyor. ‘Git komşunla savaş’ diyorsun gidip savaşıyor. Halkı yönetenler de aptal, insanlara itaat edecekleri yerde sadece aptalca, kısır ve yanlış olabilecek ilkelere itaat ediyorlar. Bunların böyle olmasının nedeni de değişmez ve kesin sayılan fikirler olması zaten. İnsanın hiçbir şeyden emin olmadığı bir dünyada, fikirlerin başka türlü olması beklenemez ki.”  

Salt gerçeği, günlük yaşamdaki umutsuzluğu cesurca dile getirmek için doğmuş gibidir. Diğer tüm öykülerinde anlattığı hikâyelerle, özellikle de öykücüğünde zirveye çıktığı ‘Yağ Tulumu’nda arabaya doldurduğu insanlığın çıplak gerçekliğiyle bizi baş başa bırakırken, tıpkı kralın çıplak olduğunu söyleyen cesur çocuk gibidir. Herkesin gördüğü ama itiraf edemediği (gözünü yumduğu) gerçekliği çekinmeden dile getirir çünkü. Bu özgür tayın anlattığı her şey gerçek ama bir o kadar da diğerlerinden farklıdır.

Kaynaklar:

Feyza Hepçilingirler, Öyküyü Okumak. Kırmızı Kedi Yayınları

Necip Tosun, Öyküyü Sanat Yapanlar, Dedalus Yayınları

Guy De Maupassant, Öyküler, Epsilon Yayınları

Henri Troyat, Fransız Edebiyatının Özgür Tayı, Hece Yayınları

Havanur Taflan – edebiyathaber.net (15 Haziran 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r