Masthead header

Kırmızı damgalı külkedisi masalı: “Zaman Çatlağı” | Ayşegün Korkmaz

Zaman Çatlağı, Gönül Malat’ın Mayıs 2022’de Mahmut Yıldırım editörlüğüyle Metinlerarası Kitap’tan çıkan ilk öykü kitabı. Ön kapak resmi olarak İspanyol ressam Goya’nın, Çocuklarını Yiyen Satürn adlı tablosu kullanılmış. Arka kapak yazısını Zehra Betül Yazıcı kaleme almış. “Çocukların açlıktan kardan adamların burnunu koparıp yedikleri bir yerdir dünya,” demiş Yazıcı. Ben de naçizane birkaç satırla üzerimde bıraktığı etkiyi anlatmak istedim.

Kitap Andrey Voznesenski’nin Goya adlı şiiriyle başlıyor. Devamında metinlerarasılık teknikleriyle yazılmış 11 adet öykü yer alıyor. Metinlerarasılık, metinlerin başka metinler kullanılarak zenginleştirilmesi anlamına geliyor. Her metnin daha önce yazılmış başka metinleri yinelediği ve onlardan ayrı yazılamayacağı mantığına dayanıyor. Yazar kitaptaki yolculuğumuza ışık tutması için kitabın sonunda Sondeyiş adlı bir yol haritasına yer vermiş. Bu haritayı adım adım takip ederek bağlantı kurulan metinlere ve yapılan göndermelere daha kolay ulaşabiliyoruz. Ama öyle çabucak okuyup bitirilebilecek bir kitap olmadığını söylemem gerekir. Her okuyuşta biraz daha derine iniyor, alt yapısında yer alan yeni metinler keşfediyoruz.

Yazar Sondeyiş’te Antonio Gramsci’ye ait “Eski dünya ölüyor ve yenidünya doğmak için mücadele ediyor; şimdi canavarlar zamanı.” sözünden yola çıktığını ve Goya’nın kendi evinin duvarlarına resmettiği kara tablolardan esinlendiğini söylüyor. Öyküler ön kapaktaki “Çocuklarını Yiyen Satürn” adlı tablo üzerine çatılmış. Tablo Satürn’ün, yerine geçecekleri kaygısıyla, çocuklarını yediği mitolojik hikâyeyi anlatıyor. Zaten Carl Gustav Jung da baba figürünü ve gölge arketipini Satürn ile ilişkilendirmiş. Böylece Satürn tüm kötülüklerin babası haline geliyor. Çocuklarına neoliberalizm, savaşlar, çatışmalar, cinsiyetçilik, ötekileştirme, faşizm, çocuk yaşta evlendirilme ve ırkçılık aracılığıyla geçiriyor dişlerini. Yazar bütün bunları anlatarak o masum çocukların yaralarını sağaltmaya talip oluyor.

Yine Sondeyiş’te zaman, hem çocukların içinde boğuldukları bir karadelik hem de acıların etkisini azaltan bir farmakon olarak tanımlanıyor. Tıpkı Samuel Beckett’ın Murphy adlı romanında ifade edildiği gibi: “İnsanlık iki kovalı bir kuyudur, biri dolmak için aşağı inerken öteki boşalmak için yukarı çıkar.” Döngünün kırılması zamanın çatlatılmasına bağlıdır. Bu da ancak absürtizmle gerçekleşiyor. 

20. yüzyıl, geniş kitlelerin etkilendiği iki büyük dünya savaşına sahne oldu. Bu savaşlar dünyayı kana bularken arkalarında yıkık, yorgun, karamsar, inançsız, dengesi bozulmuş bireyler bıraktılar. Böylece dünya çorak, anlamsız, ölü bir yere dönüştü. İnsanlar dünyaya ve kendilerine yabancılaştılar. Absürdizm böyle hastalıklı bir dünyaya ayna tutma adına ortaya çıktı. 

Albert Camus “Sanat ve Çağı” başlıklı konferansında şöyle söylüyor: “Beraber tanık olduğumuz, acısını birlikte çektiğimiz konularda benzerliğimiz daha çok ortaya çıkar. Hayaller insandan insana değişir fakat dünyanın gerçekliği, herkesin ortak gerçekliğidir.” İşte Gönül Malat öykülerinde bu ortak gerçekliği gözler önüne seriyor. Büyük Köşeli Düğme adlı ilk öyküde Suna karakterinin ağzından söylüyor bunu: “Benimki büyülü değil, kirli gerçeklik.” s.20 

Kirli gerçeklik karşısında, bütün karakterlerin tepkisi birbirinden farklı oluyor. Büyük Köşeli Düğme’de Suna, Dorris Lessing’in Türkü Söylüyor Otlar romanındaki Mary karakteri gibi, acılarıyla baş edebilmek için kendi vücuduna zarar verirken Yağmurun Melodisi adlı öyküde Zbigniew melodilere tutunarak ayakta kalıyor. Yola Çıkmanın Mucizevi Ânı’nda Hasan umudun tanrısı Enki ve Poseidon’un işbirliğiyle son uykusuna hazırlanıyor. Zaman Çatlağı adlı öyküdeki Kerem çatı katı ve bodrum arasında mekik dokuyarak zamanı çatlatmaya çalışıyor. 

Dünya çocuklara acımasız davranıyor. Yağmurun Melodisi adlı öyküde Zbigniew’e kardan adamın burnunu kopartıp yedirirken Düşzamanı’nda Özgür’den gerçeğe uygun düşler kurmasını istiyor. Onu yedi renkli yılanı görmek yerine ders çalışmaya mahkûm ediyor. Şeker Yanığı adlı öyküde babasından yediği dayaklarla Osman’ın sırtında yol yol sürülmüş taşlı tarla gibi izler bırakırken Duvarlar’da Gamze’nin alkol bağımlılığı yüzünden babasız büyümesine neden oluyor. Zaman Çatlağı adlı öyküde başkalarının utanması gerekirken Kerem’in yanakları kızarıyor utançtan. Ama seyrek de olsa Aklın Uykusu’nda olduğu gibi karanlığı aralayıp baba tutsağı Kejelerin, gönlü zengin Aybüke Öğretmenler tarafından kurtarılmasına izin veriyor. 

Öykülerin pek çoğu gerçek hayattan izler taşıyor. Mesela Aylan bebeği ülke gündemiyle az çok ilgili olan herkes bilir. Yasa dışı yollarla Yunanistan’a geçmeye çalışan bir botun batması sonucu hayatını kaybetmişti. Cansız bedeni Bodrum’da kıyıya vuran bu kırmızı tişörtlü çocuğun fotoğrafı uzun bir süre gözlerimizin önünden gitmedi. Ama Gönül Malat bizim yapamadığımızı yapıyor. Bu olayı bir sanatçı duyarlılığı içerisinde Şeytan Uçurtmalarına Takılmış Umutlar adıyla öyküleştiriyor. Aylan bebeği Nazım Hikmet’in Sevdalı Bulut’u eşliğinde yıldızlara uğurluyor. Zbigniew karakteri Hitler’in üstün ırk elde etmek için Polonya’dan kaçırdığı sarışın çocuklardan biri olarak Yağmurun Melodisi’nde hayat buluyor. Suya Sabuna Dokunmak adlı öyküde yazar 12 Eylül döneminde yitirdiği suya sabuna dokunan öğretmenini anıyor. Öykünün karakterlerinden biri olan Haylaz Orhan özgürlüğü serbestlik sandığı için suya sabuna dokunmamış biri olarak acılar içerisinde hayatına son veriyor. Çırpınarak Düşen Yapraklar, mahpus anneler ve çocukları hakkındaki bir araştırma yazısından ilham alıyor. Mahpushanede annesiyle birlikte tutsak yaşayan küçük Tahir’in masal kitabındaki “Görülmüştür” damgalı sayfalar herkesi kahkahaya boğuyor. “Kırmızı damgalı Külkedisi masalı” s.77 koğuşa yeni bir renk getiriyor.

Sonuç olarak, bizleri bu değerli kitapla buluşturduğu için sevgili Gönül Malat’a teşekkürü borç bilirim. Eminim ki birbirinden güzel yeni öykülerle tekrar tekrar karşımıza çıkacak. Edebiyat dünyasında özgür sesi ve kendine has tarzıyla çoktan yerini aldı bile. 

Gönül Malat Hakkında:

1966 yılında Afyonkarahisar’da doğdu. İlk orta ve lise eğitimini burada tamamladıktan sonra, Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni 1989 tarihinde bitirdi. 1995 yılında İstanbul Üniversitesi İstanbul (Çapa) Tıp Fakültesi’nden Halk Sağlığı uzmanlığını aldı. Evli ve iki çocuk annesidir.

Hakan Akdoğan’ın yaratıcı yazarlık atölyelerine katıldı. Bursa Tabip Odası süreli yayını Hekimce Bakış’ta Frotman adlı bölümde köşe yazarı ve Yayın Kurulu üyesi olarak çalışmalarını sürdürüyor. Yazı-Yorum dergisinde Yayın Kurulu üyesi olarak görev yapıyor.

edebiyathaber.net (22 Eylül 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r