Masthead header

İki kitap, iki kadın – Isabel ve Moskova | İlkay Yılmaz

Henry James’in 1881 yılında yazdığı kitaptan uyarlanan, 1996 yılında yönetmenliğini Jane Campion’ın yaptığı Bir Leydinin Portresi adlı filmi izlediğimde başkarakter İsabel’i canlandıran Nicole Kidman’ın, kendisine seven erkekten –tuzakla içine çekildiğini öğrendiği evliliğine rağmen– kaçtığı, anlam veremediğim son sahne, beni, hayli hacimli kitabı okumaya itti. Andrey Platonov’un, 1930’larda yazdığı düşünülen kısa romanı Mutlu Moskova’daki Moskova karakteri de beni çok düşündüren roman karakterlerinden biri olmuştur. Kadın olmalarının dışında, kökenleri ve yaşadıkları dönem farklı olsa da iki karakterin benzeş oldukları nokta, iyi bir yaşam sürebilecekken kendilerini aptalca denilebilecek şekilde zedelemeleridir.

İsabel annesini kaybetmiş, daha çok büyükannesinin evinde büyümüş yirmi iki yaşında Amerikalı bir kadındır. Öldükten sonra arkasından söylenenler bakılırsa babası servetini kayıtsızca harcamış, kızlarına bölük pörçük eğitim vermiştir. Okumayı çok seven İsabel’in tek amacı ülkeler görmek yoluyla bilgisini artırmak ve iyi bir insan olmaktır. Floransa’da yaşayan teyzesinin Londra’da yaşayan banker kocası ona hatırı sayılır bir servet bırakınca İsabel bu dileğine kavuşur. Londra’da ciğerlerinden hasta olan, bilgili kuzeni Ralph ile arkadaş olurlar. Onun arkadaşı Lort Warburton’ın evlenme teklifini, hayallerini gerçekleştirmek istediğini söyleyerek kabul etmez. Amerika’dan gelen eski arkadaşı Caspar Goodwood’u da ret eder. Teyzesinin arkadaşı Madam Merle ile tanışır. Toplantı salonlarının vazgeçilmezi, çevresinin evlerinde ağırlamak için yarıştığı, bu yetenekli ve ehil kadın İsabel’de büyük hayranlık uyandırır. Ona benzemek ve onun tarafından onaylanmak isteğiyle dolmuştur. Madam Merle ona Floransa’da yaşayan arkadaşı Gilbert Osmond’dan övgü ile söz eder. Zevk sahibi, mükemmel ama peş parasız, işi olmayan ama onurlu bir adamdır. Eğer İsabel Floransa’ya gelecek olursa onları tanıştıracaktır. Isabel, orada, Pansy adında bir kızı olan adamla tanışır. Teyzesinin ve Kuzeni Ralph’in karşı çıkmasına rağmen Osmond ile evlenir. Birkaç yıl sonra Pansy’nin annesinin Madam Merle olduğunu öğrenir. Madam Merle ve Osmond, serveti için İsabel’i tuzağa düşürmüşler bu yolda Pansy’i bile kullanmışlardır. Pis bir batağa gömüldüğünü anlayan İsabel, kocasının karşı çıkmasına rağmen ölmekte olan Ralph’i görmeye İngiltere’ye gider. Onu seven adam gelişmelerden haberdardır. Gitme, diye, yalvarır. Ama İsabel kaçar. Bu kaçışın nedenini filmde anlamak zor olsa da kitaptan anlaşılan İsabel’in evli bir kadında bulunması gereken erdemler uğruna kaçtığıdır.

Ekim devrimi sıralarında doğan Moskova, babası tifodan ölünce yalnız ve aç kalmış, birkaç yıl ortalıkta dolaştıktan sonra yetimhaneye yerleştirilmiştir. Belleğinde kalan babasının kendisine Olya diye seslendiği ve bir gece yarısı, sokakta elinde meşale ile koşturan, ardından silahların patladığı bir adamdır. Adını ve soyadını yetimhanede alır. Orada yazdığı bir kompozisyonda en çok istediği şeyin mutlu olmak olduğunu söyler. Mutluluk kavramı onun için bisküvi, reçel, şeker, kırlarda ağaçların ve güneşin altında dolaşmak, bulutları seyretmek, rüzgârı dinlemektir. Yetimhaneden kaçar, ama bir yıl sonra geri getirilir. Okul bittikten sonra evlenir. Ancak kocasını nedensizce terk eder. Çocukluğundaki avare yaşama döner. Parkta uyurken tanıştığı hayalbaz Bojko ile Moskova’nın hayatında yükseliş başlar. Bojko onu havacılık – rüzgârları çok sevdiği için – okuluna yerleştirir. Moskova okulda cesaretiyle büyük başarı kazanır. Okula eğitmen yardımcısı olarak atanır. Sınır tanımayan Moskova devlet erkanı için düzenlenen gösteride paraşütle atlarken sigara ve kibrit çıkarır. Sigara yakmayı çalışır. Bu yüzden hava filosundaki görevinden uzaklaştırılır. Bölge askerlik şubesine atanır, orada evrakları için gelen kaçak yedek Er Komyagin’le karşılaşır. Bir nedeni olmadığı halde, perişan görünümlü adamın adresini alır, yaşadığı yere gider, hakkında bilgi toplar. Eğlence yerlerinde cerrah Sambikin ve makine uzmanı Sartorius’la tanışır. Kendisini seven Sartorius’la hendek içlerinde birlikte olur. Evlenme teklifini kabul etmez. “Bir şeylere acıyorum işte, öldürdüler onu,” der Sartorius’a içini dökerken. Çocukluğunda, gecenin bir vakti, sokakta meşale ile koşarken gördüğü adam, belleğini hâlâ terk etmemiştir. “Sen kızsın, ben kadın,” der Sartorius’a çok şey yaşadığını kastederek. Cerrah Sambikin, bu güzel kadının, hayatın olanca gürültüsünü tek bir insanın fısıltısına asla değişmeyeceğini kavramıştır. Biliyordur ki, aptallık, amacını ve tutkusunu bulamamış avare duyguların tabii ifadesidir. Ve Moskova’yı olanca coşkusunun arkasında hayal meyal da olsa çarpık görebilmektedir.

Moskova, Komyagin’i evinde ziyaret eder. Bu adam her işini yarım bırakan tembel ve üşengeç biridir. Sefil bir yaşantısı vardır. Moskova bu ziyareti “Bir gün buraya geleceğim ve karınız olacağım,” diyerek noktalar. Parası olmadan restoranlara gider, yemek ısmarlar, çevresindeki erkekleri neşelendirir, dans eder ve yemek parasını onlara ödeterek bağsız yaşantısını sürdürürken, Komsomollu gençlerin çağırıldığı metro yapım inşaatında çalışmaya başlar ve bir asansör kazası geçirir. Sambikin kangren olan bacağı kesmek zorunda kalır. Protez bacak kullanmaya başlar. Sambikin’in ve Sartorios’un ilgisine rağmen yaşlı Komyagin’le evlenir.

Kitabın sonuna doğru belki de Platonov’un Stalin döneminde yasaklı olmasına neden olabilecek en çarpıcı unsur ortaya çıkar. Moskova Komyagin’le konuşurken gece yarısı elinde meşale ile koşan, ardından ateş edilen adamın Komyagin olduğunu öğrenir. Moskova’yı Komyagin’e bağlayanın ne olduğunu düşünürüz burada. Toplumsal gerçeklerin göz önüne çıkarıldığı, insana dair ebedi ve ezeli meselelerin bilinmezliği ve varoluşu sorgulayan eserin neden Stalin’in hoşuna gitmediğini anlamak hiç de zor değil.

İki kitabın yazılışı arasındaki zaman farkını da katarak düşünürsek, İsabel savunduğu erdemlerin, Moskova ise Ekim Devrimi’nde kimsesiz kalmış olmasının kurbanı olmuştur diyebiliriz. İsabel’in akıbeti ‘Cehenneme giden yol iyi niyet taşlarıyla döşelidir’ sözünü anımsatır.  Oysa Moskova zaten cehenneme doğmuş, cenneti hiç tatmamıştır. Ayakkabılarının ucuyla duvar çıkıntılarına basıp evlerin içini gözetlediğinde yetişkin bir kadındır. Yaşamda olup biten her şeye meraklıdır. Ne var ki ocakların sıcaklığında, masaların etrafında, abajurların ışığında huzur bulamıyordur… İsabel hatalı kararlarını bile uzun boylu düşünerek, çevresindekilerle tartışarak alır. Oysa Moskova hayatın doğal akışına bırakmıştır kendini ve bundan mutluluk duymaktadır. İsabel’in verdiği yanlış kararda en iyi arkadaşı olan Kuzeni Ralph’in de etkisi olduğunu düşünmek olası. Zira ölüme mahkumdur Ralph, sadece hayranlık olarak dışa vursa da içten içe İsabel’i sevmektedir, kendi payına düşen mirasın bir kısmını –her ne kadar kızın bundan haberi yoksa da – İsabel’e vermesi için babasını ikna etmiştir… Belki de İsabel’in parasız bir adama ve kızına yardım etmeye yönelik güdülerinde hissetmiş olabileceği bu sevginin de payı vardır. Teyzesi gibi dik başlı olduğu, bilgisizlikten doğan bir saflığa sahip olduğunu düşünmek de mümkün, ayrıca aşktan korktuğu için kendisini seven erkeklerden kaçıyor olması da mümkün, her ne kadar babasını taparcasına seven İsabel’in sevme yeteneği muhakkak olsa da… Oysa Moskova aile sevgisini bilmez ama aşktan kaçmaz, onu dağıtır. Fakat bağlanmaktan kaçar.

Henry James- Bir Hanımefendinin Portresi- Türkiye İş Bankası yayınları

Andrey Platonov- Mutlu Moskova- Metis Yayınları

edebiyathaber.net (16 Mart 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r