Masthead header

Huzursuz bir ağırlık: “Korku” | Takyedin Çiftsüren

korku-785626-Front-1Korku, Stefan Zweig‘in kısa roman ya da uzun öykü diyebileceğim güzel eserlerinden biri.

Evli ve iki çocuğu olan bir burjuva kadını Irene ile piyanist Eluard arasındaki yasaklı ilişkinin yarattığı gerilim ve bu gerilimin kışkırttığı korku üzerinden yükselir.

Sekiz yıldır evli olan Irene’nin burjuva hayatına hiç uymayan bir hayat yaşayan piyanistle ilişkinin ortaya çıkma riski hep varolagelmiştir. Eduard’ın evine girip çıkarken kendince aldığı bütün önlemlere rağmen bir gün Eduard’ın yanından ayrılırken aşığının sevgilisi olduğunu söyleyen bir kadın tarafından yolu kesilir Irene’nin. Tehdit ve şantajla karşı karşıya kalır. Kadın ondan para ister. Bu tehditler bu saatten sonra hep devam edecek, bununla birlikte paranın miktarı da gün be gün artacaktır.

Suç işlemeye giderken heyecanlanıp korkan, korkusuna rağmen birazdan yaşayacağı tutkunun kendini rahatlatacağını bilen Irene, suçtan sonra evden çıkarken onunla suçluluğunu paylaşacak kimsesi olmadığının bilincedir. Bu yüzden korku ve acı yaşar. Yaşadığı acının bu tehditlerden sonra yaşayacağı korkunun yanında hiç kalacağını ancak ilerleyen zamanlarda anlayacaktır.

“Kaderin şımarttığı, ailesinin nazlı yetiştirdiği, refahtan neredeyse isteklerini yitir”en Irene, “içinde yaşadığı burjuva âlemin ilk kez kendi kararıyla” uğruna feda ettiği piyanistin yaşamının kendi burjuva hayatına aykırı olduğunu bu ilişki esnasında kavramıştır. Çünkü uzaktan göründüğü gibi değildir: gencin düzenli bir geliri yoktur, bununla birlikte “kişisel ilişkilerinde çok nazik” değildir. Burjuvaların beklediği kadar romantik olmaması ayrı bir sorundur. Bütün bunlara rağmen onu aşığının metresi yapan şey, “varoluşundaki” “ölçüsüzlüğün hiçbir zaman dış kıstaslara vurulamayan”, “aksine insanın içiyle ilişkisizliğinin bir yansıması ol”masından gelmektedir.

Mutlu bir hayatı varken onun hayatında ancak “yeni bir araba” kadar etki yapan Eluard’a onu çeken şeyin asığının kederli yüzü olduğunu düşünür. Anlatıcı ona hiçbir şey vaat etmeyen Eduard’a gitmesini “tokluk da açlıktan daha az kışkırtıcı değildir” şeklinde ifade eder.

Ancak neden her ne olursa olsun var olan bir risk vardır: Aldatılan eşin öğrenmesi. Bu risk büyüdükçe Irene gerçeği daha iyi görmeye başlar. Aşığı reddeder. Aşığını reddederken kendini ilk defa ulaşılmaz biri olarak görür. Bundan bir tat alır. Şantaja sevinecek duruma gelir. Ancak bu sevinç uzun sürmez. İstenilen miktarın gittikçe artması onun bir gün istenilen miktarın ödeyemeyeceği gerçeğiyle baş başa bırakır. Ve her verdiği paranın itiraf etmek zorunda kalacağı günün gelişini sadece ertelediğinin farkındadır. Bu zamanlarda eşine her şeyi itiraf etmek istese de korku bunu bastırır.

Öbür yandan içinde bulunduğu durumun dikkat çekmesi yüzünden eşinin anlayıp anlayamadığını düşünmek zorunda kalır. Birçok konuşmadan kendine pay çıkarmaya başlar. Çocukları arasındaki oyuncak tartışmasında avukat eşinin çocukları yargılamasındaki sözlerinde kendine göndermeler olduğunu düşünse de bundan emin olamaz. Ancak eşi tarafından yapılan yargılama ve ardında paylaştığı düşünceler “Suç ve Ceza”dan tanığımız korkunç vicdan azabının “konuşturmaya” zorlayan yanını görürüz. Sanki eşi vicdanla onu itirafa zorlamaya, ama bunu sert dil yerine yapıcı dille yapmaya çalışmaktadır. Suçun itirafının ardından gelecek yıkımın(cezanın) suçu taşımanın yaptığı yıkımdan daha hafif olduğunu şöyle dile getirir: “Korku cezadan çok daha beterdir, çünkü ceza bellidir, ağır da olsa, hafif de, hiçbir zaman belirsizliğin dehşeti kadar, o sonsuz gerilimin ürkünçlüğü kadar kötü değildir.”

Bütün bunlarla birlikte eserden korkunun sadece yok edici olmadığını, gerçek olan hayatın güzel, tatlı ve olması gereken yanlarını görmemize yardımcı olduğunu da öğreniriz. Korku, kaybedeceğimiz ama hala elimizde tuttuğumuz güzellikleri görmemizi, bunlarlarla birlikte kendimizle ve sevdiklerimizle aramızda oluşan yabancılaşmayı kavramamızı sağladığını da öğreniriz.

Zweig, kitap boyunca “kesin olan hükmün” açıklanacağı gün Irene’nin kavuşması gereken huzura kavuşup kavuşamayacağı ve de şantajdan kurtulup kurtulamayacağı yönündeki merakımızı, ateşe atılan odunlar misali psikolojik tahlillerle diri tutmayı başarır.

Takyedin Çiftsüren – edebiyathaber.net (29 Eylül 2015)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r