“Her ölümde bir ferahlık vardır” | Metin Celâl

Nisan 22, 2026

“Her ölümde bir ferahlık vardır” | Metin Celâl

Hamdi Koç’un son romanı “Peyami Bey!” 2017’de yayınlanmış.  Dokuz yıl aradan sonra yeni romanla geldi; “Zarar Vereceksin”. Roman arka kapağında “siyasetin kirli ilişkilerini, insanın çıkarcılığı ile yalnızlığını Hamdi Koç’un iyi bildiğimiz akıcı üslubu, alaycı mizahı ve müthiş diyaloglarıyla anlatan sürükleyici intikam hikayesi” diye tanıtılıyor. Yani, hem konu hem de anlatım açısından okuru kitaba çağırıyor.

Bir önceki cümlede de ise kitabın konusundan söz edilmiş; “Çıplak ve Yalnız’ın başkahramanı Mesut Akarsu, amcasının ölümü üzerine bir haftalığına geldiği Ünye’den “asırlardır” geri dönememiştir. Uğradığı silahlı saldırıdan kurtulunca, canına kastedenleri bulup cezalandırmaya karar verir; ölesiye sadık adamları, pahalı silahları ve son model Mercedes’iyle Karadeniz’den Ankara ve İstanbul’a uzanan kanlı bir hesaplaşmaya girişir.”

“Çıplak ve Yalnız” nedir diye düşüneceksiniz haklı olarak.  Çıplak ve Yalnız, Hamdi Koç’un 2013’de yayınlanmış romanı. Yani aradan 13 yıl geçmiş. Yayınlandığında oldukça ilgi görmüş, tartışılmış, ödüller almış bir roman. Ben de okumuştum. Doğrusunu söylemeliyim, romanın Ünye’de geçtiği dışında pek bir şey anımsamıyorum. Anımsamadığınız bir romanın devamını okumaya karar vermek kolay değil. “Hamdi Koç, böyle bir şey yapmışsa vardır bir bildiği” diye düşünüp romanı okumaya başladım. Usta bir romancı olarak, zaman farkını göze alacağını, en azından kısa bir paragrafla 13 yıl öncede kalan Çıplak ve Yalnız’da neler yaşandığını anımsatacağını düşündüm.

Düşündüğümün aksine Hamdi Koç romana hiçbir anımsatma yapmadan giriyor. Hızlıca olaylara dalıyoruz.  Hamdi Koç, Çıplak ve Yalnız’ın sonundan aldığı cümleyle, “Nur son mermisini duvardan aşağı sarkan adamın ensesine sıktı” diyerek “Zarar Vereceksin”e başlamış. Adeta romana kaldığı yerden devam etmiş.

Bir – iki sayfa daha okuyup Hamdi Koç’un 13 yıl önceki romanı anımsatıcı kısa bir paragraf yazmak niyetinde olmadığını anlayınca radikal bir karar vermem gerektiğini düşündüm, ya geriye dönüp Çıplak ve Yalnız’ı yeniden okuyacaktım ya da bu kitabı yeni bir roman olarak kabul edecektim. 

Önceki roman Çıplak ve Yalnız 600 sayfa ve 2020’de yapılan ikinci baskısı da tükenmiş.

Kitabın arka kapağını yazanlar kuşkusuz, tanıtım amaçlı yazdıkları bir cümlenin obsesif okura neler edeceğini düşünmemişler.

Kolaycı davranmaya, Yapay Zeka’ya sormaya karar verdim. ChatGBT şöyle cevap verdi; “Çıplak ve Yalnız romanı, kendini “küçük ve yalnız” sanan bir anlatıcının (Mesut Akarsu) amcasının ölümüyle başlayan süreçte geçmişine doğru yaptığı yolculuğu anlatır. Bu ölüm haberiyle harekete geçen anlatıcı, kendi hayatının arka planında saklı olan “büyük ve kanlı bir geçmiş”le yüzleşmeye başlar; böylece bireysel hikâye, giderek ailevi ve toplumsal geçmişe açılan bir hesaplaşmaya dönüşür.  Kısacası roman, yalnızlık teması etrafında kurulmuş görünse de aslında bir geçmişle yüzleşme ve karanlık aile/ülke tarihiyle temas etme hikâyesidir; bu yönüyle de daha sonra gelen Zarar Vereceksin için anlatısal zemin hazırlar.” YZ ne kadar doğru cevap verdi bilemiyorum.

Mesut, silahlı saldırıdan sağ kurtulur ve hayal ettiği gibi İstanbul’a dönüp Yeniköy’de kendine kalan mirasla yalı alabilmek için Ünye’de kalır. Kendine kalan mirasın önemli bir bölümünü oluşturan alacağı tahsil etmeye karar verir. Bu arada kendisine pusu kurup kurşun yağdıranları bulup intikam da alacaktır.

Zarar Vereceksin, tam bir “Noir Fiction” kara roman gibi gelişiyor. Mesut da ilerleyen sayfalarda hardboiled romanların kahramanlarına dönüşüyor; sert, acımasız. Polisin, hatta devletin güvenilmez olduğunu, bürokratların para ve çıkar uğruna yozlaştığını yaşayarak öğreniyor. Hukuk sistemine inancı kalmıyor, dost bildiklerinin aslında düşman da olabileceğini kavrıyor. Yalnız ve içkiye düşkün bir kişi halini alıyor. Adeta sivil bir Mike Hammer’e oluyor ve adaleti silahla, kurşunla sağlamaya başlıyor. Ne kadar maddi ya da manevi darbe alsa da ayakta kalmayı başarıyor. Sistemin çarkları arasında ezilip trajik bir sona sürüklenen “kaybedenler”den olmamak için direniyor.

İyi bir anlatıcı olduğunu bildiğimiz Hamdi Koç romanı bol diyalog ve pusular, silahlı çatışmalar, baskınlarla kurmuş. Quentin Tarantino filmlerini hatırlatan bir anlatı oluşturmuş.

Bir yerde söylendiği gibi “Zarar Vereceksin, bir suikast girişiminden doğan bireysel intikam öyküsünü, giderek genişleyen bir çerçevede toplumsal ve siyasal eleştiriye dönüştüren, sert ve sürükleyici bir roman.”

Olaylar 1960’lı yıllarda yaşanıyor ama Hamdi Koç tam bir tarih vermiyor. İsmet İnönü ve eşinin taziyeye gelmesinden ve oradaki devlet ricalinin gösterdiği saygıdan 1961 – 65 arasındaki bir tarihte geçtiğini düşünebiliriz. İsmet İnönü o sıralarda başbakan. 1965 – 1971 arasında ise ana muhalefet partisi lideri ve kuşkusuz yine saygı görecektir. İnönü 25 Aralık 1973’de vefat etmiş, yani roman 1973 sonrasında geçiyor olamaz.

Öte yandan Mesut’un Ankara’da kaldığı otelin kral dairesinin 22. katta olduğunu düşünürsek ve o zamanlar Ankara’nın en yüksek otelinin 1966’da açılan Büyük Ankara Oteli olduğunu ve onun da 19 katlı olduğunu anımsarsak biraz kafamız karışıyor. 1969’da açılan Stad Oteli ise 15 katlıymış.

Diğer yandan Mesut hızlı bir otomobil takibini Emek’teki Milli Kütüphane’ye kadar sürdürüyor. Milli Kütüphane’nin Emek’teki binası 1983 yılında hizmete açılmış, daha önce Kızılay’da Kumrular sokaktaydı. Kumrular sokak arabayla hızlı bir takip yapacak genişlikte ve uzunlukta değildir. Eski bir Ankaralı olarak böyle birçok ayrıntı bulabilirim. 

Hamdi Koç, romanın geçtiği tarihi bilinçli olarak belirsiz bırakmış, diye düşünüyorum. Zaten roman, takvim zamanı değil, “sonraki gün”, “bir hafta sonra” gibi olay zamanı (narrative time) ile ilerliyor. Böylece romanı onlarca yıldır süren ve pek değişmeyen bir ilişkiler ağının anlatılması olarak düşünebiliriz. Hamdi Koç, Zarar Vereceksin’i 1960’larda geçen Çıplak ve Yalnız’a bağlamak yerine bağımsız olarak ele alıp yakın geçmişe yerleştirse inandırıcılığından bir şey kaybetmez, aksine daha da merakla okunan bir anlatı ortaya çıkardı.

Zarar Vereceksin “kara roman” kalıplarına uyan bir roman ve bu tür romanlar her zaman “şiddetin estetize edilmesi” gerekçesiyle eleştirilir. Zarar Vereceksin de büyük ölçüde erkek egemen bir şiddet ve güç ilişkileri üzerine kurulmuş. Bu da anlatının eleştirel mesafe koymak yerine zaman zaman bu dili yeniden ürettiği şeklinde yorumlamamıza neden oluyor, kaçınılmaz olarak. Siyaset ve güç ilişkileri anlatıda önemli bir yer tutsa da derinlemesine işlenmediklerini, daha çok olay örgüsünü ilerleten bir fon olarak kaldığını düşündürüyor. Aynı şekilde, Mesut’un aşk hikayesi de yıldırım hızıyla gerçekleşiyor, oysa işlense romana yeni ve değerli bir boyut katardı.

Hamdi Koç, uzun uzun anlatmayı, uzun uzun konuşturmayı seviyor. Roman 424 sayfa. İntikam ve takip eksenli yapı heyacanı yüksek tutup akıcılığı sağlasa da bir süre sonra insanda tekrar hissi uyandırıyor, daha kısa yazabilirdi diye düşünüyorsunuz. 

Zarar Vereceksin, güçlü bir başlangıç ve yüksek tempolu bir anlatı kurmasına rağmen şiddetin tekrar eden kullanımı, sahne kalıplarının benzeşmesi, karakter iç dünyasının sınırlı açılması gibi gerekçelerle eleştirilebilir. Buna karşılık akıcı anlatımı, mekânsal hareketliliği, gerilim kurma becerisi ile de beğenilebilir. Ben bu açıdan baktım ve beğendim.

* Zarar Vereceksin, Hamdi Koç, Doğan Kitap, Mart 2026.

Yorum yapın