Masthead header

Halit Çelik’ten “En hızlı ayakkabılar” adlı öykü

Sabah çayı demlenmek üzereydi. Bu sefer tam vaktinde yetiştirmiş olacaktı çaycı Ahmet, iş yerine kahvaltı etmeden gelip de burada müdüre görünmeden bir şeyler atıştırmak için erkenden yerlerini alan banka memurlarının kahvaltılık çaylarını. Bir de fırça atıyorlardı, erken gelen kendileri değil de geç kalan Ahmet’miş gibi. Leyla Hanım çaycı Ahmet’in beklediği en uygun zamanda geldi.

“Çayın var mı Ahmet?”

“Var efendim.”

“Getir öyleyse.” diyen bir işaret yaptı eliyle. Torbasından yiyecek bir şeyler çıkardı ve yemeye başladı. Ahmet çayı getirdi. İçti kadın. Bir tane daha…

Müdür Bey gelene kadar birkaç bardak daha içti. Diğer memurlar da gelmişlerdi ellerinde atıştırmalık dolu poşetleriyle. Hepsini çayladı Ahmet tek tek. Müdür geldiğinde bütün torbalar ortadan kalkmış, herkes normal bir şekilde çaylarını yudumlayarak yeni güne hazırlanıyordu.

Leyla Hanım’ın mükemmeliyetçi takıntıları yüzünden Ahmet’in işi bugünlerde biraz daha yoğunlaşmıştı. Zaten çenesine de diyecek yoktu. Çayı az ama sık aralıklarla demlemek lazımmış, bu sayede sürekli çay içme imkânına sahip olurken, aynı zamanda taze çay da içmiş olacaklarmış. Onlar gün içinde birçok stresli işle uğraşırken tek kaçış yerleri bir bardak çaymış, onu da taze içmek istiyorlarmış…

“Benim işimi bana öğretme!” demedi Ahmet. “Peki efendim”i tercih etti.

Banka çalışmaya başlayalı birkaç saat olmuş, müşterilerin bulunduğu alan oldukça kalabalıklaşmıştı. Ahmet az önce Leyla Hanım’a götürdüğü çayın boşalmış bardağını almak üzere gitti. Nazikçe eğildi. Bardağı masadan aldı, sağ eliyle sol elindeki tepsiye bıraktı. Tam o soracaktı ki kadın,

“Bir bardak daha…” işareti yaptı.

“Peki efendim” dedi Ahmet, kadının kendisine bakmadan yaptığı işareti gördüğünü belirtmek için. Sağ ayağıyla geriye doğru bir adım attı, topuğunun biraz yüksekte kaldığını hissedip hemen diğer ayağını onun yardımına götürdü ama yardım yerine ulaşana kadar birisi o yükseltiyi sert bir şekilde çekip Çaycı Ahmet’in ayağının altından kurtarmıştı. Arkasını döndü. Karşısında duran kıpkırmızı suratıyla müdür Ali Bey’di. Belli ki sinirden kızarmıştı o surat. Çaycı Ahmet’e,

“Dikkat etsene, eşek herif! Yıkıl karşımdan gözüm görmesin” diyen bir bakış attı ve tek kelime etmeden yoluna devam etti.

Ertesi gün Ahmet kovuldu. Kimse bilmedi neden. Annesi Ahmet’e,

“Ayağına bastı diye adam mı kovulur?” diye sordu. Ayağına bastı diye adam mı kovulurdu?

***

Ezan okunuyordu gözlerini araladığında. Ortalık henüz aydınlanmamıştı. İçindeki heyecan kıpırtısının onu sabahın bu saatinde uyandırmasına kızıyor, biraz daha uyusa zamanın daha hızlı geçeceğini düşünüyordu. Ama olmadı… Ne tarafa dönse gözünün önüne akşam iş dönüşü babasının getireceği yeni ayakkabıları geliyordu. Bir yandan sabırsızlıktan öleceğini hissediyor diğer yandan da mahallenin çocuklarının, ayağında yeni ayakkabıları gördüğünde verecekleri tepkileri düşünüyordu.

Bundan sonra mahallenin çocuklarıyla yaptıkları hiçbir koşu yarışında sonuncu gelmeyecek ve “yakalambaç” oyunlarında takımını hep o kurtaracaktı. Hele o marketçinin oğlu Hasan… Şimdi görsündü işte yeni ayakkabı nasıl olurmuş.

Babası karnesinde dört olmazsa ona en hızlı ayakkabıyı alacağına söz vermişti. Hepsi “inci gibi dizilmiş 5’ler” olmalıydı.

Babasının istediği gibi bir karneyi, hatta daha doğrusu yeni ayakkabıları elde edebilmek için zaman zaman içi acıyarak geri çevirmişti kendisini oyun oynamaya çağıran arkadaşlarını.

Gün hiç bu kadar yavaş ağarmamıştı. Annesi kalktı. Ali uyumuş gibi yaptı. Annesinin neden bu saatte uyanık olduğunu sormasından korkarak… Kahvaltı hazırlandı. Babası kahvaltıdan sonra o muhteşem dönüş için evden ayrıldı. Ali bütün bir yıl çalışarak elde ettiği istediği zaman sokağa çıkma özgürlüğünü doya doya yaşamak üzere kapının önüne çıktı. Kimseye akşam babasının getireceği ‘en hızlı ayakkabılar’ından bahsetmedi. Sürpriz olmalıydı.

Akşam olduğunda artık Ali’nin dayanacak gücü kalmamış, yoksul evlerinde lüks lokantalara özenen sofralar hazırlamaya bayılan annesinin kılı kırk yaran uğraşı arasında durmadan babasının ne zaman geleceği, neden geç kaldığı yönündeki sorularıyla onu bezdirmişti. Nihayet babası kapıyı çaldı. Saatlerdir gerilmiş yay gibi bekleyen Ali, onu tutan başparmak ve işaret parmağı arasından kapıya doğru fırlayıvermişti. Babası böyle bir günde kapıyı on yıldır tanıdığı oğlunun açacağını biliyordu elbette. Yüzündeki “al bakalım kerata” diyen gülümsemeyle bekliyordu kapının önünde. Ali hızlıca kaptı kutuyu. Kutusu bile vardı. Hoyratça bükülüp içine basılmış gazeteleri çıkardı ve bir elinin iki parmağını iki ayakkabının topuk kısmına takarak el terazisi kaldırıp ibresine bakar gibi dikkatlice baktı ayakkabılara. Yüzünde, sonunda hak ettiğini almış olmanın gururu ve sevinç karışımı bir ifade vardı.

“Dene bakalım nasıl olacak.” dedi babası.

Denedi Ali. Çok güzeldi yeni ayakkabılar. Üst kısmı ve tabanı beyaz, yan kısımları ise gök mavisi, spor bir ayakkabıydı. Tabii ki bunlar en hızlı ayakkabılardı aynı zamanda.

O gün yatana kadar çıkarmadı ayakkabılarını Ali. Nasıl olsa ayakkabılar temiz olduğu için bir şey demezdi annesi. Evin içinde bir odadan bir odaya koşuyor, arada babasına da teyit ettiriyordu bunların “en hızlı ayakkabılar” olduğunu.

“Gördün mü baba ne kadar hızlı geldim oradan buraya?”

“Dikkat et de bir yerlere çarpma.” dedi annesi.

Yatma vakti gelip de yatağına yöneldiğinde artık koşmaktan iyice bitkin düşmüştü. Ayakkabılarını çıkarıp başucuna koydu ve uyudu. Mutluydu.

Ertesi sabah annesinin çalar saatinin sesiyle uyandı. En hızlı ayakkabıları giyip evin içinde koşma mesaisine başladı. Babası işe gidince Ali sokağa çıktı. Mahallenin o anda sokakta olan çocukları başına toplandılar. Üst katta oturan Necla Teyze oturma odasının sokağa bakan penceresinden aşağıyı seyretseydi o an, Ali’yi düz kenara koyduğunda arkadaşlarının oluşturduğu yarım daireyle beraber insandan bir D harfi çizdiklerini görecekti ama Necla Teyze izlenme oranı düşmesin diye farklı kanallarda birbiri ardına yayınlanan sabah programlarından bir diğerini daha izlemekle meşguldü.

Ali, yaşına oranla normal ama diğerlerine oranla kısa olan boyuna rağmen yeni ayakkabılarıyla etrafını saran yarım daireye tepeden bakıyordu. O anda çocuklardan biri yüzünde şımarık çocuklara özgü nefret edilesi bir gülümsemeyle,

“O zaman siftah almak lazım” dedi.

Der demez ayağını kaldırıp Ali’nin ayağında gezen bir hamamböceğini ezmek üzere indirdi ve bacağını kendi ekseninde hafifçe sağa sola çevirdi. Bu hareket Ali’nin ayağındaki bir hamamböceğini değil ama sanki o ayağı öldürmüştü. Dahası öldürmekle kalmamış gömmüştü de oracıkta. Ali’nin en hızlı ayakkabılarının bütün hükmü yitmiş, bir kılıç darbesiyle bir daha kalkmamak üzere savaş meydanına serilmişti. Gözleri dışarıya fırlamaya ramak kalmış Ali en güzel, en yeni, en hızlı ayakkabılarını bir santim kıpırdatamıyordu. Donup kalmıştı. Bu sırada birçok başka ayak Ali’ninkilerin üzerine basıyor ve o yerinden kıpırdayamıyordu. Bir tanesi ayaklarını birkaç gün önce yağan yaz yağmurunun birikintisinde çamura bulayıp gelmişti. Hangi ara yapmıştı bunu? O da bastı. Ayakkabıların kirlenen beyazı şimdi bir de çamur olmuştu. O çamur Ali’nin kursağında kaldı işte. Yutsa yutamıyor, kussa kusamıyordu. Ağıt içinde sıkıştı, sıkıştı, sıkıştı ve nihayet uzun süre önce aldığı nefesi büyük bir ağıtla ve gözyaşıyla verebildi. Ses sokağın bütün duvarlarına çarptı, evlere konuk oldu. Necla Teyze de duydu ama aldırmadı. Ali koşa koşa eve girdi. Çığlığını duyan annesi hızla sofradan kalkmış kapının önüne varmıştı ki göz göze geldiler. Bir tokat da annesi savurdu. Ali odasına koştu. Annesi kapının girişinde tuttu onu. Üstü çamurlu altı temiz ayakkabılarını çıkardı ayağından. Yatağına yüzükoyun uzanıp ağladı Ali, uzun uzun. Sonraki gün sokağa çıkmadı. Artık bütün büyü bozulmuş, her şey eski haline dönmüştü. Sonraları Ali bütün olanları bir daha hatırlamamak üzere unuttu. Normal hayatına dönüp yeni ayakkabılarını eskitti.

Halit Çelik -edebiyathaber.net (29 Eylül 2012) 

  • O.Gunes - 29/09/2012 - 13:14

    Güzel bir öykü. Tebrik ediyorum ve çalismalarinizin devamini diliyorum efendim.cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r