Klara ile Güneş: Melankolik bir distopya | Onur Uludoğan

Kasım 19, 2021

Klara ile Güneş: Melankolik bir distopya | Onur Uludoğan

I

Yapay zekâ teknolojisi ve onu tamamlayacağı varsayılan insansı makineler konusu özellikle, edebiyatı ve sinemayı her zaman cezbetmiştir.

İnternet kullanımının yaygınlaşması yapay zekâ çalışmaları için başka bir boyutun açılmasını sağladı. Son yıllarda hayatımıza giren ve yapay zekâ çalışmalarının daha verimli bir şekilde ilerlemesini sağlayan “deep learning” teknolojileri ve benim gibi konuya tam hâkim olmayanların bilme imkânının olmadığı nice yeni gelişme, insanlığın farklı bir geleceğe gittiğine dair algıyı pekiştiriyor.

Bu tür netameli konuların hepsinde olduğu gibi konuya umutla yaklaşanlar olduğu gibi karamsar bakış açısına sahip olanlar da var.

Sıradan edebiyat ve sinema severlerin konuya ilişkin algısını Asimov’un, üç robot yasası etrafında şekillendirdiği, daha olumlu olarak niteleyebileceğim bakış açısı ile Philip K. Dick, Frank Herbert gibi yazarlarla; Blade Runner, Dune gibi uyarlamalar, The Matrix, Her, Ex-Machine ve kısa bir taramayla adlarını hatırlayabileceğimiz diğer filmler ve dizilerin getirdiği olumsuz bakış açısı belirliyor.

Yapay zekâ destekli algoritmaların öğrenme hızlarını ise akıllı telefon kullanan herkes günlük yaşamında deneyimliyor. Satranç, Go, Dama gibi oyunlarda makinelerin insanlara olan üstünlüğünü tartışmayı bırakalı çok oldu.  

Bütün bu gelişmeler kısmen baby boomer daha çok da x ve y kuşaklarının yaşamlarını olumsuz anlamda etkilemeye başladı bile. Geleneksel eğitim sisteminden çıkmış ve tek bir alanda uzmanlaşma eğilimindeki bu kuşakların bir kısmı orta ve uzun vadede işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya.

Tarih bize, önemli teknolojik gelişmelerin bazı meslekleri yok ederken yerine daha fazla istihdam gerektiren yeni mesleklerin ortaya çıktığını gösteriyor. Bununla birlikte yeni mesleklerin, z ve sonrasındaki kuşaklar için istihdam olanağı yaratma ihtimalinin daha kuvvetli olduğunu düşünebiliriz.

Bugün göçmen karşıtlığını tetikleyen temel dinamiklerin orta ve uzun vadede yapay zekâ ve robot teknolojilerine yönelebileceğini varsayabiliriz.

II

2017 Nobel Edebiyat Ödülünün sahibi Kazuo Ishiguro da yukarıda kısaca değinmeye çalıştığım gelişmeler üzerine kafa yormuş ve ortaya Klara İle Güneş isimli roman çıkmış.

Kazuo Ishiguro, benzer sularda 2005 tarihli Beni Asla Bırakma isimli romanında da yüzmüştü. Bağışçı klonları merkeze alan romanında Ishiguro, duruma klonlar açısından bakarak oldukça hüzünlü ve karamsar bir bakış açısı sunmuştu.

Beni Asla Bırakma, Günden Kalanlar ile beraber yazarın en iyi iki romanı olarak nitelenebilir.

Klara İle Güneş, yukarıda adını andığım iki kitaptaki en iyi noktaların harmanladığı bir roman olmuş. Bununla birlikte Beni Asla Bırakma ve Günden Kalanlar’la kıyaslanınca onların seviyesine çıkamamış bir yapıtla karşı karşıya olduğumuzu belirtmeden edemeyeceğim.

III

Klara İle Güneş, İngiltere olmadığı satır aralarında belirtilen bir ülkede geçiyor. Zaman ise belirsiz. Roman kahramanlarının günlük yaşamları, günümüzden pek de farklı değil. En önemli değişiklik, yapay zekâ ve insansı robot teknolojilerinde olmuş. Bu alanlardaki ilerlemeler, insanların zihin kapasitelerindeki yetersizliği daha belirgin kılınca bununla baş edebilmek adına da detayları tam olarak verilmeyen bir yöntemle, çocuklara “yükseltme” denilen bir işlem uygulanmaya başlanmış. Çoğu üniversite, yalnızca yükseltilmiş çocukları kabul ederken, yükseltilmemiş olanların kaderine ise yoksulluk düşüyor.

Yükseltme işlemi çeşitli riskler barındırdığı için işler beklendiği gibi gitmezse yükseltilen çocuklar çeşitli seviyelerde fiziksel olumsuzluklar yaşıyorlar.

Romanın en önemli iki kişisinden biri, yükseltilmiş bir çocuk olan Josie’dir. Romana adını veren Klara ise satışa sunulduğu mağazada alıcısını bekleyen bir Yapay Arkadaş’tır. (Romanda çoğunlukla YA olarak adlandırılır.)

Klara, romanın başlarında dünyayı yalnızca mağaza camından görebildiği kadarıyla bilmektedir. Zaman zaman vitrine çıkarılır ve dış dünyaya dair gözlemler ve çıkarımlar yaparak kendini geliştirmeye çalışır. Mağaza sorumlusu, Klara’nın diğer YA’lardan farklı olduğunu, gözlem ve çıkarım yapma yeteneğinin daha gelişmiş olduğunu düşünmektedir.

Klara’nın rutine binmiş yaşamı, artık satın alınmayacağının düşünüldüğü zamanlarda kesintiye uğrar ve mağazanın vitrinindeyken iletişim kurduğu Josie ve annesi tarafından satın alınır. Romanın devamında, Klara’nın dış dünyaya alışma sürecini, Josie, ailesi ve arkadaşları ile yaşadıklarını okuruz.

IV

Klara, zihinsel kapasitesi yeterli olsa da hiçbir tecrübesi olmayan bir çocuk gibidir. Ishiguro; Beni Asla Bırakma ve Günden Kalanlar’da olup biteni, sınırlı idrak gücü ve gözlem kapasitesi ile algılamaya ve anlatmaya çalışan kahramanların bakış açılarından yararlanmıştı. Okurlar, bu sınırlı idrak gücüne sahip kahramanlarla beraber, onlarla özdeşim kurarak gelişmelerden haberdar oluyorlardı. Yine iki romanda da yazar, birinde tarihsel zemine diğerinde ise bilimkurgusal zemine oturttuğu dünyasını hiçbir açık bırakmadan anlatabiliyordu.

Klara İle Güneş de, yukarıda anlatmaya çalıştığım iki temek özelliği kendinde barındıran bir roman. Yazar, tecrübesiz ama öğrenmeye aç anlatıcısı sayesinde okurların, olan biteni katmanlar açıldıkça öğrenmesini sağlarken bu katmanların her birinde, yarattığı dünyanın detaylarını da tutarlı bir biçimde vermeyi başarıyor.

Klara İle Güneş’i okurken, bir yandan romanın gizemli kalan taraflarını merak ediyor diğer yandan da yapay zekâ teknolojisinin ve insansı makinelerin varlığının, roman evrenindeki insanlar üzerindeki etkilerini öğreniyoruz.

Klara İle Güneş’in, bu yazı vesilesi ile adını andığım diğer iki kitabın gerisinde kaldığını iddia etsem de romanı genel edebi kıstaslar ölçüsünde değerlendirildiğimde es geçilmemesi gereken bir yapıt olduğunu da söylemem gerekir.

V

Nobel Komitesi, ödül gerekçesinde Ishiguro’yu, “büyük bir duygusal güce sahip romanlarında, dünyayla bir bağlantımız olduğu yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumu açığa çıkaran” bir yazar olarak tanımlamıştı.

Kazuo Ishiguro, Nobel Ödülünü kazandıktan sonra yazdığı ilk romanda da bu yanılsamayı ve yanılsamanın altında yatan dipsiz uçurumu düşünmeye/düşündürmeye devam etmiş.

Kazuo Ishiguro, hemen her kitabında farklı türler arasında gezinmeyi seven yazarlardan. Kendi kökleri üzerine düşündüğü romanlardan başlayıp, fantastik edebiyata, tarihi romanlara ve bilimkurguya kadar hemen her türde kalburüstü eserlere imza atmış bir isim. Bu açıdan düşündüğümde, yazarın bir sonraki romanının konusu dışında türünü de merak etmeden edemiyorum.

edebiyathaber.net (19 Kasım 2021)

Yorum yapın