Hamdi Oğulhan Tünay’ın “Sezaryen” kitabından “Candy ve Peter” kitabına dair iyi nedenler… | Salih Aydemir

Nisan 27, 2021

Hamdi Oğulhan Tünay’ın “Sezaryen” kitabından “Candy ve Peter” kitabına dair iyi nedenler… | Salih Aydemir

“En ağır yükü istiyordun kendin için ve sonunda kendini buldun.” 

Nietzsche   

Hamdi Oğulhan Tünay 2000 doğumlu bir şair. İlk şiirlerini 2014 yılında kuralsız dergisinde yayımlar. 2019 yılında ilk kitabı “Sezaryen” Subpress tarafından basılır. 2020 yılında “Big Babol” Bozuk Yayın ve “Cleveland 1973” yine Subpress yayınevi tarafından kitaplaştırılır. Yeni kitabı “Candy ve Peter” 2021 yılının Mart ayında 160. Kilometre yayınevi tarafından basılarak okuyucusu ile buluşur.

Ben, Hamdi Oğulhan’ı 2016 yılında Beyoğlu’nun kör sokaklarından birinde dostu Berat Ök aracılığıyla tanıdım. Her zamanki gibi Beyoğlu’nun sevdiğim kör sokakların o tuhaf ama cezbedici yalnızlığında nefes alırken karşıma geçip karşılıklı mırıldanmaya başladık. Derken dördüncü kitabı Nisan başında elime ulaştı. Hala yazıyor, üstelik bu sefer kitapla karşıma çıkıyor, dedim ve gülümsedim.

Son çıkan kitabı “Candy ve Peter”i okuduktan sonra daha önce çıkardığı üç kitabını da yeniden okuma gereği duydum. Bu kez notlarımı alarak okudum. Kitaplarını okurken zaman zaman gülümsedim, zaman zaman durdum, zaman zaman da öfkesine ve çatışmalarına ortak oldum. Sezaryen kitabında:

“felsefenin yaşam için gerekli olduğunu

yüzünü dağıtmak istediğinde öğrendim”

Dediğinde işte o an evet, felsefenin böyle bir işlevi de varmış dedim. Ardından bir de şu ifade:

“hem bak çok felsefe adamı dine döndürürmüş

öyle diyor, Francis Bacon gözlerin dolmasın”

İlk şiirlerini 14 yaşında dergilerde somutlaştıran ve 20 yaşında dört eser ortaya koyan bir delikanlıdan/şairden bahsediyorum.

Hamdi Oğulhan Tünay’ın şiirleri kendi gibi mücadeleci bir tavra sahip; kaçma, bulunduğu çevreyi terk etme eğilimindense tam tersi içinde olmayı/kalmayı ve kavga etmeyi tercih ediyor. Sorumluluklarından kaçarak değil, yeni sorumluluklar da alarak yaşadığı/hissettiği ortamlarda yerini genişleterek girdiği çatışmaları aktarıyor. Zaman zaman acı zaman zaman haz alarak anlatımını genişletiyor.

çoktandır yazacaktım ben bu şiiri

ben bir adaptasyondan doğdum

tercih edilmeyen ne varsa hep onu sevdim

gta5’deki zenciye çok acıdım bir zamanlar

depresyondan kurtulsun diye yoga yaptırdım bisiklete

bindirdim

bunlar bende bir boka yaramadı

kola çok zararlı demelerine rağmen daha çok içtim

ambulans sirenlerinden nefret ettim

çünkü bana ölümü hatırlattılar / ben ölüm geldiğinde

onunla tanışmak isterdim

anksiyete yeni moda hastalığı diye alay ettiler

ben şakalarına değil kendime güldüm

her işi ciddiyetle yaptım

yaptım yaptım yaptım

pişman değilim

(sezaryen-2019)

Yaşamında ve şiirlerinde girdiği çatışmalar sosyolojik olduğu kadar psikanalitiktir. Bunu ne kadar bilinçli yaptığını ya da yapmadığını şiirlerinden anlıyoruz. Ama daha çok Hamdi Oğulhan Tünay’ın iç güdüsel yaptığını da söyleyebilirim.

Hamdi Oğulhan Tünay’da, id/üst-ben çatışmasından da bahsedilebilir. Bu ihtimali kendisini de tanıdığım için göz önünde bulunduruyorum şiirlerinde. Bunu daha açık ortaya koyabilmem için id/ben/üst-ben üçlüsünden bahsetmem gerekir. Adı geçen mekanizma iç içe geçmiştir. Ama benim Hamdi Oğulhan Tünay’ın şiirlerinde gördüğüm daha çok id/ben çatışmasıdır.

Ben, id’in karşısında bu dünyanın temsilcisidir. Şairin bu dünya ile iletişime geçme ihtiyacından doğmuştur. Ben ile id arasındaki çekişmede aklı ben, tutkuları ve sonsuz isteği id karşılar.

tutuk

annemin korkularına sarılmış

cenin pozisyonunda buluyorum kendimi

evren o an ikiye ayrılıyor;

bıraktığı gibi bulmayı umanlar

gazeteyi sadece bulmaca eki için alanlar”

(sezaryen-2019)

Sınır tanımaz isteklerle dış dünya arasında aracı olan şair, id’in dürtülerini kontrol altına almakla uğraşırken, Hamdi Oğulhan Tünay bu yükümlülüğü taşımak istemez. Denge işlevinden uzaktır şair. Çünkü dünyanın/yaşamın dengesizliğini deşifre eder. İd’i ve üst-ben’i memnun etmek gibi bir derdi de yoktur.

Gündelik hayatın şaşı gözlerini şiirleriyle yansıtıyor.

BigBabol

olur da

günün birinde

bir boğa tarafından kovalanırsan

kendini sakın matador sanma

fanteziler rahatlamak için vardır”

(BigBabol-2020)

İd, şairde bilinç dışını temsil ediyor ve sınır tanımaz eğilimlere yöneliyor. Bilinçsiz ve ilkesizdir, bu da şiirlerinde günlük hayatın iniş-çıkışlarına karşılık gelir. Toplumun yansıttığı bireyin beklentileri üzerinden bir çıkışın hikayesini ve çatışmalarını yansıtır şiirlerinde…

Cleveland 1973

…       

her gün etrafa farklı kokular yayan

ten ve organlara sahibim

farklılıklar, bulunduğum yere göre değişkenlik

gösterebilir

tekli koltukta otururken köpek maması gibi kokarım

otobüste seyahat ederken saç boyası gibi kokarım

çiçekleri sularken kavun gibi kokarım

duyduğum her koku beni

içimde on binlerce farklı formun olduğu gerçekliğine

inandırıyor

en çok da

keskin sidik kokusunu seviyorum”

(clevland-2020)

Candy ve Peter kitabına Aleister Crowley’in sözüyle girer:

“Fakat bizim işimiz eşyanın kalbiyledir. Eğer bir ruhu mesken tutmak istiyorsak, doğanın çiğ fenomenlerinin ötesine geçmeliyiz.”

Ben ile id arasındaki çatışmanın boşluklarında yer almak yerine bu boşlukları genişletmeyi önceliyor şairimiz. Boşlukta kalmak duygusundan nefret eder. Kendine özgü ve özgür söylemleriyle görünür ve görünmez bağlardan, kurallardan, baskılardan, ezberlerden çıkılabileceğimizin şarkısını söyler. Bunu zaman zaman aşk, zaman zaman da cinsellik ile tepkiselleştirir.

revolution poem

bir şeyler değişir

ve siz de buna kızmamalısınız

dans etmek isteyen bir kazı engellemek zordur

içinde dans etme isteği olan

birden fazla kazı durdurmak ise imkansız

oyun değişiyor ve kurallar

şehir tabelalarında yazılı değil

bazen geri dönmek seni ileri götürebilir

çini halılarıyla koca bir gökdeleni kaplayabilirsin

üzgünüm ve söylemek zorundayım ki

bu ölü şairler orkestrasıyla

ve onların içi geçmiş şiirleriyle

kimse dans edemez”

(Candy ve Peter-2021)

Yaşama ait yaşamın içinde doğal  olanları şiire ait şiirin içindeki doğal deyişlerle bir araya getirir, Candy ve Peter kitabında şair. Şiirlerdeki sözcükler kuşkusuz her yerde karşılaşılan sözcüklerdir: Doğallıkla bunlar hayatın her alanında karşımıza çıkar.

beni ziraat mühendisi yap

hızlı şiir yazanlardan haz etmem

daha hızlı şiir yazanları severim

hatırladım seni ilk kez bir ormanda görmüştüm

orası vahşi insanların yaşadığı ilkel bir yaşam merkeziydi

odaklanma problemimi yendik

çünkü beni ormandan alıp modern tıbba transfer ettin

dört gün süren ilaç tedavisinden sonra

hasta yatağına gaz pedalı taktırdım

dikiz aynama türkiye proleter bir ülkedir yazdırdım

ve son gaz ilerledim”

(Candy ve Peter-2021)

Bazı şiirlerinin kimi ilginç parçalarını düzyazının dili olarak görebiliriz. Ve bu bölümlerde dile getirdiği şeyler kanıtlama yükünden değil aksine genel değerler ve inançları destekleyenlere karşı bir red durumudur.

süzülerek yaşam

onun bir maaşı var

benim yok

herhangi bir işimin olmayışı gibi

ama ben haftanın yedi günü tatil yaparım

günün yirmi dört saati sadece yaşarım

tasam kaygım ve gelecek korkum yok

sürekli hazza yatarım ve

istikrarım çok”

(Candy ve Peter-2021)

Yazdığı şiirler, şiirin büyük bir parçası olan dili değil yaşanan ya da olanın diliyle içselleştirilmiş çatışmaların bir göstergesidir.

Yalın, zaman zaman anlatımcı bazen bir sözcük bazen de bir tümce parçacıklarıyla varoluşun sancılarını dillendirme çabasındadır Hamdi Oğulhan Tünay.

Yeni çıkan Candy ve Peter adlı kitabından bir şiirini paylaşıp sözü okuyucuya bırakıyorum.

ben bir düzmecedir

dün ölmüş olabilirdim

anlıyor musun

demek ki kozmos evren ve doğanın o anlık planına

dahil değilmişim

şanslıydım yani bazen öyle olduğumu düşünürüm

özellikle sarhoşken ve koridordaki üç kapıdan hangisi tuvaletti

acaba derken

tuvaletleri çok severim büyük ve geniş olanlara bayılırım

şimdi oldukça parlak bir aynanın karşısındayım

buraya gelmeden önce bir alarma takıldım

bir kadına ve siyahi cansız bir mankene

aman ne hoş

Salih Aydemir – edebiyathaber.net (27 Nisan 2021)

Yorum yapın