İlk Adımlar: Yelina Tayfur | Hande Emekçi

Mayıs 8, 2026

İlk Adımlar: Yelina Tayfur | Hande Emekçi


Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, İletişim Yayınları’ndan çıkan “Dünyadan Sonra Bir Yer” adlı ilk kitabı ile Yelina Tayfur.

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?  Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?

Ankara’da doğdum, İstanbul’da büyüdüm ve hâlâ burada yaşıyorum. Avukatlık yapıyorum. Şu an bir roman üzerine çalışıyorum.

Yazmakla ilişkim birçok kişi gibi çocukluğumda başladı. Kitaplarla dolu bir evde büyüdüm. İçine kapanık bir çocuktum. O zaman okumak da yazmak da benim için dünyayı anlamanın ve ondan saklanmanın yoluydu. Liseye geldiğimde yazar olmak istediğimi biliyordum. Sonra o kendinden emin hâlimden eser kalmadı tabii ama yazmayı bırakmadım. Öykülerim çeşitli edebiyat dergilerinde yer aldı. 2025 Haziran’ında da Dünyadan Sonra Bir Yer, İletişim Yayınları tarafından yayımlandı.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız?

Başta bir “kitap” fikri yoktu aslında. Yazdığım metinler vardı ama onları bir şeye benzetemiyordum. Ara ara bloglar açıyor, sonra kimse görmeden kapatıyordum. Kitaba giden süreç, yazdığım öyküleri bir arkadaşıma göndermemle başladı. O beni hem cesaretlendirdi hem de yönlendirdi. Öyküleri bir dizip bir taslak dosya bile yaptı. Sonra edebiyat dergileri, atölyeler… Çok şey öğrendim, sayısız kez yazdım, bozdum, yeniden yazdım, güzel dostluklar kurdum. O yüzden bugün dönüp baktığımda şunu hissediyorum: Yazmak ne kadar yalnız, içe dönük ve bireysel bir eylemse, onun kitaba dönüşme süreci de bir o kadar kolektif bir süreçmiş. Ben tek başıma o adımı atamazdım. Arkadaşlarımın, ailemin desteği ve biraz da iteklemesiyle oldu her şey.

Kitabın adı dosyada yer alan bir öyküden geliyordu. O öykü zamanla değişti, dosyadan çıktı ama ismi kaldı. Zamanla benim için bütün kitabın ortak duygusunu taşıyan bir ifadeye dönüştü. Üstelik tamamen kaybolmuş da değil. Kitaptaki “Masaldaki Yabancı” öyküsünde bir cümlenin arasında geçiyor hâlâ.

Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?

Dosyayı tamamlamak uzun sürmüştü ama daha zor kısmı onu yayınevlerine göndermekti. Çok uzun süre “hazır değil”, “biraz daha beklemeli” diye düşündüm. Bir yandan da tabii reddedilmekten korkuyordum. Sonunda cesaret edip yayınevlerine gönderdiğimde, o “enter” tuşuna bastığım an büyük bir rahatlama yaşamıştım. Sanırım o yüzden sonraki bekleme süreci bana zor gelmedi.

İletişim Yayınları’ndan olumlu dönüş geldiğinde çok sevindim tabii. Ama ilk anda emin de olamadım. Bir hata olabilir mi? Şaka olabilir mi? Hatta mesajı arkadaşlarıma gönderip “Ben yanlış okumuyorum, değil mi?” diye sormuştum. Hâlâ onunla dalga geçerler.

Editörüm Duygu Çayırcıoğlu dosyadaki aksayan yerleri çok hızlı görmüştü. Onun yönlendirmeleriyle bazı öyküleri yeniden çalıştım; bazıları dosyadan çıktı, yenileri eklendi, sıralama değişti. Editöryal süreç benim için çok öğretici ve yaratıcı geçti.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?

Dünyadan Sonra Bir Yer hayatın içinde kolayca gözden kaçabilecek anların peşinden giden öykülerden oluşuyor. Karakterlerin ortak noktasıysa bir tür kopukluk hissi taşımaları. Yazarken bunu bilinçli olarak kurmamıştım ama dosya tamamlandığında öykülerin birbirine görünmez bağlarla tutunduğunu fark ettim. “Dünyadan sonra” ifadesi de bana hep hem fiziksel bir yeri hem de zihinsel bir eşiği çağrıştırıyor.

Anlatıcılar da biraz o eşikte duruyor aslında. Sahneyi gözlemliyor, nesneleri fark ediyor, etraflarındaki insanları izliyor ama tam olarak ne hissettiklerini açıklamıyorlar. Hepsinde hafif hayaletvari bir taraf var. Sanırım kitabın genel duygusu da orada oluşuyor.

En çok etkileyen midir, bilmiyorum ama şu an ilk aklıma gelen “Başka yere gitme.” Aynı odada üç kayıp insan var: tablonun içinde sıkışmış genç Mari, kendini unutmaya başlayan yaşlı Mari ve çevresindekilerin ‘geri’ diye yaftaladığı ama aslında her şeyi kendine özgü bir haritayla kaydeden çocuk Ömer. Üçü de yolunu arıyor ama hiçbirinin yolu doğrusal değil.

İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?

Kitabım yayımlandığında iki duyguyu aynı anda yaşadım: Camları açıp haykırmak ve perdeleri çekip eve kapanmak isteği. Çocuklar duygulardaki bu ikiliği yakalamakta çok usta. Oğlum bir gün bir başarı hissini anlatırken “gururlu ve korkmuş” diye tarif etmişti. Belki benim hissettiğim de buydu.

Düşününce, o ilk zamanlar bir tür pişmanlık bile yaşadığımı itiraf etmeliyim. “Şimdi ne olacak, her şey kontrolümden çıktı” gibi bir kaygı hâliydi bu biraz. Ama kitap okurla buluştukça, farklı bakış açılarıyla açıldı, genişledi. Benden kurtulup kendi özgür hayatına geçti. Bu da zamanla beni özgürleştirdi. Umarım öyledir. Kitap kısa sürede üç baskı yaptı, yakın zamanda da Sait Faik Hikâye Armağanı kısa listesine kaldığını öğrendim. Hâlâ ‘gururlu ve korkmuş’ hissediyorum ama galiba bu çelişkili duygularla birlikte yaşamayı öğreniyorum.

İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?

Yazarken görünmezsiniz ama kitap yayımlandıktan sonra imza günleri, söyleşiler, röportajlar, sorularla birlikte görünür olmakla ilgili bambaşka bir ilişki kurmanız gerekiyor. Bunlar da yazarlığın kendi doğasıyla biraz çelişiyor bence. Yazmak benim için hâlâ oldukça içe dönük, yalnız bir alan. Ne zaman çıkıp kitapla ilgili konuşsam, hemen eve dönüp battaniyenin altına girmek istiyorum.

Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?

Dünyadan Sonra Bir Yer’i tamamlamam o kadar uzun bir zamana yayıldı ki, eş zamanlı olarak çalıştığım başka metinler de oldu o süreçte. Bir tanesini bitirdim. Yani “ilk bitirişim”, diyelim.

Tavsiye olarak da, dönüp kendi sürecime baktığımda şunu söyleyebilirim: İnsan bazen yazdıklarından çok, kendi iç sesiyle mücadele ediyor. Çünkü o ses bir yandan “Hadi buradan yürü” diyor, bir yandan da “Gerçekten iyi mi?”, “Kim neden okusun?”, “Yayımlanmalı mı?” gibi sorularla geliyor. O yüzden yola yeni çıkanlara iç seslerine kulak vermelerini ama ona tamamen teslim olmamalarını söyleyebilirim.

Ben o kararsızlığı ve kendini baltalama hâlini biraz da arkadaşlar sayesinde aşabildim. Herkese iyi arkadaşlar tavsiye ederim.

Yorum yapın