Halil Altındere’nin Mardin’deki ilk kişisel sergisi Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’nde açıldı

Mayıs 12, 2024

Halil Altındere’nin Mardin’deki ilk kişisel sergisi Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’nde açıldı

Halil Altındere’nin Motherland / Anayurt isimli kişisel sergisi Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi- Dilek Sabancı Galerisi’nde açıldı. 10 Haziran 2024 tarihine kadar ziyaret edilebilecek sergi; Mardin’de doğan Halil Altındere’nin 1990’ların sonundan bu yana kendine has, sarkastik diliyle ortaya koyduğu yerleştirme, heykel, video, fotoğraf, tuval ve neonlardan oluşan seçkisinin yanı sıra; son yıllarda ürettiği ve Star Wars’un bilim kurgu evreniyle murakka ve minyatür geleneklerini harmanladığı eserlerinden oluşuyor.

Bültenden

Halil Altındere’nin Motherland / Anayurt başlıklı sergisi; kurumlar, sınırlar, kimlikler, savaşlar, teknolojiler, gelenekler, gelecekler, popüler kültür ve alt kültürleri ele alan otuz altı eserle birlikte, son iki yılda yapay zekâ yardımıyla, robotik örme tekniğiyle üretilen, militarist ikonografiye sahip halıları ve sergiye özel olarak üretilen ve ilk kez Mardin’de görülecek bir animasyona yer veriyor.

Sanatçının yakın dönemde ürettiği ve Venedik Bienali’nden Gwangju Bienali’ne, Roma Maxxi Müzesi’nden Neue Berliner Kunstverein gibi pek çok müze ve kurumda gösterilen yapıtlarının yanı sıra Afgan zanaatkârların direniş ve dayanışma sembolü olan savaş halılarından ilhamla ürettiği halı serisi ile geleneği gelecekle harmanladığı murakka çalışmaları Mardin’de ilk kez izleyicisiyle buluşuyor.

Sergi, Sakıp Sabancı Müzesi ve PİLOT Galeri iş birliğiyle; Transtaş, Petrol Ofisi, MV Holding, CMC Holding, Stepevi, Teknosa, A4 Ofset ve Yaşar Holding desteğiyle gerçekleştiriliyor.

Halil Altındere’nin Motherland / Anayurt başlıklı sergisi 10 Haziran 2024 tarihine kadar pazartesi günleri hariç saat 09.00 – 17.00 arasında Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi- Dilek Sabancı Sanat Galerisi’nde ziyaret edilebilecek.

Sanatçı Hakkında

Halil Altındere (Mardin, 1971), 90’lı yılların ortalarından itibaren ürettiği video, heykel, yerleştirme, fotoğraf ve performansların yanı sıra, hazırladığı sergiler ve yayınlarla, alt kültürler, toplumsal cinsiyet rolleri, popüler kültür, gündelik hayatın sıradan mucizeleri ve sanat-içi-iktidar mücadeleleri gibi konular üzerinden güç ve baskı karşısındaki direniş yöntemlerine odaklanır. Türkiye’ye mülteci olarak sığınan astronot, trans-balık-kızı ya da alışılmışın dışındaki güvenlik görevlileri, sanatçının dünyada ve Türkiye’de yankı uyandıran çalışmalarının konuları arasındadır.

Halil Altındere’nin eserleri bugüne dek MoMA, Centre Pompidou, Roma MAXXI, Viyana MAK Müzesi ve Madrid’teki CA2M’in yanı sıra, Toulouse’da yer alan Les Abattoirs gibi pek çok uluslararası müzede, kişisel ve karma sergilerde yer alarak, bu kurumların pek çoğunun kalıcı koleksiyonlarına girdi. Altındere İsveç Moderna Museet, Lizbon Maat, ACC Gwangju, Secession, Mambo, Academy of Arts, CCBB Rio, Andrew Kreps Gallery, Neue Berliner Kunstverein gibi kurumlardaki sergilerinin yanı sıra Documenta ve Manifesta gibi prestijli sergilere, Venedik, São Paulo, Berlin, İstanbul, Sharjah ve Gwangju’nun arasında bulunduğu bienallere de katıldı.

HOMELAND

Halil Altındere, Berlin Bienali (2016) için üretilen Homeland isimli bu videoda Suriyeli rapçi ve aktivist Mohammad Abu Hajar ile işbirliği yapmıştır. Bu eser, Arap Baharı’nı takiben Orta Doğu’nun dört bir yanında patlak veren demokrasi mücadeleleri ve hükümetlerin

bunlara verdiği şiddetli tepki dolayısıyla vatanlarından kaçmak zorunda kalan milyonlarca sivilin hikâyesinden yola çıkar. Dünya, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en büyük mülteci krizine tanık olmaktadır. Videoda, kendisi de mülteci olan ve şu anda Berlin’de yaşayan Abu Hajar’ın performansı eşliğinde, mültecilerin yeni bir hayat arayışıyla komşu ülkelere ve Avrupa’ya yaptıkları tehlikeli yolculuk anlatılmaktadır. Yaşanmakta olan göçmen krizinin neticeleri, Türkiye’de ve Almanya’da çekilmiş görüntüler eşliğinde irdelenmektedir. Mültecilerin göç esnasında yaşadığı zorlukları realist bir estetik ve müstehzi bir tavırla eleştiren Homeland, haber görüntülerini temel alarak hakikat ile kurgunun ayrımını imkânsız hâle getirir. Bir mayın tarlasından geçip, tel örgü çitleri aşabilmek için olağandışı beceriler sergileyen mültecilerin, Ege Denizi’nden Balkanlar’a uzanan zorlu yolculuğu, lüks bir yoga inziva kampından Yerebatan Sarnıcı’na, Truva Atı’ndan Berlin Tempelhof Havalimanı’na kadar birçok farklı bağlamda işlenmektedir.

UZAY MÜLTECİSİ

Uzay Mültecisi projesinde Halil Altındere, göçmenlerin Avrupa’da karşılaştıkları hoşgörüsüz tepkilere bir yanıt olarak, mültecilerin Mars’ta barındırılmalarını önerir. “Mars’ı İşgal Et” beyanında bulunan Arapça yazılar, mültecilerin kendilerine uzayda yeni bir hayat kurdukları hayali bir senaryoyu canlandırır. Yerleştirme, 1987’de Sovyet uzay aracı Soyuz TM-3 ile seyahat ederek Mir uzay istasyonuna ulaşan ve orada 7 gün geçiren Suriyeli kozmonot Muhammed Ahmed Faris’in (1951-2024) hikâyesine ışık tutar. Sovyetler Birliği Kahramanı unvanı verilen ve Lenin Nişanı’na layık görülen Faris’i tasvir eden yağlıboya tablolar, Sosyalist Gerçekçilik akımının estetiğini alıntılayarak, kozmonotun bir nevi azizvari portresini oluşturur. Suriye iç savaşında muhalifleri destekleyen ve 2012’den beri Türkiye’de sığınmacı olarak yaşayan Faris, 19 Nisan 2024’te Gaziantep’te hayatını kaybetmiştir. Yerleştirmeyi, orijinal Soyuz TM-3 şablonlarına göre işlenen mürettebat armaları ve Faris’i tasvir eden bir silikon büst tamamlar. Muhammed Ahmed Faris’in uzay misyonunu ve Suriyeli bir sığınmacı olarak yaşadıklarını mercek altına alan 2016 tarihli Uzay Mültecisi belgeseli ise olası bir Mars misyonunu konu edinerek mültecileri uzayda nasıl bir hayatın beklediğini gerçekçi bir üslupla hayal eder.

UZAY MÜLTECİSİ BELGESELİ

Süre:20’

“Eğer bugün dünyada hiç kimse mültecileri istemiyorsa, onları Mars’a yollayalım” fikrinden yola çıkarak çekilen Uzay Mültecisi belgeseli, üç ana bölümden oluşmaktadır. Kozmonot Muhammed Ahmed Faris’in (1951-2024) yaşam öyküsüne odaklanan birinci bölümde, Suriye’nin 1987’de Sovyetler Birliği ile beraber gerçekleştirdiği uzay misyonu anlatılır. Bunun ardından Faris, 2012’de Suriye iç savaşını takiben Türkiye’ye sığınma mücadelesini dile getirerek; sırf kendisinin değil, tüm mültecilerin katlandığı zorluklara ışık tutar. Mültecilerin uzayda yeni bir hayat kurdukları bir senaryoyu temel alan ikinci bölümde, NASA görevlileri Dr. Alper Aydemir ve Dr. Umut Yıldız, Mars’ta yaşam olanakları konusunda bireysel görüşlerini paylaşırlar. Uluslararası havacılık ve uzay hukuku dalında uzman avukat Nazlı Can ise, uzaydaki mülkiyet kanunu, insan hakları ve olası bir koloni projesinin hukuki boyutlarını tartışır. Mars’ta yaşamın kurgulandığı sonuncu bölümde ise, İstanbul merkezli uluslararası mimarlık ofisi Autoban’ın tasarladığı proje görsellerine yer verilir. İç mimar Sefer Çağlar, Mars’ta olası bir yerleşim alanının yeraltında kurulması gerektiğinin altını çizerek, yapılan tasarımları Kapadokya örneği üzerinden yorumlar.

TEKNOLOJİNİN DOKUNUŞU: YAPAY ZEKÂ VE GELENEKSEL HALI ÜRETİMİ

Antik çağlardan günümüze, farklı coğrafya ve kültürlere ait sayısız geleneği, estetik anlayışını ve hikâyeyi yansıtan dokumalar, Altındere’nin pratiğinde yepyeni bir yorum kazanır. Antik çağda mitolojik sahneleri, tarihi olayları ve günlük yaşamı, Ortaçağ’da dini sahneleri ve kraliyet portrelerini, Rönesans’ta ise mitolojik hikâyeleri, alegorik sahneleri ve pastoral manzaraları konu edinen duvar halıları, günümüzde popüler kültürden toplumsal sorunlara uzanan geniş bir yelpazede işlenir. Çağlar boyunca saraylar, tapınaklar ve soyluların konutları gibi prestijli mekânlarda kullanılan halılar; endüstriyel üretim tekniklerinin gelişmesiyle daha erişilebilir hale gelir. Günümüzde bazı halılar, militarist ikonografilere de yer verir. 1979’daki Sovyet işgalinden beri Afganistan’ı saran çatışma ve göç ortamında üretilen Afgan savaş halıları; tank, helikopter, Kalaşnikov, el bombası ve roketatar tasvirleriyle, çalkantılı ve acılı bir tarihin güçlü belgeleri olur. Afgan zanaatkârların direniş ve dayanışma sembolü olan bu halılar, Altındere’nin yapay zekâ desteği ile tasarlanıp, robotik tufting ile üretilen halı serisine de ilham olur. Bayraktar TB2, Anka, Aksungur, Karayel ve Akıncı gibi isimleriyle Türkiye Cumhuriyeti’nin insansız savunma, istihbarat ve saldırı uçuş ekipmanlarına ait tasvirleriyle bu seri, savaşın gündelik hayattaki olağan mevcudiyetine odaklanır. Altındere’nin dokumayı yeniden yorumladığı başka bir eser olan Halı Diyarı ise, halı üreticilerine kiralanmış bir ovanın olağan hava fotoğrafıdır. Antika bir görünüm elde etmek için güneş altında eskitilen halıların peyzajındaki gerçeküstü estetik, otantik değerin yapay yolla kazandırılmasındaki ironiyi ortaya koyar.

GÖKYÜZÜ VE TAHTLAR:

STAR WARS VE OSMANLI SULTANLARI ARASINDA BİR YOLCULUK

Star Wars’un “çok uzun zaman önce, çok çok uzak bir galakside” kurulan bilimkurgu evreniyle, önceki yüzyılların murakka ve minyatür geleneklerini, çağımızın yapay zekâ teknolojisiyle harmanlayan Altındere, yeni bir gerçeklik zemini yaratır. Osmanlı hanedanının cuma namazına gidişi, düğün alayı, cülus töreni ve ava çıkma gibi tören ve etkinliklerini kapsayan bu tasvirlere, gişe rekorları kıran ve oyuncaktan tekstile sürekli yeni ürünleri türetilen Star Wars’un epik karakterleri, kendi askeri teçhizatları ile iştirak ederler. İlk örnekleri 15. yüzyılın sonuna dayanan Osmanlı minyatürleri; tek yaprak olarak da üretildikleri gibi, daha ziyade el yazması kitapların metinlerini görsel olarak desteklemek için kullanılmıştır. Küçük boyutlu, perspektif ve gölgelendirme teknikleriyle derinlik verilmeyen, ince ayrıntıları ve karmaşık motifleri ön plana çıkaran tasvirlerdir. Altındere, Star Wars karakterlerinin üniformalarındaki özgün motiflerinin yaratımında, yapay zekâyı asistan olarak kullanarak, gelecek ile geleneği sentezler. Murakka, tek yaprak resim ve minyatürlerin belirli bir sıraya göre yerleştirildiği el yazması albümlere verilen isimdir. Kökleri Uzakdoğu ve İran’a dayanan, 15. yüzyıldan itibaren Osmanlı hat ve tezhip sanatlarında sıklıkla rastlanan bu albüm biçimi, akordeon etkili katlama tekniği ile Altındere’nin eserlerinde karşımıza çıkar. Sanatçı, bu sürükleyici ve çarpıcı görselliğin, hem Osmanlı gibi büyük imparatorluklar hem de Star Wars gibi günümüz markaları tarafından nasıl etkili propaganda aygıtları olarak kullanıldığını ortaya koyarak, tarih yazımının kurgusallıkla olan güçlü bağını da hatırlatır.

Yorum yapın