Masthead header

Hicabi Demirci: “Mizah, karikatür ağacının ana gövdesini oluşturuyor hiç kuşkusuz.”

Söyleşi: Ayşe Yazar

İnce bir zekâ ve güçlü bir gözlem yeteneği gerektiren karikatür, toplumun her kesimine ulaşabilen bir sanat. Makineleşmenin hayatımıza iyice yerleşmesinden sonra, karikatürün uzun soluklu anlatılardan çok daha güçlü şekilde kendine yer bulduğu yadsınamaz. Ulusal ve uluslararası karikatür yarışmalarında pek çok ödüle layık görülen Sevgili Hicabi Demirci ile son kitabı Çizmeye Değer ve karikatür sanatı üzerine konuştuk.

Karikatür ile ilgili üçüncü kitabınız Desen Yayınları etiketiyle yayımlandı. Çizginin Çizgisi, Çizgili Dünya ve Çizmeye Değer. Son kitabınızın adı bir kitap adı olmasının yanında ömrünüzü, sizi de tanımlıyor gibi. Neden bu adı seçtiniz?

Çizmeye Değer adında bir tercih etme, seçme meselesi yatmakta aslında. Günümüzde bilgiye, habere bu kadar rahatlıkla ulaşılıyor olması başka sorunları da beraberinde getirdi. Bu bilgi veya haber gerçek mi, gerçekse değerli mi? Yaratılan algı operasyonları bizlerin bu iki soru karşısında temkinli bir tavır almamıza sebep oluyor. Karikatür sanatı, yaşam telaşı içindeki bireyin bu kirlilik karşısındaki seçeceği tavrın ne olması gerektiği konusunda yardımcı olur, olmalı. Bu anlamda karikatürün giderek önem kazanan bir “değer” olduğuna da vurgu yapmak istedim.

Karikatürlerinizde yazıya yer vermiyorsunuz. Bu, sizin okurlarınızın gözünde yerleşmiş ve alışılmış bir özelliğiniz. Kitabın bir ön sözü de yok. Okurlarınızın böyle bir beklentisi, merakı ya da ilgisi olmaz mıydı?

Karikatür bir ifade, bir aktarım biçimi. Hiç kuşkusuz yazı bu durumu daha kolay ve anlaşılır yapabilir. Okur kendisine en yakın yazarı, çizeri takip etme, izleme özgürlüğünü sahiptir. Labirentten hemen çıkmak isteyen izleyici/okur hazıra konar. Problemi birlikte çözerek çıkmak isteyenlerle yürümek istediğimi söyleyebilirim. Sayısal çoğunluktaki üstünlük işinizin iyi olduğu anlamanı gelmez. Nitelikli üstünlük için emek, bilgi ve yeniden kendinizi yenileme çabaları gerekir. Ben de bu çabanın içinde olmaya gayret gösteriyorum. 

Kitapta yer alan karikatürleri neye göre seçtiniz? Özellikle ilk ve son karikatürünüz, okuru duygusal yönden oldukça sarsan karikatürler. Karikatür deyince akla gelen daha çok mizah, fakat sizin çizimlerinizde mizahı az görüyoruz. Küresel ısınma, çocuk gelinler, işçi çocuklar, savaş, kadın sorunları pek çok karikatürünüzde işlediğiniz temalardan. Neden böyle bir tercihiniz oldu?

Karikatürleri ilk kez belli temalara ayırarak vermeyi planladım. Bilim, insan hakları, çevre gibi temalar üzerine sekiz ana başlıkta toplanıyor karikatürler.
ilk karikatürüm Türk karikatürünün kutup yıldızı olarak tanımladığım Turhan Selçuk‘u anma, bir teşekkür etme halidir. Yönünüzü ve hedeflerinizi kaybettiğinizde, nerede olursanız olun size en doğru bilgiyi verecek olan kutup yıldızıdır.  Son karikatürümde baba ile çocuğu arasındaki sevginin gücünü, bu gücün ise evladını geleceğe hazırlayan anne ve baba için en önemli faktör olduğunu anlatmak istedim. Bir gün göçmen kuşlar gibi kendi hikâyesi için yuvadan uçacak evlatlarımız için en iyi kanatları hazırlamak zorundayız. Sevgi ise bunun ana harcıdır.

Karikatürlerde mizah dozunu ayarlarken olayların ve durumların katmanlı olmasına özen gösteriyorum. Mecazi anlamda söylüyorum, karikatür izleyicisini, karikatürün güçlü yumrukları ile peş peşe vurarak sersemletmek, hırpalamak istemiyorum. Sindirilmesi için fırsat yaratmaya çalışıyorum. Mizah, karikatür ağacının ana gövdesini oluşturuyor hiç kuşkusuz. Ama ağacın dalları ve o dallardaki çiçekler de en az bu gövde kadar önemli. Ve ben dallardaki çiçekleri, tomurcukları da çok önemsiyor ve okurla buluşturmak istiyorum. Karikatürümdeki hikâyelerin kurgusu, bu buluşmayı kolaylaştırıyor.

Karikatürlerimdeki tema seçimlerinde, insanlığı tehdit eden, sömürü düzenini devam ettiren tüm konuların olmasına özen gösteriyorum. İşçi çocuklar, çocuk gelinler bir toplumun kanser olmuş hücreleridir. Karikatür, bu kanserli hücrelerle savaşır. Karikatür sanatı, kanserli hücrelerin metastaza uğrayıp toplumu kuşatmaması için mücadele eder. Karikatür kaybederse, toplum kaybeder.

Karikatürün muhalif bir tarafı var. Onu güçlü kılan da bu. Mizaha ve karikatüre muhalif kesim de oldukça fazla. Sizin bundan payınızı aldığınız durumlar oldu mu?

Haklı olduğunuz bir konuda bile konuşma üslubunuz ve zamanlamanız sizi haksız duruma düşürebilir. Karikatürde de muhalif dilin seçimi ve zamanlaması her zaman önemlidir. Muhalif olma durumu, içinde olgunlaşmış bir bilgiyi barındırmıyorsa demokrasi karşıtları, hoşgörü karşıtları tarafından cezalandırılırsınız. Ayrıca, toplumun içinde kolay bahane arayan kitleler her zaman mevcuttur. Bununla birlikte, çizdikleriniz sizi de sorgular. Yani muhalif olduğunuz konulara, kendi hayatınızda özen göstermezseniz, samimiyetinizi, inandırıcılığınızı yani her şeyinizi kaybedersiniz. Gerçek bir karikatürcünün isteyeceği son durumdur bu. Karikatürlerimle ilgili karşı bir dil, hukuksal bir süreç veya sertlikle karşılaşmadım bugüne kadar.  

Sosyal medya ile dijital platformlar, üretim öncesi ve sonrası süreçte Hicabi Demirci’yi ve Hico’yu nasıl etkiliyor?

Ürettiklerimin geri bildirimlerini çok hızlı bir şekilde geri aldığımı söylemeliyim. Takip eden karikatür dostlarımla duygusal ve düşünsel bütünlüğün oluşması; moral, motivasyon ve yeniden üretim için enerji kaynağı oluşturuyor. Karikatürlerimin olumlu veya olumsuz tartışılmasını kültürel zenginlik olarak görüyor, üretilene dahil olma çabası olarak algılıyorum. Karikatürle duygusal bağımın bir an önce kesilmesi, üretimde daha doğruya, olumluya gitmek için ona uzaktan soğukkanlı bir şekilde bakma çabası içindeyim.

Karikatür güncelliği ve yorumlama süresi yönlerinden çabuk tüketilen bir yaratım mı sizce?

Karikatürün okura ulaştıktan sonra çabuk tüketilmesi onu güçlü kılan bir yön. Çabuk tüketiliyor olması onun kalıcı olmaktan uzak bir noktaya taşımıyor, taşımaz. Çabuk tüketilen bir şeyin ne kadar sürede hazmedildiği de önemlidir. Zamana dirençli karikatürlerin hazım süreleri uzundur.  Karikatürcüyü bekleyen en tehlikeli durum karikatürünün kalıcılıktan uzaklaştıran bir dili seçiyor olmasıdır. Bu dili oluştururken çizerin soğukkanlı bir şekilde insan dediğimiz varlığın labirentlerini iyi analiz etmesi, empati duygusunu yanından hiç ayırmaması gerekir. Karikatür sanatı, insan egosundaki tezatlıkların izini sürer. Bitmeyecek bir iz sürmedir bu. 

İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra mizah dergilerindeki ve dolayısıyla karikatürdeki patlama 1960’tan sonraki özgürlük ortamında olmuyor. Sizin çizimlerinizin yoğunlaşıp hareketlendiği zamanlar oluyor mu? 

Olmaz olur mu? İşte, “Çizmeye Değer” dediğimiz durumlar bu yoğunlaşmanın, hareketliliğin arttığı zamanlar. Ama karikatür sadece özgürlük istemez, adalet de talep eder. Örneğin, barış için savaş karşıtı gösterilerde bir araya gelenler, savaştan kaçan mülteciler, sığınmacılarla ilgili tercihlerde ayrışıyorsa, karikatür bu iki yüzlülüğün peşine düşer. Çizmeye değer dediğim kısım, tam da burasıdır. Kapitalizmin kurduğu saat, emek sömürüsü, savaşlar, açlık, çocuk istismarı, kadına şiddet, iklim sorunları için çalışıyor. Karikatür sanatı ise bu saatin yavaşlaması, durması için zamanla yarışıyor.

“Karikatürde Görsel Okuma” atölyeleri yapıyorsunuz. Bu atölyelerin sanatınıza etkisi hakkında neler söylersiniz?

Karikatürün okullarda çocuklar için felsefeye giriş dersi olarak okutulması gerektiğini düşünüyorum. Bir sorudaki seçenekler karşısında doğru cevabı aramakla boğuşan öğrencinin, kendini ifade etme, olay ve durumları analiz etme ve bunları doğru aktarmada sorunlar yaşama ihtimali çok fazla. Karikatür sanatı, hikâyeyi mizah yoluyla yeniden kurmada, değiştirmede en etkili araç. Bu aracı görsel okuma olarak kullanan çocuklarımızın özgüveni, hoşgörüsü ve empati duygusu hızlı ve etkili bir şekilde gelişecektir.

Karikatür için edebiyattaki gibi bir “palto” kavramından bahsedilebilir mi?

Türk karikatüründe “palto” kavramına çok yakın ustaların varlığını söyleyebiliriz. Turhan Selçuk kendi kuşağını etkilediği gibi kendisinden sonraki kuşaklara da yön vermiştir. Oğuz Aral ustamız da “Gır Gır ekolü” diyebileceğimiz süreci başlatan ve birçok çizere okul olan bir döneme imza atmıştır. Bununla birlikte dijital sürecin, karikatür sanatının temel taşı olan usta-çırak geleneğinde büyük gedikler açtığını düşünmekteyim.

Ödülün karikatüre etkisini düşündüğümüzde aklıma Aziz Nesin’in 50’li yıllarda çok sıkıntı çekip yurt dışından ödül aldıktan sonra imza olarak kendini kabul ettirmesi geldi. Siz de ülkemizde ve yurt dışında pek çok ödül aldınız. Ödüller sizi ve ilgili olduğunuz kitleyi nasıl etkiliyor?

Ödüller hiç kuşkusuz bir motivasyon, enerji aracı. Ödüller, farklı ülkeleri görme şansı yarattığı için de çok önemli ama çizer sadece var olma durumunu yarışmadan yarışmaya gösteriyorsa, yaşadığı toplumun sorunlarına kısa ve uzun vadede kayıtsız kalıyorsa veya bu durumu sadece yarışmalar üzerinden analiz ediyorsa bunun hiçbir anlamı ve etkisi yoktur. Sanatçıya en büyük ödülü halkı verir.
Çizer, bu ödül için emek döküyorsa, halkına olup bitenler için farklı pencereler açıyorsa, halkı da ona kucak açar. Bu kucak, gerçek ödüldür.

Wilbur  Schramm’ın deyimiyle,  karikatürcü ve okuyucunun tecrübe alanları örtüştüğü takdirde etkin bir iletişim sağlanabilir. Bu, karikatürcü ve okuyucunun aynı sosyal kültürel yaşaması ile mümkündür. Görsel okur yazarlık için hedef kitlenin buna hazır olması ya da eğitim alması gerekiyor. Çizimlerinizde yazıya yer vermediğinizi de düşünürsek okurun karikatürlerinizi anlaması nasıl mümkün oluyor? Anlaşıldığınızı anladığınız tecrübelerinizi, okur dönüşlerini öğrenmek isterim.

Okullara görsel okuma için davetler aldığımda geri çevirmemek için elimden geleni yapıyorum. Çocukların heyecanı, yorumları, enerjileri benim yaşlanmamamı engelliyor. Çocuklarımızın her zaman anlamaya, çözmeye yönelik doğuştan tecrübeleri var. Yeter ki onlara söz hakkı verelim. Bazı okumalarda, öğretmenlerin kimi öğrencileri için, sınıfın en sessizi, nasıl bu kadar enerjik, atılgan ve söz isteyen birisi oldu, şaşkınım dediklerini görüyorum. İşte mizahın gücü, işte karikatürde görsel okumanın gücü…

1980 sonrasının hazcı gençliği karikatürün neresinde? Gençler ve yetişkinler dijital çağda uzun soluklu şeylere odaklanamıyorlar. Okurlarınız, karikatürlerinizi gördükten sonra neler yaşasın istersiniz?

Karikatür, okurundan uzun zaman talep etmez. Dijital çağın parolası olan hız, karikatürün doğasında var olan bir durumdur. İşte bu doğallık da karikatür sanatına güç katan faktörlerden birisidir. Karikatürlerimi izleyenlerle etkileşim özellikle sosyal medya üzerinden interaktif devam ediyor. Karikatürlerimde içten olmaya çabalıyorum. Bu çabamın boşa gitmediğini görmek isterim. Okurlarımın bu samimiyeti hissetmelerini isterim. 

Son olarak, bu içten ve güzel sorularınız için sizi, karikatürlerimin okurla buluşması için büyük çaba ve fedakârlık yapan yayınevimi ve karikatürlerimi sahiplenen okur dostlarımı en derin duygularımla selâmlıyorum.

edebiyathaber.net (16 Mart 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r