Kör Baykuş’a daha yakından bakmak için | Hülya Soyşekerci

Temmuz 3, 2026

Kör Baykuş’a daha yakından bakmak için | Hülya Soyşekerci

20. yüzyıl modern İran edebiyatının kurucu yazarlarından Sâdık Hidâyet’in Kör Baykuş adlı romanı (1936) dünya edebiyatında bir başyapıt olarak değerlendirilir. Kör Baykuş, İran edebiyatında romana bağımsız bir tür olarak yeni bir estetik değer kazandırdığı için tarihsel bir öneme sahiptir.

Sâdık Hidâyet, eserlerinin önemli bir kısmının odağında yer alan ölüm ve intihar düşünceleriyle, kâbuslarla dolu bunalımlı bir dünya içinde yalnızlık, gerçeklerden kaçış, boşluk duygusu ve ölüm gibi temel izlekleri sürdürür. Kafka, Poe, Çehov, Rilke gibi yazarlara yakın olan Sâdık Hidâyet, yarattığı yazınsal evrende, çoğu zaman, düşlerle gerçekleri bir arada işler. Kör Baykuş, zaman kavramının sekteye uğradığı; geçmiş, gelecek ve şimdiki zamanın iç içe geçtiği; gerçeklerle düşlerin karışıp kahramanların birbirine dönüştüğü özgün bir masalsı anlatıdır. Bu masalsılık yer yer gerçeklere dokunarak yazarın yaşamına ve bazı kültürel kodlamalara açılır.

Sâdık Hidâyet’in başta Kör Baykuş olmak üzere birçok eseri, yapısalcı, psikanalitik, sosyolojik, feminist vb. okumalara açık; yoğun, derinlikli ve zengin metinler olarak dikkat çeker. İçerdiği anlam yoğunluğu dolayısıyla Sâdık Hidâyet’in eserlerine dair birçok inceleme, araştırma çalışmaları yapıldı; kitaplar, makaleler yazıldı. Onun sıra dışı dünyasına yorumsal açılımlar kazandırıldı; Sâdık Hidâyet ile eserleri arasındaki bağıntılar, farklı perspektiflerden ele alınarak işlendi.  

Geçen gün, kitaplığımda görünce yeniden okuma isteğiyle elime aldığım Yazarın Gölgesi adlı ortak kitap, Sâdık Hidâyet’le ilgili uzun zamana yayılmış bir araştırma sürecini kapsayan, ilginç ve özgün bir inceleme olarak dikkat çekiyor. Rıza Beraheni, Haşim Hüsrevşahi ve Saba Kırer’in ayrı ayrı kaleme aldıkları ve birbirini bütünleyen yazınsal eleştiri metinlerinin toplamından oluşan bu kitap, yazarları tarafından “bir atölye çalışması” olarak nitelendiriliyor.

Kitaptaki yazılarda Kör Baykuş odağa alınıyor; roman metnindeki bazı bulgular, yazarın öteki metinleriyle ve yazarın yaşamındaki olaylarla karşılaştırılarak önemli sentezlere ulaşılıyor. “Kör Baykuş’un yeniden yazılışı” alt başlığıyla sunulan kitapta, psikanalizin verilerinden olabildiğince yararlanılarak, Sâdık Hidâyet’in Diri Gömülen, Perde Arkasındaki Bebek, Üç Damla Kan, Karanlık Oda gibi sürrealist öykülerinde ve Kör Baykuş romanında işlenen ölüm-aşk-korku-intihar-ölümseverlik-ölüsevicilik gibi birtakım kavram ve izlekler ayrıntılı olarak ele alınıyor. Karakterlerdeki çift eşeylilik olgusundan hareketle bazı sonuçlara ulaşılıyor. “Ölüm ve korkunun bir duyumsama olmaktan çıkıp birer varlık haline dönüşmesi”nde bireyin ruhsal yapısının işlevselliği üzerinde durularak Sâdık Hidâyet anlatısının asli niteliklerinden birinin bu dönüşme süreci olduğu ifade ediliyor.

Yazarın Gölgesi, psikiyatr Prof. Dr. Yıldırım B. Doğan’ın önsözüyle açılıyor. Önsözde, kitabın yazarları Beraheni, Hüsrevşahi ve Kırer’ in “eser karakterlerinin ruhsal yapısını saflaştırarak, ayrı bir olgu değerinde, özellikli bir biçimde ele alıp işledikleri”nden söz ediliyor.

Yazarın Gölgesi, Sâdık Hidâyet’in Perde Arkasındaki Bebek öyküsünün incelemesiyle sürüyor. Rıza Beraheni imzalı yazıda öyküdeki cansız, ruhsuz bir vitrin mankenine âşık olan ve onu yaşamının odağına alan takıntılı, yalnız ve bunalımlı öykü kişisinin iç dünyasının psikanalitik açıdan çözümlemesi gerçekleştiriliyor. Anlatıcı konumundaki öykü kişisinin bakış açısından aktarılan öykü kadınlarının durumuna da dikkat çekiliyor. Perde Arkasındaki Bebek’te, Kör Baykuş’ta ve yazarın öteki birçok öyküsünde kadınların, suskun, konuşmayan, sormayan, boyun eğen, edilgin, ölü ya da cansız varlıklar olmalarına; anlatıcı tarafından put, biblo ya da heykel konumuna indirgenerek şey’leştirilmelerine işaret ediliyor kitabın yazarları tarafından.

Kitabın yazarları açısından “Kör Baykuş’un yeniden yazılışı” şu anlama geliyor: Eleştiri metni bir bakıma yeniden yazma girişimidir; eleştiri yazarken asıl metne paralel olan yeni bir metin üretilir; bir paralel dünya yaratılır. Bu, aynı zamanda asıl metnin içine girmek, onun içindeki bir parçaya müdahale etmek anlamına gelir.

Rıza Beraheni’nin yazısında, kişi adlarının etimolojisinden mitolojiye açılıyor; Freud’cu simgelerle bazı ipuçlarına ulaşıyoruz. Derin bir çözümleme içinde buluyoruz kendimizi. Doğaya ve kadına egemenlik ilişkisinin Descartes’çı mantık bağlamında ele alınışının ilginç yorumlarıyla karşılaşıyoruz. Burada Doğu erkeğinin kadına bakışının Batı’nın Descartes’çı mantığıyla buluşmasına tanık oluyoruz. Bir anlamda Sâdık Hidâyet’in bazı eserlerinin feminist açıdan eleştirisi gerçekleşiyor ya da Kör Baykuş’un yeniden yazımının taşıdığı itirazı görmemiz sağlanıyor: “Çünkü Kör Baykuş’ta kadınlar konuşmuyor.” Kör Baykuş’un yeniden yazılması, “bu kadınların Kör Baykuş’un anlatıcısının zihninde dil açması” anlamına da geliyor böylece. Metnin ayrıntıları yoluyla toplumsal kültürel kodlamalara geçiş yapılıyor.

            Saba Kırer, derinlikli yazısında, George Bataille’in Annem: Göğün Mavisi adlı romanıyla Kör Baykuş’u ölü çekiciliği, nesne ilişkileri, imge, mekân gibi öğeler açısından karşılaştırarak ilginç benzerlikler ve buluşma noktalarına ulaşıyor. Karşılaştırmalı edebiyatın iyi bir örneği olan bu yazıyı okurken, psikanalizin verileri ve katmanlı bir yapı üzerinden edebiyat metinlerine nasıl bakılacağını kavramış oluyoruz. Saba Kırer, ülkemizde psikanalizle edebiyat ilişkisini, seçtiği doğru yapıtlar üzerinden, ayrıntılı ve kapsamlı bir biçimde konumlandıran titiz, derinlikli bir eleştirmen. Saba Kırer’in daha önce Bilge Karasu’nun “Usta Beni Öldürsen-e” öyküsünün analizini de Freud’dan Lacan’a pek çok psikanaliz kuramcısının düşünce ve yapıtlarına dayandırdığına ve sıkı bir eleştirel metin oluşturduğuna tanık olmuştum.  Edebiyatımızda, yazınsal metinlere, psikanalizin verileriyle ve psikanalitik edebiyat kuramından hareketle bu denli katmanlı, derinlikli tarzda bakan ender kişilerden biridir Saba Kırer.

Haşim Husrevşahi de kitapta Sâdık Hidâyet metinlerinde kadının durumunu analiz ederek, intihar, ölüm, çift cinsiyetlilik, nekrofili, kişilik parçalanması olgularına yeni yorumlar kazandırıyor. Sâdık Hidâyet’te varoluş sorunsalının, anne rahmine geri dönme; zamansız- mekânsız bir evrene açılma gibi nihaî boyutlarını gözler önüne seriyor.

Kitapta belirtildiği üzere, Sâdık Hidâyet öykülerinin tersine çevrilip yeniden yazılması; metnin sorgulanmasıyla, anlatıcının bakış açısından anlatılan-gösterilen- öldürülen kadınların, suskunluktan konuşmaya geçişleriyle, dolayısıyla okurun yeni yorumu ve yeni görme biçimiyle gerçekleşecek. Bu durum, böylece, bir uyanmayı ve farkındalığı beraberinde getirecek.

Sâdık Hidâyet metinlerinin derin analizini gerçekleştirerek, okurun zihninde yaratıcı düşünce ufukları açtığını gözlemlediğimiz ve yeni bir basımının genç kuşaklarla buluşturulmasını içtenlikle dilediğimiz bu inceleme kitabının en son cümlesiyle sonlandıralım satırlarımızı: “Kadınlar konuşmadığı sürece öykülerdeki cehennemin kapıları asla kapanmayacak.”


________________________________________________________________________________

“Yazarın Gölgesi, Sadık Hidayet: Ölüm, Kadın ve Kör Baykuş’un Yeniden Yazılışı”, Rıza Beraheni- Haşim Hüsrevşahi- Saba Kırer, İnceleme, Kavis Kitap, Ağustos 2011.

Yorum yapın