İlk Adımlar: Nil Şahlıoğlu | Hande Emekçi

Eylül 4, 2026

İlk Adımlar: Nil Şahlıoğlu | Hande Emekçi

Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, Timaş Çocuk Yayınları’ndan çıkan  “Acele İşe Kaplumbağa Karışır adlı ilk kitabı ile Nil Şahlıoğlu.

Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz?  Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?

Ben Nil Şahlıoğlu, 23 yaşındayım. Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden yeni mezun oldum. Anlayacağınız, edebiyatla ve kitaplarla liseden beri çok ilgiyilim. Özellikle üniversite sınavımın bittiği yaz kendimi deli gibi okumaya verdiğimi hatırlıyorum. 4. sınıfta erasmus için Hollanda’ya gittiğimde sosyal medyada içerik üretmeye başladım, yazma serüvenim burada başladı diyebilirim. Kültür-sanat alanında içerik ürettiğim için de sürekli kitaplarla haşır neşir olup üstüne bir de özetler çıkarıp ilgi çekici metinler haline dönüştürmem gerekiyordu. Yani kitaplarla hep iç içeydim ama yazmaya sosyal medya sayesinde başladım diyebilirim.

Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız?

Kitap yazma sürecinde beni en çok zorlayan şey fikir bulmaktı kesinlikle. Sanat konulu bir kitap yazmak istediğimi biliyordum ancak önümde sonsuz sayıda sanatçı vardı ve ben çocukların en ilgisini çekecek sanatçıyı en ilgi çekici şekilde işlemek istiyordum. Osman Hamdi Bey’in “Kaplumbağa Terbiyecisi” tablosu zaten çok popüler, bu popülerliği alıp biraz daha derinleştirmek istedim. Ancak daha farklı ve önceden düşünülmemiş bir açıdan işlemeye kendimi çok zorladım ve en sonunda “Acaba kaplumbağalar insanları eğitseydi nasıl olurdu?” sorusu aklıma geldi. Bir şeylere tersinden bakmayı çok seviyorum ve çocukların da kaplumbağalarla sanat dolu bir maceraya çıkacak olması fikri beni çok heyecanlandırmıştı! Kitabın ismine kitabım tamamen bittikten sonra karar verdim. Aklımda 2-3 alternatif vardı ama Acele İşe Kaplumbağa Karışır ismi aklıma geldiği gibi diğerlerini eledi. Hem kitabın “sabır ve yavaşlama” konusunu barındırması hem de bilinen bir atasözümüz üzerinden olması çok içime sinmesini sağladı. Yazma sürecindeyse konuyu bulduktan sonra olay örgüsünü genel hatlarıyla çıkarmak aşaması en çok vaktimi alan ve beyin fırtınaları yaptığım kısımdı ama sonrası su gibi aktı diyebilirim.

Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?

            Timaş Yayınevi’nin çocuk kitapları zaten hepimizin çocukluğudur. O yüzden en başından beri birlikte çalışacağımız için içim çok rahattı. Editörüm Burak Genç, beni her aşamada çok doğru yönlendirdi ve süreçlerin tam anlamıyla pürüzsüz ilerlemesine sebep oldu. Konu çocuk edebiyatı olduğunda bir sürü dikkat edilmesi gereken hassas detay olabiliyor, bu da büyük bir profesyonellik istiyor aslında. Bu gibi detaylarda gözümden kaçan noktalarda hep destek aldım. Çizerimiz Merve Ergenoğlu’nu da birlikte seçtik. A’dan z’ye her noktada harika ve heyecanlı bir süreçti diyebilirim!

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?

Kitabım kültürel değerlerimizi, hız çağında yavaşlama ve sabretmenin önemini, sanatı ve macerayı aynı anda barındırıyor. Aynı zamanda aşırı yavaş ve uzun yaşayan bir hayvan olarak bilinen kaplumbağalardan insanların ve çocukların çıkarabileceği çok kıymetli derslerle karşılaşıyoruz. Bu yüzden kitabımda hayvan sevgisine de bolca yer var diyebilirim. Beni en çok etkileyen bölüm, çocukların maceradan eve döndükten sonra kendi kaplumbağalarını almaları. O sahnenin hem anlamı hem de çizimi her okuyup baktığımda çok tatlı geliyor.

İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?

En büyük zorluğu kesinlikle “Acaba yapabilecek miyim?” sorusunun zihnimde hep olmasıydı. Dışardan öyle gözükmese de düşünmeniz gereken yüzlerce detay oluyor ve yazma tıkanıklığı yaşadığınız anlar insanı çok demotive edebiliyor. Bazen saatlerce yazdığım metinleri birkaç gün sonra okuduğumda beğenmiyorum ve çöpe atıyorum. Bence yazdığın şeye “kıyabilmek” çok önemli çünkü insanın yaratıcılığında günü gününü tutmayabiliyor sonuçta. Kitabım yayımlandıktan sonra en çok konunun, yani tabloya tersten bakmış olmamın çok beğenildiğini gördüm. Ayrıca kapağı ve ismi de çok beğenildi. Daha fazla çocuğa ulaştıkça onlarda uyandıracağı hisler için de çok heyecanlıyım!

 İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?

Resmen bir annenin çocuğunu ilk kucağına aldığı an gibi ben de kitabımı ilk elime aldığım anda çok farklı hisler yaşadım. Bu kadar heyecanlanacağımı ve bir sürü duyguyu aynı anda hissedeceğimi beklemiyordum. O kitapta benim zihnimden çıkan cümlelerin yazıyor olması ve bunların fiziksel bir karşılığı olması çok kıymetli. Hatta çizimlerle birlikte canlanmış olmaları daha da kıymetli. Bu yüzden evet, yazarlık, özellikle de çocuk yazarlığı inanılmaz bir manevi tatmin sağlıyor!

Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?

Şu an arka planda 2026 ve 2027 yılları için iki yeni kitap için çalışmalarımız sürüyor. İkisi için de çok ama çok heyecanlıyım. Henüz kitabı yayınlanmamış yazarlara en büyük tavsiyem daha önce de söylediğim gibi bence yazdıklarınıza “kıyabilmek” çok önemli. İlk yazdığımız sayfalarca yazı bazen sadece zihnimizin ısınma pratiği gibi olabiliyor. Yani pek de yaratıcı ve etkileyici cümleler, fikirler çıkamayabiliyor. Okuduğunuzda bunu zaten siz de hissedeceksiniz ama o “O kadar yazdım, silmeyeyim.” Düşüncesini yenebilmek çok önemli. Çünkü asıl zihniniz ve eliniz ısındıktan sonra ilham perileri yanınıza geliyor diyebilirim 🙂

Yorum yapın