Masthead header

Hayal etmeye davet: Murat Başekim’den “Hayal Et Hikâyeleri” | Özgür Tacer

Hayal-Et-Hikayeleri-_176684_1Murat Başekim’i ilk olarak yerli fantazyanın en ilgi çekici girişimlerinden biri olan “Deli Gücük”e sunduğu katkılarla tanıdık. “Deli Gücük”, Türkiye’nin birbirinden yetkin fantezi yazar ve çizerlerini buluşturan bir çizgi roman serisi.  Osmanlı taşrasında kol gezen, varlık sebebi tam olarak anlaşılamayan, doğaüstü güçlere sahip bir varlık olan Deli Gücük, Levent Cantek tarafından yaratılmış ve farklı yazar ve çizerlerin yorumlarıyla farklı karakterlerle vücut bulmuştu. Murat Başekim’in Deli Gücük öyküleri, 2012’de “DG” adlı öykü kitabında somutlaştı. Böylelikle Başekim’i Anadolu’nun alacakaranlık kuşağında fitilli lambayla dolaşan bir seyyah olarak tanıdık ilk bu kitapla.

Sonraki yıl Hyperion Yayınları’ndan “İskit” adlı ilk romanını yayımlayan yazar, hayal coğrafyasını Karadeniz’in Kuzeyine doğru genişleterek bu sefer bir bozkır ozanına can verdi. “İskit”, tarihsel unsurları ön planda olup fantastiğe uzaktan göz kırpan bir yapıttı. İçinde yaşadığı kavmin değer verdiği vasıfların hiç birine sahip olmayan, cesaret ve meziyetten yoksun bir bozkırlının trajik hikâyesini anlatan “İskit”, yazarın atmosfer yaratmadaki becerisi ile dikkat çeken usta işi bir romandı.

Geçtiğimiz ay İletişim Yayınları’ndan çıkan ikinci öykü derlemesi “Hayal Et Hikâyeleri” ile Başekim’in fantastik yolculuklarına yeniden eşlik ediyoruz. Yazarın eskiz defterinde uzun yıllar saklı kalan öykülerin bir derlemesi olan kitap, tarz olarak yine korku ve fantazya arasında bir yerde duruyor. “DG” gibi farklı zaman ve mekânlarda geçen, birbirinden çoğunlukla bağımsız öykülerden oluşan “Hayal Et Hikâyeleri”, “DG”den farklı olarak yaşadığımız zamanın popüler kültürüne referanslı öyküler de içeriyor. Örneğin bir dönem gündemimizi kaplayan Biri Bizi Gözetliyor ve Popstar yarışmaları yazarın keskin ironisinden kaçamamış: saf kötülüğün her zaman masallarda değil gerçek hayatta, medyada da zuhur edebildiğine dair çarpıcı birer kurgu örnek teşkil ediyorlar. Bu iki yarışma gündemimizden eksilse de çeşitlemeleri halen ekranlarda olduğu için bu öyküler hala zamanın ruhunu yakalıyor. Nitekim çoğunluğu modern hayata referanslı olan öykülerin her biri farklı bir insanlık durumuna işaret ediyor: Pazartesi sendromu,  güven(sizlik), yalnızlık, ikoncanlık, şöhret,  aşkın üç (karşılıklı, karşılıksız ve platonik) hali ve ölüm. Cadılar, hayaletler, hortlaklar, iblisler ve kadim varlıklar bu insanlık durumlarına temas etmekle beraber öykülerin merkezinde durmuyorlar. Eksiklikleriyle, zaaflarıyla, hırslarıyla ve tüm karmaşıklığıyla sıradan insanın sıradışı öykülerini anlatıyor Murat Başekim.

“Hayal Et Hikâyeleri”nde mekânlar da çok çeşitli. Kitaptaki doğaüstü varlıklar sadece Anadolu bozkırını değil, İstanbul’dan Stuttgart’a; Semerkand’dan Ulan-Batur’a kadar uzanan bir geniş bir coğrafyayı mesken tutmuş durumda. Öykülerin temalarının ve geçtiği mekanların çeşitliliğine rağmen Hayal Et Hikayeleri ’ne hep tekinsiz, huzursuz edici bir atmosfer hakim: her öyküde, her an sanki bir duş perdesinin ardında eli bıçaklı bir siluet bekliyor.

Öyküler birbirinden çoğunlukla bağımsız dedik. Bunun tek istisnası kitaptaki 3 öykünün ortak ana karakteri olan Demir. Adı gibi bir Anadolulu olan Demir, kuşkusuz kitabın en ilginç karakteri. Ekmek derdine Almanya’ya göçmüş; kaportacılık dışında bir mesleği ve meziyeti olmayan Demir, gurbette tutunmaya çalışırken kendini bir takım doğaüstü olayların içinde, cadı ve iblis avlarken buluyor. Alışıldık kahramanlık niteliklerinden ve ahlakından yoksun, sıradan bir taşra erkeği olan Demir, gerçek bir “milli anti-kahraman” ve fantastik edebiyatımızın en özgün karakterlerinden biri olmaya namzet.

“Hayal Et Hikâyeleri”nin her birinin okuyucuda bıraktığı tat farklı olsa bile ortak yanları yazınsal niteliklerinin yüksek olması. Ancak Başekim’in asıl başarısı, metinlerini tarihsel ve antropolojik ayrıntılarla bezeyerek zengin bir görsellikle okuyucuyu hikayenin içine çekebilmesi. Bunu yaparken de hikayenin akıcılığından ve yalınlığından ödün vermemeyi başarabilmesi. İyi bir hikâye yazarının önce iyi bir anlatıcı olması gerekir ve tabii bir illüstratör gibi her planı en ince detaylarına kadar görselleyebilmesi. Biraz da kitapsever olmak gerekiyor elbette:  Yazarın düş dünyasının zenginliğini biraz da Homeros’tan Neil Gaiman’a pek çok antik ve modern mitolojiyle kurduğu yoğun etkileşime de bağlamak mümkün.

Fantastik kurgunun giderek paranormal pembe dizilere indirgendiği ve gittikçe gençleşen bir tüketici kitlesinin geçici heveslerine meze olduğu son yıllarda, çıtayı tekrar yükseğe kaldırmaya uğraşan bir yazarı ve son kitabını tanıtmaya çalıştık. Daha da fazla söze gerek yok:  fantezi ve korku edebiyatını ciddiye alan, alacakaranlığa doğru yol almaktan korkmayan tüm okurları Murat Başekim’in tekinsiz dünyasına davet ediyoruz.

Özgür Tacer – edebiyathaber.net (21 Temmuz 2014)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r