“Kimliklerin oynandığı, gerçekliğin prova aldığı bir roman: Seçmeler.” | Özlem Sipahioğlu

Şubat 4, 2026

“Kimliklerin oynandığı, gerçekliğin prova aldığı bir roman: Seçmeler.” | Özlem Sipahioğlu

2025 Booker Ödülü’nün kısa liste süreci, edebiyatın yüksek sesli anlatılar kadar sessiz, kırılgan ve belirsizlikle örülü alanlarda da güçlü biçimde var olabildiğini ortaya koydu. Bu bağlamda Katie Kitamura’nın Seçmeler adlı romanı, gösterişten uzak ama zihinsel olarak son derece yoğun yapısıyla listenin en dikkat çekici eserlerinden biri olarak öne çıktı. Annelik ve sadakatsizlik, baskı altındaki bir evlilik ve ırksal gerilim gibi temaları entelektüel bir hassasiyetle bir araya getiren roman, okurdan edilgen bir alımlayıcı değil, aktif bir yorumcu olmasını talep ediyor. Kitamura’nın bilinçli olarak kurduğu mesafe, anlatının gücünü tam da bu belirsizlik alanından almasını sağlıyor.

Seçmeler, sabit bir yoruma direnen yapısıyla, birbirinin üzerine binen ancak nihayetinde çatışan iki anlatı düzlemi sunuyor. Romanın ilk bölümünde, yıllar boyunca küçük rollerle ve klişe karakterlerle yetinmek zorunda kalmış, kariyeri nihayet yükselişe geçmiş 49 yaşında Asyalı-Amerikalı bir oyuncu ile karşılaşıyoruz. Büyük bir tiyatro prodüksiyonunun yıldızı olan bu anlatıcı, boş zamanlarında kendisi kadar başarılı olan eşiyle birlikte West Village’daki zarif bir dairede yaşıyor. Dışarıdan bakıldığında imrenilesi görünen bu hayat, tıpkı sahnedeki performanslar gibi, büyük ölçüde başkaları tarafından yazılmış repliklere dayanıyor. Anlatıcının söyledikleri ve yaşadıkları bütünüyle ona ait değil; toplumsal cinsiyet rolleri, bunlara eşlik eden eş ve anne kimlikleri giderek belirgin bir kısıtlayıcıya dönüşüyor.

Bu kırılgan denge, anlatıcının yirmili yaşlarındaki genç bir adam olan Xavier ile karşılaşmasıyla sarsılmaya başlıyor. Xavier, yalnızca anlatıcının düzenli hayatında bir gedik açmakla kalmıyor; aynı zamanda romanın gerçeklik algısını da istikrarsızlaştıran bir işlev görüyor. Karakterin varlığı, arzunun, hayranlığın ve güç ilişkilerinin nasıl hızla yer değiştirebildiğini görünür kılıyor. Xavier isminin, Kitamura’nın edebi dünyasında sıkça hissedilen Javier Marías etkisine bilinçli bir gönderme olup olmadığı kesinlik kazanmıyor; ancak bu belirsizlik, romanın genel atmosferiyle uyumlu bir biçimde anlatıya yerleşiyor.

Romanın ikinci yarısında anlatı belirgin bir kırılma yaşıyor. Her ne kadar ileride yaşanacaklara dair ipuçları metnin başından itibaren dikkatli okur için serpiştirilmiş olsa da bu dönüş, anlatıcının ölçülü, kontrollü ve neredeyse resmî tonunun giderek telaşlı ve parçalı bir hâl almasıyla güçlü biçimde hissediliyor. Bu bölümde, ebeveynlerin geri dönen çocuklarla baş etmeye çalıştığı bir tablo çizilirken, Xavier’in doğasına dair keskin bir geri dönüş yaşanıyor. Roman, sonunda tek bir soruyu askıda bırakıyor: Gerçek olanla olmayan arasındaki sınır silindiğinde, artık ayırt edemeyen bir kadın için bunun anlamı nedir? Kitamura, bu soruyu yanıtlamak yerine, okuru belirsizlikle baş başa bırakmayı tercih ediyor.

Eleştirmenlerin romanla ilgili olumlu değerlendirmeleri de bu bilinçli muğlaklığa işaret ediyor. İngilizce basında Seçmeler, “yüksek sesle konuşmayan ama uzun süre yankılanan” bir roman olarak tanımlanıyor. Minimalist yapısına rağmen metnin taşıdığı psikolojik gerilim, özellikle sessizlikler ve söylenmeyenler üzerinden kuruluyor. Eleştirmenler, Kitamura’nın küçük jestleri, bakışları ve kelime seçimlerini kullanarak ilişkilerdeki güç dengelerini görünür kılma konusundaki ustalığını vurguluyor. Romanın biçimsel cesareti, olay örgüsünden çok algı ve sezgiye dayanan bir okuma deneyimi sunmasıyla ilişkilendiriliyor.

Seçmeler, Kitamura’nın Türkçede yayımlanan önceki romanı Yakınlaşmalar ile birlikte düşünüldüğünde, yazarın edebi hattı daha net biçimde ortaya çıkıyor. Yakınlaşmalar’da ismini bilmediğimiz bir tercüman anlatıcı üzerinden dilin, adaletin ve etik sorumluluğun sınırları sorgulanıyordu. Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde görev yapan bu anlatıcı için tercümanlık, yalnızca diller arası bir aktarım değil, aynı zamanda varoluşsal bir yükümlülüktü. Bireysel kırılganlık ile evrensel ölçekteki suç, şiddet ve adalet meseleleri iç içe geçirilirken, belirsizlik ve köksüzlük duygusu anlatının merkezinde yer alıyordu.

Her iki romanda da Kitamura, kimlik ve temsil meselelerini meslekler üzerinden düşünmeyi tercih ediyor. Yakınlaşmalar’da tercümanlık, Seçmeler’de ise oyunculuk, bireyin kendisiyle ve dünyayla kurduğu ilişkinin kırılganlığını açığa çıkaran metaforlar hâline geliyor. Anlatıcıların isimleri bilinmezken, roller belirginleşiyor; dil, beden ve performans hem korunma alanı hem de tehdit unsuru olarak işlev görüyor. Bu süreklilik, Kitamura’nın edebiyatında kişisel olanla politik olan arasındaki geçirgenliğin bilinçli bir tercih olduğunu düşündürüyor.

Japon-Amerikan kökenli bir yazar olan Katie Kitamura, akademik geçmişi ve eleştirel yazılarıyla da tanınıyor. Eserlerinde kimlik, beden, güç ilişkileri ve temsil meselelerine odaklanan Kitamura, minimalist anlatımına rağmen okuru etik ve varoluşsal sorularla baş başa bırakıyor. Seçmeler, bu yaklaşımın en rafine örneklerinden biri olarak, kesin cevaplar vermekten özellikle kaçınan bir roman. Çığır açıcı olma iddiası taşımıyor; ele aldığı fikirler ilk bakışta sarsıcı görünmeyebilir. Ancak yaratıcı tercihleri, anlatı disiplinine gösterdiği özen ve bilinçli olarak açık bırakılan boşluklarıyla, okurda kalıcı bir zihinsel hareket alanı yaratıyor. Kitamura, edebiyatın gücünün bazen yüksek sesle konuşmakta değil, sessizliğin içinde ısrar etmekte yattığını hatırlatan bir metinle Booker kısa liste sürecinin en incelikli romanlarından birine imza atıyor.

Yorum yapın