Masthead header

Kadınlar konuşuyor | Hatice Balcı

“…Ben 28 yaşında, geçinmeye ve kariyer yapmaya çalışan bir kadınım. Harvey Weinstein 64 yaşında dünyaca ünlü bir adam ve bu onun şirketi. Buradaki güç dağılımında ben:0, Harvey Weinstein:10.

Profesyonel biriyim ve her zaman profesyonelce davranmaya çalıştım. Fakat aynı muameleyi görmüyorum. Bunun yerine cinselleştiriliyor ve küçültülüyorum…”[1] Lauren O’Connor.

5 Ekim 2017’de New York Times, Hollywood’un ünlü film yapımcılarından Harvey Weinstein’ın, kadınlara yönelik cinsel taciz/saldırılarını ört bas edebilmek adına yıllardır para ödediğine vurgu yapan bir makale yayımlıyor. Haber yalnızca ABD’de değil tüm dünyada bir anda yankı buluyor. Kadın hareketi açısından da büyük önem taşıyan bu habere imza atan gazeteciler Jodi Kantor ve Megan Twohey, Weinstein hikayesiyle ilgili araştırmalarını 2019 yılında kitaplaştırıyorlar.  Bilgi Yayınevi, işte bu çok önemli kitabı, Kadın Dedi ki adıyla ve Sevim İrem Alkılınç çevirisiyle Tükçe’ye kazandırdı ve geçtiğimiz ay yayımladı. Kitap aktris Rose McGowan’ın 11 Mayıs 2017’de gazeteye yolladığı zehir zemberek e-postayla açılışı yapıyor, covid-19 salgınının tüm dünyayı alarma geçirdiği 11 Mart 2020’de sonlanıyor. İki gazetecinin çalışmasının, konuya ilgi duyan araştırmacılar için de vazgeçilmez bir kaynak niteliği taşıdığını söylemeden geçmeyelim.

Kantor ve Twohey önsözde okura şöyle sesleniyor: “New York Times için Harvey Weinstein’i soruşturmaya başladığımız 2017’de, kadınlar daha önce hiç olmadığı kadar güçlüydü. Bir zamanlar neredeyse tamamen erkeklerin elinde olan -polislik, askerlik, pilotluk gibi- mesleklerin sayısı yok denecek kadar azalmıştı…

Fakat kadınlara fütursuzca yapılan cinsel tacizler her zamankinden daha fazlaydı. Kadın bilim insanları, garsonlar, amigolar, yöneticiler ve fabrika çalışanları, bir sonraki bahşiş, maaş çeki ya da zammı alabilmek için sarkıntılıklara, pis bakışlara ya da tatsız yakınlaşma çabalarına gülüp geçmek zorundaydı. Cinsel taciz kanuna aykırıydı fakat aynı zamanda bazı işler için de bir rutin halini almıştı. Seslerini yükselten kadınlar çoğu zaman işlerinden atılıyor ya da karalanıyordu. Kurbanlar genellikle saklı oluyor, birbirlerinden ayrı tutuluyordu. Çoğu insanın da hemfikir olduğu üzere, sahip oldukları en iyi seçenek, susmaları karşılığında verilen parayı bir çeşit telafi olarak kabul etmekti….

…Bizim çalışmamız, öncü feminist ve hukuk akademisyeni Anita Hill, #MeToo hareketinin kurucusu, aktivist Tarana Burke ve gazeteci arkadaşlarımız dahil olmak üzere pek çok diğer kişi sayesinde yıllardır tohumları ekilmiş değişimin dinamiklerinden yalnızca birini harekete geçirdi.” Yine önsözde, Weinstein’in etrafını çevreleyen sırlar yumağının çözülmesine büyük katkı sağlayan birincil kaynaklarını minnetle anıyor yazarlar: Galler’den Laura Madden’ı, aktris Ashley Judd’u, Londra’dan Zelda Perkins’i ve uzun süre Weinstein’la çalışan fakat isminin açıklanmasını istemeyen bir başka kadını daha.

Cinsiyet bir konu başlığı mı?

Jodi Kantor, daha 2013’te özel şirketler ve diğer kurumlarda kadınların yaşadığı deneyimleri araştırmaya başlamış. Bu haberleri kovalarken, cinsiyetin, ele alınacak konu başlığından ziyade, üzerinde araştırmalar yapılması gereken bir alan olduğunu fark etmiş. Kantor’a göre kadınlar çalıştıkları kurumların çoğunda hala yabancı gibiler ve onların deneyimlerini belgelemek, gücün nasıl işlediğini görebilmek adına büyük önem taşıyor. Hukuk sisteminin ve şirket kültürünün kurbanları susturmaya hizmet ettiğini ve değişime engel olduğunu söylüyor. Her iki gazeteci de #MeToo hareketini, toplumsal değişimin hem örneği hem de sınanması olarak görüyor ve soruyorlar: “Bizler bu çatırdamış ortamda iki taraf için de adil ve koruyucu olan yeni bir kurallar dizisi yaratabilecek miyiz?”[2]

Kitap film yapımcısı Harvey Weinstein ile federal yargıç Brett Kavanaugh etrafında patlak veren taciz skandallarının açığa çıkış süreçlerini psiko-sosyal dinamikleriyle birlikte ele alıyor. İlk bölümde yazarlar Weinstein araştırmasını zamansal bir süreklilikle ve sürecin içerisinde deneyimledikleri dönüm noktalarıyla anlatıyorlar: Weinstein’in kadınlara yönelik cinsel taciz/saldırı suçlarını işleyip işlemediğinin izini sürerken takip ettikleri yolu, takım çalışmasının nasıl işlediğini, “kaynak” kişilerle nasıl bağlantı kurduklarını, bağlantıyı kimi kadınlarla neden sürdüremediklerini, gizlilik anlaşmalarını, bu anlaşmaların iç yüzünü anlatıyorlar. Bu kitap aynı zamanda, mağdurları, imzalarıyla kilit altına alan hukuki yapının, bu yapıda mahsur kalan pek çok kadının sessizliğe bürünen acılarının da hikayesi.

Aslında o günlerde, New York Times, kadınların farklı sektörlerde yaşadıkları tacizin boyutlarını haberleştirmeye kararlı görünüyor ve bu amaçla sektör ekipleri oluşturuyor. Kantor ve Twohey’in payına düşen ise gösteri dünyasında neler olup bittiği. Gazetedeki çalışma ekipleri, ana hatlarıyla şu başlıklara odaklanıyorlar:

-Bireylerin uygunsuz davranışlarının ötesine geçerek, cinsel tacizi bu denli yaygın ve dillendirilmesi zor kılan ögeler neler?

-Her hikâyede sürekli ortaya çıkan bu gizlilik anlaşmaları ne kadar yaygın ve sorunu nasıl maskeleyebiliyor?

Weinstein’ın gizlilik anlaşmalarıyla susturduğu kadınlara nasıl ulaşırız?

Gazeteciler araştırmalarını bazen ülke dışına taşıyorlar. Times ekibiyle yaptıkları toplantılarda çalışmalarının seyrini değerlendiriyorlar. Verileri inceleyip, elde ettikleri bilgilerin gerçekliğini doğrulayacak üçüncü kişilerle bağlantıya geçmeye çabalıyorlar. İlk elden görüştükleri aktrisler arasında yer alan Rose McGowan, Marisa Tomei, Ashley Judd, Gwyneth Paltrow haberin akış yönünü belirlemede önemli katkılar sunuyor. 

Eylül 2017’de gazeteciler şefleriyle bir değerlendirme yapıyorlar. Çok sayıda görüşme yapmış olsalar da, “kayıt” altında konuşmayı kabul eden bir tek kişi var: Galler’den Laura Madden. Aktrisler de, Weinstein şirketinin eski çalışanları da kayıt altında konuşmaya yanaşmıyorlar. Öte yandan Weinstein cephesinin koca bir avukat ordusu bulunuyor. Bunların arasından özellikle David Boies (Amerikan hükümetinin bir zamanlar Microsoft’a karşı açtığı tekelleşme davasına bakan avukatlardan) ve Lanny Davis’i (Clinton’lara yakın Washington avukatlarından) anmak gerek.  Ayrıca New York Bölge Savcısının eski ortağı ve ceza avukatı Elkan Abramowitz ile Manhattan eski cinsel suçlar savcısı Linda Fairstein de Weinstein’ın hukukçuları arasında.  Harvey Weinstein aynı zamanda, gazetecileri dijital kanallardan takip ettiriyor. Bu yolla gazetecilerin hangi kaynaklarla ilişkiye geçtiklerini anlayabiliyor. Ünlü yapımcı, özel istihbarat şirketi Black Cube Grup ile de anlaşma yapmış. Anlaşma uyarınca Black Cube’ın sahte kimlikli çalışanları, kurbanlara yanaşarak onların aleyhlerine kullanılabilecek bilgileri toplamakla görevlendirilmişler. Tüm bu kıskacı düşününce, Weinstein’in istismar ettiği kadınların korkusunun boşuna olmadığını anlamak zor değil.

Kilidi açan anahtar

Sonbaharda Kantor, Weinstein şirketinin başkan yardımcısı ve finansal raporlama sorumlusu Irwin Reiter’a; ardından da 2015’te şirket çalışanları arasında yer alan Lauren O’Connor’ın şirket yönetime hitaben yazdığı “not”a ulaşıyor. O saatten sonra, gazeteciler için araştırmanın boyutu müthiş bir ivme kazanıyor. O’Connor’un notu Jodi ve Megan’ın deyişiyle “kilidi açan anahtar” oluveriyor.  Zira bu not, Weinstein’in cinsel amaçları için görevini kötüye kullandığını belgeler nitelikte. Sonunda Kantor ve Twohey’in makalesi yayımlanacak aşamaya geliyor.   Zira makalelerinin uzun yıllara yayılan iddialar, isimler, kayıtlar, hukuki ve finansal bilgiler, erkek ve kadın çalışanlardan alıntılarla yeterli kesinliği içerdiğini görüyorlar. Artık iş, haberin yayımlanmasından sonra kamuoyunun vereceği tepkiye kalıyor.

Peki Times’ın haberi halk tarafından nasıl karşılanıyor? Weinstein şirket yönetim kurulu acilen toplandığında ne gibi kararlar alıyor? Weinstein haberi ABD’de hatta tüm dünyada cinsel taciz/saldırı suçlarına bakışı nasıl etkiliyor? Bu haber cinsel suçların yanı sıra toplumsal yaşamda hiç de iyi gitmeyen başka ne gibi sorunları/fiyaskoları açığa çıkarıyor?

Kadınlar o günden bu yana sorularını sormaya ve bütün bu sorulara cevaplar üretmeye devam ediyorlar. Tıpkı kitabın sonunda yazarların yaptığı değerlendirme ve yorumlarda olduğu gibi. Zira cinsel taciz/saldırı/tecavüzün boyutları ve sonuçları çok katmanlı. Suçlamaları destekleyen kanıtları ortaya çıkarmanın zorluğu bir yana, mağdur yıllar önce gerçekleşen olayın detaylarını tam olarak hatırlayamıyor. Üstelik ifşalarla birlikte mağdurun hayatı birdenbire değişebiliyor. Failin ünü, statüsü, prestiji olayın ağırlığını yok edebiliyor; hatta failin mağduru suçlayan/yalanlayan beyanları muteber hale gelebiliyor. Kamuoyu failden yana tavır alabiliyor. Tüm bunlar olup biterken mağdur olayın ve sonrasında yaşadıklarının etkileriyle baş etmeye çabalıyor.

Benzer acıları yaşayanlar öne çıkabilir

Kitapta yaklaşık üçte birlik ağırlıkla anlatılan bir başka cinsel taciz/saldırı vakası daha yer alıyor: 2018 yılında Yüksek Mahkeme’ye atanacak yargıç adayları arasında adı geçen Brett Kavanaugh olayı. Kantor ve Twohey çalışmalarının bu bölümünde Kavanaugh vakasının politik düzlemdeki etkilerine yer vermekten çekinmiyorlar. Ve ayrıca Christine Blasey Ford’un yaşadığı duygusal gerilimi; eylemleri ile değerleri arasında yoğunlaşan çatışmayı, sonunda Ford’u harekete geçiren süreçleri tüm gerçekliğiyle bize aktarıyorlar.

Takvimler 16 Ocak 2019 tarihini gösterdiğinde ise Megan ve Jodi’nin tarihi araştırmasında kritik rol oynayan on iki kadın -aralarında Christine Blasey Ford da var-, Gwyneth Paltrow’un Los Angeles’taki evinde buluşuyorlar. Kitabın sonlarında, bu toplantıda hazır bulunan kadınların, aralarında geçen ve müthiş bir yoğunlukla aktarılan konuşmalarının okura sunulan bir armağan olduğunu söyleyebilirim ancak.

***

#MeToo hareketi küresel bir alan yarattı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden kadın örgütleri, sadece kendi ülkelerinde değil başka coğrafyalarda da, kadına yönelik şiddet ve cinsel saldırılar karşısında dijital platformlardan birbirlerinin sesine ses kattılar ve katmaya da devam ediyorlar. Ülkemizde de Aralık 2020’de, tanınmış bazı yazarların, çok sayıda kadına cinsel tacizde bulunduğunun dijital platformlardaki ifşalarla açığa çıkması, ABD’deki dalgaya benzer bir etkiye yol açtı. Kısa sürede kadınların Twitter’da kendi taciz hikayelerini paylaşmaları ve ifşaları gündeme oturdu. Dayanışma sırasında kullandıkları ifadeler sloganlaştı; yürekler ve sloganlar dayanışmayı daha da büyüttü…

Sözlerimizi Amerikalı avukat Debra Katz’in, o tarihi günlerde olup bitenlerle ilgili kitapta da yer alan yorumlarına yer vererek noktalayalım: ABD’de kurumlar değişmemişti, Senato değişmemişti, Beyaz Saray değişmemişti ama #MeToo hareketinin etkisi ve gücüyle olayların niteliği değişmişti.[3]

Belki Türkiye’de de durum buydu. Bir şeyler fena halde değişmişti.


[1]Lauren O’Connor’ın, Weinstein şirketi üst yönetimine hitaben yazdığı 3 Kasım 2015 tarihli nottan alınmıştır. Bkn: Kadın Dedi ki, Jodi Kantor, Megan Twohey, Çev: Sevim İrem Alkılınç, Bilgi, Mart 2021, 1.basım, syf.162.

[2] Age,syf. 13

[3]Age.syf.276

Hatice Balcı – edebiyathaber.net (19 Nisan 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r