
Söyleşi serimizin bu haftaki konuğu, Metinlararası Kitap’tan çıkan “Deliler, Bavullar ve Tanışma Biçimleri” adlı ilk kitabı ile Beyhan Keçeli.
Kendinizi kısaca tanıtabilir misiniz? Kitaplarla ve yazmakla olan ilişkiniz nasıl başladı?
Bu gezegende geçirdiğim süre arttıkça kendimi tanıtmakta zorlanır oldum. Sanırım kalıplardan sıyrılmanın işareti bu. Hep okudum. Olanı biteni, insanı, doğayı anlamaya çalışıyorum hâlâ. İnsanın anlama ve anlatma çabasını seviyorum.
Sözün büyüsünün peşine çok erken yaşlarda takıldım. Yazmakla olan ilişkimin ilk dönemi sebepsiz ve içgüdüseldi. Daha bilinçli yazmaya yöneldiğim dönemde ise aktarım, paylaşım ve ölümsüzlük arzum tetikleyiciydi. Kendimden ve bana bahşedilen kurgudan sıkılınca kurmacaya sığındım. Var olduğumu hissettiğim yegâne alanlardan biri yazmak. Kimilerine klişe gelecek fakat ben sadece kendim için yazıyordum. Başkalarıyla paylaşma kısmının bu kadar keyif vereceğini bilseydim elbette öykülerimi daha önce yayımlardım.
Yazmak eyleminin debisi artıp azalsa da hep hayatımda.
Kitabınızın ortaya çıkış öyküsünü anlatabilir misiniz? Fikir nasıl doğdu, kitabın ismine nasıl karar verdiniz, yazma sürecinde neler yaşadınız?
Yayımlanan öykülerimin sayısı artınca bir dosya oluşturmam gerektiğini söyleyenler oldu. İşin aslı ben dergilerden cevap beklediğim o heyecanlı süreçlerin müptelasıyım. Öyle de devam edebilirdim fakat birbirinden bağımsız yazdığım öykülerin bir araya gelince bütünü oluşturabildiğini gördüm.
Kitabın ismine editörümle birlikte karar verdik. Öykülerden bir bütüne ulaştığımızda dosyada gidişleri, gelişleri ve beklemeleri imgeleyen bavullarımın, her telden delilerimin olduğunu gördük. Bir de tüm yaşamı etkilediğine inandığım “tanışma biçimleri”ne mercek tuttuğumu fark ettik. “Deliler, Bavullar ve Tanışma Biçimleri” söylemek istediklerimin toplamına uygun bir ad oldu.
Kitabınızı tamamladıktan sonra yayınevi bulma süreciniz nasıl geçti? Kitabınızı basmaya karar veren yayıneviyle yaşadığınız süreç nasıldı?
Beklemelerin dünyasında yaşıyoruz, bekleriz, diyerek çıktım yola ama bu konuda şanslıydım. Mahmut Yıldırım dosyama ilgi gösterince Metinlerarası Kitap ile çalıştık. Takip ettiğim ve yaptığı işleri beğendiğim bir yayıneviydi. Doğru yerde olduğumu defalarca gördüğüm bir süreç oldu. Sağlam bir iletişimle ilerlemek benim için ilk kitap deneyimimde çok kıymetlidir bu açıdan.

Kitabınızdan biraz bahsedebilir misiniz? Kitapta sizi en çok etkileyen bölüm hangisi?
“Deliler, Bavullar ve Tanışma Biçimleri” insanın kadim meselesi kendini arayış, geçmişle hesaplaşma, bağ kesme/kurma ve yeniden başlama gibi birçok damarı olan bir kitap. Kurmacanın imkânlarından faydalanıp yeni kimlikler yarattığım, idealize etmeden yeni yaşamlar oluşturmaya çalıştığım, her defasında kendimi yıkıp yeniden inşa ettiğim bir yolun resmi oldu. Bu açıdan “en” diyebileceğim bir bölüm söylemem mümkün değil.
İlk kitabı yayımlamanın en büyük heyecanı ve en büyük zorluğu neydi? Kitabınız yayımlandıktan sonra aldığınız tepkiler nasıldı?
Kitabın kapağını gördüğüm an müthiş bir heyecandı. Bir anda kendimi açık etmişim gibi hissettiğim zamanlar zorlayıcıydı. Kaldı ki otobiyografik öyküler yazmamıştım, yine de görünür olmak ilk zamanlar sarsıyor.
Yayımlandıktan sonra insanların geri bildirim vermeleri büyük nezaketti. Kastettiklerimden fazlası geçmişti insanlara. Okurda katman katman bir anlam cümbüşü oluşmuştu. Kitabımı liseliler de okudu, ileri yaş grubu okurlarım da oldu. Bu ilginin sonucu olarak ikinci baskıyı yaptık. Mutlandım.
İlk kitabınızı yayımladıktan sonra yazarlık konusunda düşünceleriniz değişti mi?
Benim için yazmak bağımlılık yaratan bir özgürlük biçimi. Kitap çıktıktan sonra bu duygum katmerlendi. Bu duyguda ve buralardayım.
Yeni bir kitap için çalışmalarınızı sürdürüyor musunuz? Henüz kitabı yayımlanmamış yazarlara tavsiyeleriniz neler olur?
Evet, yazmaya devam ediyorum. Daha iyi yaşasak daha az mı yazardık, diye sorgulasam da tek onduğum yer yazmak.
Yazmak, yalnızlık istediği kadar tarafsızlık da istiyor. Bulunduğunuz yerin dışına çıkmak, öbür taraftan bakıp orayı anlamak mühim. Olağanın dışına çıkmak, eşyayı konuşturup insanı susturmak mesela. Denemek, sarsılmak, kıyıp atabilmek o güzelim cümleleri. Daha iyi nasıl anlatabilirim’in derdine düşmeleri ve bu derdin devasını arayarak devam etmelerini öneririm.
İnsanın insana ve inceliklere tahammülünün kalmadığı bu çağda edebiyata sığınan kalemlere selamlarımla. Yolunuz güzel olsun.

















