Masthead header

İyi bir ilk kitap: Olmaz diye düşündüğümüz şeyler | Neşe Aksakal

Şebnem Balevi’nin on altı kısa öyküden oluşan ilk kitabı  Olmaz Diye Düşündüğümüz Şeyler oldukça dikkat çekici; öyküler günlük hayatın saçma, tuhaf, ayrıksı dediğimiz taraflarına odaklanıyor. Şebnem Balevi, bu öykülerinde gerçekliğin sınırlarını zorlayan sahneler ve yine aynı şekilde gelişen sonlar sayesinde insanın iç dünyasına ait tedirgin edici gerçekleri temsil etme yolunu seçmiş. Yazar,  böylece yazma yoluyla,  insan doğası hakkında önemli bir şeyleri açığa çıkarmayı hedeflemiş.

Kitabın ilk öyküsü, “Sıcak Hava Dalgası”. Şebnem Balevi’nin yazma karakterini oluşturan unsurlar bu ilk öyküde beliriyor. Karı koca bir evcil hayvan dükkanı işletiyor, sıcakların kavurduğu bir yaz ayında uzun süre elektrikler kesiliyor, kendileri sıcakla boğuşurken dükkandaki hayvanlar için yapacak bir şey bulamıyorlar ve sonunda ellerinden gelen en iyi şeyi yapmaya karar veriyorlar: uyumak. Uyuyarak sorunu unutmaya karar veriyorlar;  uzakta, evlerinde onların ölmelerini bekliyorlar. Nihayet dükkana gittiklerinde karanlığı yırtan o sesi duyuyorlar: öldü, öldü!  On üçüncü öykü de aynı çizgide ilerliyor. Geleceğini öğrenmek için bir koşu bir falcıya uğrayan bir kadının orada sıkışıp kalması, bir türlü evine gidememesi ve her gün geleceğini öğrenmek amacıyla sırasını beklemesini konu alan “Gelecek” adlı bu öyküde de yazar, hayatın saçma tarafıyla uğraşıyor. “Bir Rüya” adlı öyküsünde de yüzmeye başlayan Cemal Bey, epeyce açılıyor ve birden boğulacak gibi oluyor, bacağından bir et parçası sarktığını görüyor, zar zor kıyıya ulaşıyor, yaralı olarak kumsala uzanıyor, onu görünce bayılanlar, çığlık atanlar arasında kalıyor. .Sonrasında Cemal Bey kumsalda karısının yanında yatıyorken çıkıyor karşımıza, az önce gördüğü rüyadan uyanıyor, hemen denize açılıyor ve tuhaf bir sona doğru yüzüyor.  Bir sirk, bir hamam, engin bir deniz, ahşap bir köşk gibi normal ortamlarda gezinirken tuhaflıktan ve rahatsızlıktan zevk alıyor yazar yani kendi adlandırmasıyla “Olmaz diye düşündüklerimizi” yazıyor.

Şebnem
Balevi

Bana kalırsa bir öyküdeki harika bir son çoğu zaman anlatılan hikayeyi de harika kılıyor. “Gölge” adlı on birinci öykü gibi. Meral Hanım bir kitapevinde kendisine benzettiği bir kadınla karşılaşıyor, izlemeye başlıyor onu ama acaba bunlardan hangisi gerçek kişi, hangisi gölge kişi? “Kalabalığın arasında hızlı adımlarla ilerleyen kendimi hemen tanıdım, artık ikimiz de gölgelerin uzamaya başladığı, uzun bir yaz akşamüstüne hazırlanan sokaklarda yürüyorduk. Onu izlerken başıma gelenin ne olduğuyla ilgili bir ipucu arıyordum.” Meral Hanım kim? Bu öykünün sonunda biri diğerinden kurtulmaya karar veriyor. Bu öyküler bize kısa öykü türünde de parlatılan sonların önemini vurgulatıyor.

Yazarın öyküleri Kafka’nın yazım karakteri gibi biraz varsanılı, biraz huzursuzluk ve teslimiyet de taşır. Yazarın “Gelinlik”, “Kürek”,  “Cambaz”, “Kapı” gibi öykülerinde tasvir ettiği saçmalık ona göre tüm insanlık durumunun özüdür.

Şebnem Balevi’nin bu kitaptaki öykülerinden  zaman zaman Etgar Keret tadı alınıyor. Keret kadar gerçeklik kurallarına aykırı, “(Buzdolabının Üstündeki Kız” gibi) durumlar fazlasıyla öne çıkmıyor ama sakin ve akıcı bir dille sağladığı çarpıcılık açısından dikkat çekici.

Bu anlamda yazarın yazma karakterini oluşturan unsurlar neler? Şebnem Balevi, insanın doğasında olan gerçekleri, durumları ve takıntılarıyla duygusal bir bağlantı kurmaya çalışıyor, tuhaf ve saçma anları sakinlikle yakalıyor. Öykülerine olağan ve sıradan bir başlangıçla ve yalın bir öykü anlatımıyla giriş yapıyor. Sessiz bir ilerleyişten sonra tuhaf sonlarla bitiriyor ya da  aynı tuhaflıkla bitirmeyi  size bırakıyor.    

Öykü okumayı sevenler, kısa ama özlü bir şeyler arayanlar bu koleksiyona bayılacaklar. 

edebiyathaber.net (9 Nisan 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r