Masthead header

Kemal Sinan Özmen’e 6 soru | Can Öktemer

En son okuduğunuz kitabın adı nedir?  İzlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

En son Kazuo İshiguro’nun Noktürnler isimli öykü kitabını okudum. Aslında tekrar okudum demeliyim çünkü bu kitap uzunca bir süredir kütüphanemdeydi ve birkaç seyahatte benimle gezip eve dönmüşlüğü var, fakat bir şekilde özenle okumamıştım. İshiguro, iyi yazarlar eserlerinde her ne yapıyorsa bu kitabında da onu yapıyor; kurgu ile gerçeğin ortak paydasında insanı alabildiğine incelikle ve özenle gözlemliyor ve gözlemlerini estetik bir söylemle okurla cömertçe paylaşıyor. Özellikle atmosfer yaratma ve okurun karakterlerle empati kurmasını sağlama noktalarında yazarı oldukça başarılı buluyorum. Diyaloglarını ise sadece öykülerdeki olay akışı için kullanmıyor, aynı zamanda alabildiğine doğal diyaloglarla karakterleri de inşa ederek okura canlı kanlı insanlar sunuyor. Bu sayede öykülerdeki insanları birebir betimlemek yerine diyaloglarda söylenenlerin ve söylenmeyenlerin arasında yaşam izleri bırakıyor ve nihai karar okura kalıyor. Noktürnler özelinde ise, romancıların veya genel anlamda edebiyatçıların bir konuda derinlemesine uzmanlığa sahip olmasının önemli bir kazanım olduğunu düşünüyorum. Asimov’un bilim insanı kimliği romanlarına birebir yansımıştır. İshiguro’nun da gençliğinde müzikle ilgilenmiş olması bu kitaptaki beş öyküsüne derinlik katabilmesi için oldukça faydalı olmuşa benziyor. Müzisyenlerin günlük yaşamı içinde kendinize dair kalıntılar bulmaya başladığınız noktada yazarın ne yazdığını iyi bildiğini görebiliyorsunuz.

Son okuduğunuz kitapta, en beğendiğiniz cümle ya da alıntı nedir?

Kitap, İshiguro’nun romancı olarak sesini tamamen oluşturmadığı, daha akordunu hakkıyla yapmadığı ilk dönem öykülerinden oluşuyor. Bu sebeple gri bir atmosferde müziğe ve müzisyenlere dair öyküleri okurken bir yandan kendi kozasından çıkıp dünyanın tüm dillerinde kanat çırpacak bir yazarın ilk kıpırtılarına da şahitlik ediyorsunuz. Mesela “Başkaları sana bir yere kadar fikir verir. Bir noktadan sonra yaşamının iplerini eline almalısın…” diyen karakteri aslında romancılığın da kısa bir tarifini, basit bir reçetesini sunmuş oluyor.

Yeni bir kitaba başlamadan önce arkadaşınızdan mı tavsiye alırsınız, kitap eklerinden mi yararlanırsınız yoksa tamamen sezgilerinizle mi hareket edersiniz?

Takip ettiğim kimi yazarlar, yayınevlerinin tematik kitaplıkları ve elbette edebiyat dergileri ve siteleri kitap seçimimi etkiliyor. Örneğin Paul Auster yeni bir roman yayımlamışsa muhakkak edinirim veya İngilizcesini okuduğum ve dilimize henüz kazandırılmış bir kitapla karşılaşırsam çevirisinin tadına varmak için okuma listeme alıyorum. Ayrıca edebiyat dergilerinde öne çıkan yeni kalemleri, özellikle genç romancıları okumak da büyük keyif veriyor. Son zamanlarda çok önceden okuduğum romanları yeniden keşfetmeye başladım; bu biraz da salgının yarattığı ekstra vakit sayesinde oldu sanıyorum. Yirmi beş yıl sonra “Fareler ve İnsanlar’ı veya İhtiyar Balıkçı’yı tekrar okumak yazar olarak beni besliyor.

Keşke bu kitabı ben yazsaydım dediğiniz bir kitap var mı?

Her romancı zamanın ötesine geçmiş, insanların düşünsel dinamiklerine işlemiş romanlara sahip olmayı ister. Birçok romanı yazmış olmayı dilerdim, fakat cesareti, netliği, sadeliği, gerçekliği ve derinliği açısından Camus’un Yabancı romanını yazmış olmayı isterdim. Çağının toplumunu ve insanını basit, alabildiğine düz fakat bir o kadar da çarpıcı bir biçimde yansıtan alan Yabancı ilk okuduğumda beni derinden etkilemişti. Aynı “keşke” dileğini Jack London’un Martin Eden romanı için de söyleyebilirim.

Yazdıklarınızı ilk olarak ne zaman gün ışığına çıkardınız ve ilk kimlere okuttunuz?

Üniversite yıllarımda yazdığım tiyatro oyunlarını sahneleme imkânım oldu. Bir oyunumu da başka bir özel tiyatro oynamıştı. Dolayısıyla masanın büyüsünü sokağa ilk kez çıkardığım dönem yirmili yaşlarımın başlarına denk geliyor. Tiyatro okuryazarı, sanatsal algısı yüksek ve edebiyatla arası iyi olan dostlarım her zaman ilk okurlarım oldu. Yıllar sonra tür olarak romana odaklandığım dönemde de aynı dostlarım bana hep nesnel bir ayna tuttular. Aldığım dürüst dönütler, yazdıklarımın onlarda bıraktığı duygular edebi anlamda yaptığımla yapmam gereken arasındaki mesafeyi kapatmamda bana yol gösterdi ve cesaret verdi.  Döngü – Bir İnsanlık Üçlemesi gibi oldukça hacimli üç romanı inşa ederken dostlarımın yargıları ve eleştirileri yolumu bulmamı sağladı. 

Belirli yazma alışkanlıklarınız var mı? Gürültülü bir yerde mi yoksa sessiz bir ortamda mı yazmaktan hoşlanırsınız?

Yazar olarak alışkanlıklarımızı yazarlığın doğasının belirlediğini düşünüyorum. Roman yazmak inanılmaz bir zihinsel ve fiziksel emek gerektiriyor. O halde ilk alışkanlık; düzenli yazmak ve disiplinli olmak şeklinde kendini belirliyor. Öte yandan birçok yazar veya edebiyatçı roman yazma işini farklı aşamalara ayırabilir. Benim içinse kabaca iki temel aşama mevcut; yaratıcılık ve işçilik. Yaratıcılık aşamasında ana ve yan öyküleri karakterlerden imgelere uzanan geniş bir yelpazede inşa edersiniz. Böylesine karmaşık bir işi de haftada iki saat çalışarak, mesela pazar günleri balık tutmaya gider gibi yapamazsınız. Yaratıcılık aşamasında kati sessizlik şart olmasa da sizinle sohbet etmeye istekli kişilerin etrafta olmamasında fayda var; yani beyninizde kazı çalışması yaparken iki de bir başınızı kaldırıp gerçek dünyaya dönemezsiniz. İşçilik aşamasını ise özgürce yazıp ortaya bir miktar hamur attıktan sonraki aşama olarak görüyorum. Satırların sesi, betimlemelerin ahengi, cümlelerin akıcılığı, diyalogların gerçekçiliği, devamlılık takibi ve diğer dil tashihleri bu aşamanın içeriğini oluşturur. İşçilik sürecinde ise daha esnek bir ortamda çalışabiliyorsunuz; bir kafede veya evde etrafınızda insanlar varken de pekâlâ dil ve deyiş işçiliği yapabilirsiniz. Son olarak yazma alışkanlığının temelinde masa başında yazmıyorken ne yaptığımız bulunuyor. Yazarlık her an, günün her aşamasında sürekli bir biçimde devam eder; iki kişinin sohbetinden güzel bir diyalog kalıbı çıkarabilirsiniz, gördüğünüz bir resim size harika bir fikir verebilir, sokakta başıboş gezen bir köpek size aslında uzunca zamandır aradığınız o ışıltılı bir yan öykü getiriyordur. Bir balıkçının ağını denize atması misali algınızı yaşama atarsınız ve akşam eve heybenizde nelerle döneceğinizi bilemezsiniz. Dolayısıyla yazma alışkanlığı aslında yazmak için yaratma ve biriktirme güdüsünden ibarettir.

edebiyathaber.net (23 Nisan 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r