Masthead header

İlk Kitap: Umut Şener | Mesut Örs

İlk kitap söyleşilerimizin bu haftaki konuğu Sınırsız Yayıncılık’tan çıkan Senem adlı kitabıyla Umut Şener.

“Kendi hikayesini yazmış, kendi yolunu açmış bir kadına eşlik ettim.”

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplar hayatınıza nasıl girdi, “okur” olmaktan “yazar” olmaya giden yol nasıl başladı ve ilerledi?

Merhaba. Ankaralıyım. 1981 doğumluyum. Okumaya, bilime, bilgiye değer veren bir ortamda büyüdüm, yaşadım. Bu da okumayı hayatımın tam merkezine yerleştirmeme neden oldu. Öğretmen, ziraatçı ve sağlıkçı ağırlıklı bir ailenin evladıyım. Yani insanla ve toprakla dolaysız bir bağım var. Kitaplar da tüm bunların sonucu olarak hayatımda hep yer aldı, alıyor. Uzun yıllardır yazın alanının mutfağında, editoryal çalışmalar yapıyorum. Kendimi yazar olarak değil de yazan olarak tarif etmem daha doğru olur. Çünkü kendimi ifade etmek için tercih ettiğim yol bu… 

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma süreci nasıl gelişti, yazarken uyguladığınız belli rutinler veya ritüeller var mı?

“Senem” bir vasiyet aslında. 85 yıllık bir ömür sürmüş, bunun 50 yılını gurbetçi, yalnız ve işçi bir kadın olarak geçirmiş, hem de hayatı boyunca okuma yazma öğrenememiş dokuz çocuk annesi bir kadının vasiyeti. Benim yazarak yaptığım gibi kendini çizerek ifade eden kadın bir çizer arkadaşım sayesinde ailesiyle tanıştım. Fikir zaten vardı annenin hayatının yazılmasını vasiyet etmesinden kaynaklı. Ama acı çok tazeydi, çocukları anneleri olmadan nasıl yaşayacaklarını bilmiyordu, dahası yazma işi ile ilgili hiçbir bilgi ve fikirleri yoktu. Fakat hikâye beni çok sardı. Güçlü bir kadını tanı(t)mak bana da tanışanlara da güç verecektir diye düşündüm. Zor bir süreç oldu, çünkü aile Almanya’da yaşıyor. Teknoloji ve sosyal medyayla tanışıklıkları herkes kadar… Benim siyasi davalar nedeniyle yurtdışına çıkış yasağım var. Ses kayıtlarından yaptığım çözümlemeler, görüntülü görüşme notları vb üzerinden gelişti. Genelde röportaj türünün olanaklarını kullanarak ve çoğu zaman da zorlayarak bu yaşamöyküsünün ayrıntılarını derledim. Ayrıntıları üzerine yerleştireceğim gövde olan “hayat/dünya” kısmında ise uzun bir süre araştırmalar, incelemeler yaptım. Yazılı, görsel, işitsel birçok materyali inceledim. Binlerce sayfa okuma yaptım, belgeseller izledim, internet araştırmaları yaptım. Rutin ya da benim açımdan ritüel yani olmazsa olmaz bir yanından bahsedeceksek bu yavanlığı aşma, hikâyeye hayatın içinde bir yer bulma çabası diyebilirim. 

Dosyanızı tamamladıktan sonra yayınevlerine ulaşma, başvuru ve dosyanın kabul edilmesi sürecinden bahsedebilir misiniz? Bu süreçte yaşadığınız zorluklar olduysa bunları nasıl aştınız?

Bu kitabı oluşturduğum sürecin en kolay geçen bölümü dosyanın basılması oldu. Çünkü dediğim gibi kitaplarla, edebiyatla ve alandaki her türlü aşamada dostlarım, tanıdıklarım var. Bu bir avantaj oldu. Sadece kitabın içeriğinden kaynaklı kadın ya da kadın dostu bir yayıncı ölçütüm vardı. Kitapla hedeflediğim temel amaçlardan biri de kadın emeğinin görünürlüğüne katkı sunmaktı çünkü. Sınırsız Yayıncılık bu açıdan amacıma uygun bir adres oldu. Herhangi bir zorluk yaşamamamda kitabın maliyetine ve basım giderlerine ilişkin gereken maddi olanağın, Senem Bakır’ın ailesi tarafından bana sunulması da var. Pek çok yazarın kâğıt parası, matbaa gideri vb nedeniyle dosyalarının beklediğini biliyorum. 

Bu bahse dair yine de değinmek istediğim zorluklar var. İlki kadın yayıncı sayısının yok denecek kadar az olması. Kadın edebiyatçılarının bunca üretken olduğu bir ülkede bunun da zamanla yapılacağına inanıyorum. İkincisi ise edebiyat eleştirmenliği ve editoryal süreç konusunda, edebiyatla bunca yılın geçtiği topraklardaki, henüz oturmamış ama kitabı tamamlayıcı unsurların kısırlığı. Ekonomik temelli, popülist, kulisçi, zaman zaman kibirli veya kafa-kol ilişkisiyle yürütülen süreçler yüzü yeniye dönük yazarların önünü kesiyor, onlar için büyük hayal kırıklıklarına sebep oluyor çoğu zaman… 

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Dediğim gibi, Senem adında bir kadının gerçek yaşamöyküsünü anlatmaya çalıştım. İçinde barındırdığı olguların gerek önemli oluşu gerekse de güncelliği çabamı büyüttü. Bu kitapta kadın, işçilik, gurbet, göç, annelik, ırkçılık, faşizm, emek, Alevilik gibi yaşamımızda belirleyici yere sahip pek çok konuya değindim. Hayatın getirdiği acılardan, zorluklardan, sınamalardan umut demleyerek çıkmış, onu sevgisiyle, direnciyle lezzetlendirmiş bir kadının hikayesi Senem. Kendi hikayesini yazmış, kendi yolunu açmış bir kadına eşlik ettim. Güzel bir yolculuk oldu. Senem’in çıktığı Ağustos ayından bugüne geçen kısacık zamanda yepyeni ve çok fazla yol arkadaşım oldu. Bu dokunuşlar bana doğru bir iş yaptığımı fısıldıyor.  

“İlk kitap” hem yazar hem yayınevi açısından birlikte yeni bir yola çıkmanın heyecanını ve soru işaretlerini taşır. Siz “ilk kitap” olgusuyla ilgili neler söylemek istersiniz?

Her şeyin ilki en öğreticisidir. O ilkin yaratılma sürecine dahil olan tüm bileşenleri değiştirir, geliştirir. Benim için de böyle oldu. İlk kez bir kitabın kapağında adım yazıyor. Bunun öncesinde hep çeşitli görev paylaşımları dahilinde künyede yer alırdı. Hatta bu acemilikten kaynaklı Senem’de bana dair herhangi tanıtım cümlesi yer almıyor. 

Yayıncım bana güvendiğini hissettirdi. O açıdan kafam da içim de rahattı. Beni kaygılandıran yazdıklarımın doğru ve birbirini tamamlayan olup olmadığıydı. Hangi koşullarda derlediğimi bildiğim için eksik ve yanlışlar olacağından emindim. Bunlar benim için soru işaretiydi. Aile üyeleri okuduktan sonra genel olarak olumlu dönüşler aldım. Okuyucuların değerlendirme ve eleştirileri de olumlu, beni daha iyiye doğruya sevk eden bir nitelik taşıyor. Ve soruya başta verdiğim cevabı tekrar edeceğim, bütün ilk’ler gibi, ilk kitap da yazarın ilkolkul öğretmeni gibidir. Temel bilgi ve yöntemleri ondan öğreniyoruz.

İlk kitabım bana ilham verdi. Örnek olacak, okuyana-tanıyana güç verecek kadın yaşamöykülerine devam etmeyi düşünüyorum. 

Yeni çalışmalarınız var mı? Varsa, kısaca söz edebilir misiniz?

Evet devam eden birkaç çalışmam var. Bitmeye çok yaklaşmış, son dokunuşlarını yaptığım bir roman çalışmam var. Ayrıca tarım-toprak konusunda ve bir de güncel politika konusunda iki ayrı çalışmama uzun süredir devam ediyorum. Öyküler karalıyorum henüz bir plana dahil etmeden. Düzelti, yayına hazırlama, son okuma, küçük çaplı çeviriler de yapıyorum. Kalem tutmaya devam…

Henüz bir kitabı yayımlanmamış yazarlara ve yazar olmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler olur?

Çok okumak, çok bilmek/öğrenmek gerekir demeyeceğim. Yazmış ya da niyetlenmiş biri bunu zaten fark etmiştir. Ben öncelikle hangi coğrafyanın edebiyatının bir parçasıysak orayı tanımanın çok önemli olduğunu düşünüyorum. Toprak, ortak kültürel değerler ve tarih, ekonomik birlikle beraber bu konunun tamamlayıcısı dil’dir. Üretim yaptıkları dili, yani üretim araçlarını ne kadar iyi tanır ve kullanırlarsa ürünleri de o oranda güçlü olacaktır, bir derinliğe ve somutluğa sahip olacaktır diye düşünüyorum. 

Kendimizi besleme sorumluluğumuz var. Bu yanıyla günün olanaklarından yararlanmak, onları arayıp bulmak bir alışkanlığa, kişilik özelliğine dönüşmeli. Edebiyat platformları (ve bunların sosyal medya hesapları), dijital yayınları, güzel sanatlara ve onun bir kolu olan edebiyata dair haberleri içeren sayfaları, yayınları takip etmelerini, mutlaka kütüphanelere gitmelerini öneriyorum. 

Uyuyakaldığımızda göğsümüze düşen bir kitap varsa ve elimizden düşen bir kalem; yazmak için doğru yoldayız… “Kul olayım kalem tutan ellere”

Teşekkür ediyorum. 

edebiyathaber.net (26 Eylül 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r