Masthead header

‘Kavanozdaki beyin’ | Burak Soyer

Şinasi Türmüş’ün Hiçbir Şey Anlamadım kitabı, bayır aşağı giden dünyanın haline kafa patlatan, üzülen, saçmalıklarının saçmalığının sebeplerinin farkında olan ama eylemsizliği eylem bellemiş Mehmet üzerinden benim, senin, hepimizin hikayesini satırlarına döküyor.

“Ama şu akıp gitme yok mu? Her şeyi silip geçiyor. Akıp gitme bizde eşik denen bir şeyi monte etmiş ve bu yüzden hiçbir duygumuzu sonsuza dek sürdüremiyoruz. Olması gereken bu değil ama olan bu, çünkü yaşıyoruz, yaşamamız gerek ve bu eşik denen şey bizi dengeliyor, hayata devam etmemizi sağlıyor. Yoksa birileri ölürken benim bir şey yokmuş gibi kahvaltı yapmam, bir kadın tecavüze uğrarken benim çocuğumun saçlarını okşamam çok adaletsiz. Milyonlarca hayvan telef edilirken benim 8 – 5 mesaisinde hayatımı sürdürmem çok anlamsız. İnsanları öldürüyoruz, hayvanlara karşı çekinmeden soykırım yapıyoruz, sonra hiçbir şey yokmuş gibi kahkahaları basıyoruz. Hayatın sloganı: “giden gider kalan kalır,” olmalı sanırım. Bir canlıyı delik deşip yiyoruz, tüm organlarından faydalanıyoruz; bunun ötesi yok, onun en kutsal hakkını hiç düşünmeden elinden alıyoruz; bu bam teli, bu başka bir şey, dediğim gibi, bunun ötesi yok. Yaptığımız tek şey hayata devam etmek.” Bu alıntının altına atılacak sayısız imza var. Ancak o imzaların hepsi suya atılıyor. Islak imzalar, çekilen kredilere, yeni alınan arabaların, evlerin sözleşmelerinin altına atılıyor. Ayrıca kredi kartlarımızı bize büyük kolaylık göstererek tüm gizli bilgilerimizle rahatça alışveriş yapabilmemiz için saklayan internet alışveriş siteleri de var. Büyük kolaylık! Bir yandan Rusya’nın vurduğu sivil sayısını ‘cepten’ takip ederken diğer yandan haberin ayrıntıları başladığında ekranı kaydırıp attığımız story’ye kaç kişinin baktığını da görebiliyoruz. Hayat bir şovsa elbette yola devam! Zaten attığımız tweet’lerle dünya haline tavrımızı koyuyoruz. Daha ne? Birbirimizi kandırmayalım. Tam da bu şekilde yaşıyoruz. İşin içinde “insan bu, alışır” kolaycılığının doğruluğu da var şüphesiz ama hepimiz birer seyirciyiz. Şinasi Türmüş’ün Velespit Yayınları etiketiyle yayınlanan Hiçbir Şey Anlamadım kitabı, işte günümüz insanının hayata karşı bu ‘seyirci olma’ halini anlatıyor. 

Kitabın ana karakteri Mehmet, otuz yedi yaşında felsefe doktorasının arifesinde, Cumhurbaşkanlığına bile meyilli fikirleriyle dolup taşan zihniyle nedense hep kendine gülen yüzle merhaba diyen güzel havalarla açıyor gözlerini. Sütün içip günün ilk sigarasını yakıyor. Mehmet’in tedrisatı sağlam. Sabahattin Ali, Spinoza, Kant, Dostoyevski, Philip K. Dick, Leibniz, Cioran, Nietsche, Camus… Bazen Orwell’a bile burun kıvırıyor. En sevdiği şey yürüyüş yapmak. Elinde sigarasıyla yürüyor durmadan. Bazen çay ya da bira molası verdiği yerlerde etrafı dikizliyor. Başkalarının hayatını merak ediyor. Bir ara üniversiteden arkadaşlarının kafesinde şarapla dünyayı kurtarma fikrine de atılmış ama son zamanlarda boşluyor onları da. İzliyor çünkü sadece. Güzel kadınları izliyor en çok. Onlara başka bakıyor. Kafası metinler, satırlar, kendi düşüncüleriyle dolu. Yarı-aforizmalar fink atıyor zihninde. Sınırsız düşünüyor. Açlığı, savaşları, kıyımı, tecavüzü tüm kötülükler birer birer akıyor zihninden. Ama nihayetinde o bir ‘kavanozdaki beyin’. 

Bir gün yine yürüyüş molasında canı baklava çekiyor. Bir pastaneye giriyor. Bir porsiyon baklava ve su söylüyor kendine. Tatlıları götürürken ‘Bay Alkolü Takdimimdir’ filminde alkol tedavisi için hastaneye yatırılan alkoliğe, Bülent Kayabaş’ın söylediği replik Mehmet için geçerli oluyor: Bir anda düşüveriyor cennetten cehenneme! Kasadaki kızı görüyor. Anında tutuluyor bu kısa saçlı kıza. Ne Dut gibi aşık artık Mehmet. Açlığın, susuzluğun, savaşın, vahşetin hiçbir önemi yok artık. Rachel’ına dokunmak, onu hissetmek istiyor. Bir daha gidiyor pastaneye. Bu defa da baklava söylüyor. Rachel’dan ufak bir flörtöz karşılık gelince tıkanıyor Mehmet. Baklavalar boğazına diziliyor. Kaçıyor dükkandan. Aman Rachel görmesin bu halini! Ve sonra odasına kapanıyor Mehmet. Canı hiçbir şey yapmak istiyor. Fırtınalar kopartan o zihinden eser yok artık. Oblomov kostümü bir kez daha geçiriyor üstüne ve seyre dalmaya devam ediyor kaldığı yerden. 

Hiçbir Şey Anlamadım, eylemsizliği eylem haline getirmiş, dünyadaki önü alınamayan gidişatın farkında olan, üzerine düşünen, kafa patlatan ama tek hareket hali yürüyüş olan bir adamın, belki de senin, benim, onun, hepimizin, ‘kavanozdaki beyin’lerin hikayesi. 

edebiyathaber.net (5 Nisan 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r