Halikarnas Balıkçısı’nın Homeros’u | Mesut Örs

Eylül 3, 2026

Halikarnas Balıkçısı’nın Homeros’u | Mesut Örs

The Odyssey filmiyle Homeros ve yazdığı destanlar yeniden gündeme geldi. Konu Homeros olunca söz dönüp dolaşıp Anadolu uygarlığına da geliyor. Çünkü her ne kadar Homeros batı uygarlığıyla özdeşleştirilmiş olsa da kendisi de anlattığı destanlar da Anadolu topraklarında doğmuş. Bunu en çok anlatan, bu konuyla ilgili en detaylı çalışmaları yapan kim derseniz; o da Halikarnas Balıkçısı. Namı diğer Cevat Şakir Kabaağaçlı.

Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu uygarlıklarıyla, efsaneleriyle ilgili anlatımları o kadar canlı ve şiirseldir ki zamanın Belçika Turizm Bakanı Arthur Haulot Halikarnas Balıkçısı’na “Yaşayan Homeros, Çağdaş Homeros” dermiş. Bu tanımlama epey kabul görmüş, sonrasında da onu böyle ananlar hep olmuş. Peki Halikarnas Balıkçısı kendisiyle bu kadar özdeşleştirilen Homeros’u nasıl anlatmış, bir bakalım.

“Batı kültürünün beşiği Anadolu’dur”

Halikarnas Balıkçısı, Homeros’u öncelikle bir “Anadolu Ozanı” olarak tanımlıyor, anlattıklarını “Anadolu Efsaneleri” olarak görüyor. Bunların da ötesinde “batı kültürünün beşiği Anadolu’dur”[1] diyor ve tüm batı uygarlığının temellerinin Anadolu’da atıldığını söylüyor.

Bu bakış, Halikarnas Balıkçısı’nın Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu’yla birlikte geliştirdiği Mavi Anadoluculuk akımının da temelini oluşturur. Azra Erhat o dönemde A. Kadir ile birlikte İlyada ve Odysseia’nın en yetkin çevirilerinden birine imza atmıştı. Halikarnas Balıkçısı Azra Erhat’a bu çeviriler üzerine görüşlerini de uzun uzun yazmıştı. (Azra Erhat’ın derlediği Düşün Yazıları adlı kitabında yer alan iki uzun mektubunun biri Homeros Üzerine, diğeri de İlyada ve Odysseia’nın Sansür Edilmesi başlığını taşıyor.)

Halikarnas Balıkçısı, Anadolu’yu uygarlıkların beşiği olarak görmenin ötesinde bugün Anadolu’da yaşayan bizleri de bugüne kadar Anadolu’da yaşamış tüm halkların birleşimi ve devamı olarak tanımlıyor. “Vakit vakit Anadolu’ya gelmiş ve bu yurda kısa ya da uzun bir süre sahip olmuş ne kadar insan varsa damarlarımızda hepsinin de kanı vardır”[2] diyor. Başka bir yerde bunu “Klasik uygarlığı Anadolu’da kuranlar, bugün Anadolu’da yaşayan halkın uzak atalarıdır”[3] diye ifade ediyor.

Buna karşılık yaşadığımız toprakların tarihini, kültürünü yabancı görmeyi, sahiplenmemeyi de eleştiriyor. Bu konuda Anadolu Tanrıları kitabında yazdıklarından bazıları şöyle: “Biz, vaktiyle Anadolu’da yaşamış olan atalarımızın yarattığı o kültürü yadırgar ve yabansarız. (…) Anadolu’daki eski kültürün sözü geçtikçe, “Adam sen de! Yunan kültürü!” diye omuz silker ve konuyu baştan savarız. (…) Biz bu diyarın gerçek varisleriyiz, dedik. Ama bu mirasımızı, şimdiye kadar dört bucağa pek mirasyedicesine saçtık. (…) ‘Ne olacak? Gâvur putu! Yabancı şeyler’ dedik”[4]

Halikarnas Balıkçısı’nın “Biz bu diyarın gerçek varisleriyiz” derken bunu milliyetçi bir bakışla söylemediğini de belirtmek lazım. Tersine Anadolu’daki eski uygarlıkları Türk gören yaklaşımı da eleştiriyor. “Her şeyin Türk olduğunu ispata, teselli kabilinden de, kazanmış olduğumuz eski zaferlerle övünmeye kalkışıyoruz”[5] diyor.

 “Homeros, eski Anadolu ozanlarındandı.”

Halikarnas Balıkçısı Homeros’u “Anadolu ozanı” olarak tanımlarken bunu doğum yerinden, kullandığı dile, Anadolu’ya bakışına kadar farklı açılardan temellendiriyor. Doğum yeri konusundaki tartışmalar için gösterdiği en temel kanıt Homeros’un kullandığı dil. Homeros’un destanlarını İon lehçesiyle yazdığını ve İonya’nın da bir Anadolu uygarlığı olduğunu farklı yazılarında birçok kez ifade ediyor.

“yedi kent, bu kez onun doğduğu yer olmak onuruna sahip çıkıyorlardı. Bu yedi kent şunlardır: İzmir, Sakız, Rodos, Kolophon, Salamis, Argos ve Atina. Homeros’un Atina, Rodos, Salamis ve Argos kentlerinde doğmuş olduğu kesinlikle kabul edilemez. Çünkü Homeros, sütbesüt İon lehçesinde yazdı İlyada’yı da Odisseia’yı da. Bu dört kentte İonya lehçesi konuşulmazdı. (…) Homeros’un İzmir, Sakız ve Kolophon kentlerinden hangisinde doğmuş olduğu sorusuna, “İzmir’de” karşılığının verilmesi zorunludur. Çünkü İlyada ve Odisseia baştan aşağıya İon lehçesinde olmakla birlikte, yer yer Aiol lehçesine çalan sözcükler de vardı. Oysa Kolophon ile Sakız değil, yalnız İzmir, İonyalı olmadan önce Aioliyalı idi.”[6]

“Homeros İlyada ve Odysseia’yı İon lehçesinde, dokuzuncu yüzyılda yazdı. İon sözcüğü Grekçe değil, Anadolulu bir dildendir.”[7]

Halikarnas Balıkçısı Homeros’un lakabını da İzmirli olduğuna dair başka bir kanıt olarak gösterir. “Homeros’un en tutkun lakabı “Melesigenes”tir. Meles suyu da İzmir’de akar.”[8]

Doğduğu yer ve kullandığı dil kadar Homeros’un Anadolu’ya bakışı da Halikarnas Balıkçısı için çok önemlidir. Onun Anadolu sevgisini “Anadolu’nun büyük âşığı Homeros”[9] diye ifade ediyor. “Batılıların sandığı gibi, Homeros, arkası doğuya dönük olarak Hellenistan’a bakan bir kimse değil, doğuya ve Anadolu’ya bakan, Hellenistan’a arkası dönük bir sanatçı idi”[10] diyor.

Aynı zamanda anlattığı efsanelerde tarafını belli etmesini de Homeros’un Anadolulu olduğuna kanıt sayıyor. Bunu farklı yazılarında pek çok kez dile getiriyor.

“Homeros, eski Anadolu ozanlarındandı. Gönlünün ve yüreğinin yurdu, bu barbarların çadırlarında ve kamp ateşlerinde değil, Ege uygarlığı denilen, zamanın şanlı gelişimindeydi.”[11]

“Homeros’un İlyada’sında gerek Artemis, gerekse Apollon Yunanlılara düşmandırlar.”[12]

“Homeros, Troya seferine kendi kızı İphigeneia’yı kurban ederek çıkan Agamemnon’la buyruğundaki Akha’ları istilacı barbar olarak gösterir. Homeros’un İlyada’da tüm sempatisi Troyalılardan yanadır.”[13]

“Homeros İ.Ö. 9. yüzyılda İlyada’yı yazdı. İlyada üç yüzyıl sonra, yani 6. yüzyılda Atina’da Panatenaik festivallerinde kutsal kitap olarak okunmaya başlandı. O dönem Atina’nın Tiran’ı olan Pisistratos, İlyada’yı okutmazdan önce hemen hemen sansür etti ve yapıtta ‘kara Yunanistanlılar ‘aleyhinde ne varsa hepsini sildirdi. Bundan ötürü bugünkü İlyada, Pisistratos’ca sansür edilmiş metindir. Asıl metin kaybolmuştur. Tüm bunlara karşın günümüzdeki metinde bile Homeros’un gönlünün hangi yanda olduğu duyulur.” [14]

“Homeros, kendinin Grek ya da Hellen olduğunu söylemez; Anadolulu Troyalılardan ve onları istila etmeye gelen Akhalardan söz eder”[15]

“Olympos tanrıları Hellenistanlı değillerdir”[16]

Konuyla ilgili Halikarnas Balıkçısı kitapları

Batıda küçük çocuklara, Yunan efsaneleri diye, Anadolu efsanelerini okutup anlatırlar” [17] diyen Halikarnas Balıkçısı, bu konudaki görüşlerini ilk kez gazetelerde çıkan makalelerinde dile getirmeye başlamıştı. Bu konudaki ilk kitabı 1954 yılında basılan Anadolu Efsaneleri oldu. Onu bir yıl sonra basılan Anadolu Tanrıları izledi.

Öncesinde 1946 yılında edebiyat dünyasında büyük yankı uyandıran romanı Aganta Burina Burinata çıkmıştı. Bir yandan öyküleriyle, romanlarıyla edebi üretimlerine devam ederken Anadolu uygarlıklarıyla ve efsaneleriyle ilgili yazmayı da hiç bırakmadı. Bu alanda kendi sağlığında çıkan son kitapları Anadolu’nun Sesi (1971) ve Hey Koca Yurt (1972) oldu.

Vefatından sonra kitaplarına girmemiş yazılarının derlenip düzenlenmesiyle basılan Merhaba Anadolu, Altıncı Kıta Akdeniz, Arşipel, Sonsuzluk Sessiz Büyür ve Düşün Yazıları isimli kitapları da yine bu konulardaki tezleriyle ilgilidir.

Kendi sağlığında basılan son kitabı olan ve hazırlığı sırasında sık sık “işte insanlara son sözlerim bunlar”[18] dediği Hey Koca Yurt, tüm bu kitaplarını tamamlayıcı nitelikte özel bir yere sahip. Kitabın hazırlığında ona yardımcı olan Mehmet H. Doğan da Halikarnas Balıkçısı’nın bu kitabına verdiği değeri “Hey Koca Yurt’a karşı özel bir sevgisi vardı. Bütün söyleyeceklerini onda toplamaya çalışıyor gibiydi.”[19] sözleriyle ifade ediyor.

Halikarnas Balıkçısı bu kitaplarında mitolojik efsanelerden arkeolojik buluntuların detaylarına, antik kentlerden şiire, edebiyata hepsini harmanlayarak coşkuyla anlatıyor ve her konuda o konuyla ilgili yeni bir şeyler öğrenme, bahsettiği antik kentleri gidip görme isteği uyandırıyor.

Bu kitaplar ilk yazıldığında epey tartışılmış ama bugün pek hatırlanmıyor. “Biz bu diyarın gerçek varisleriyiz” diyen Halikarnas Balıkçısı’nın Anadolu Uygarlığı hakkındaki düşünceleri de yeniden hatırlanmayı ve üzerinde tartışılmayı hak ediyor.


[1] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Efsaneleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 16.

[2] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Efsaneleri, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 16.

[3] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 9.

[4] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 13.

[5] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 13.

[6] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 292.

[7] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 17.

[8] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 292.

[9] Halikarnas Balıkçısı, Arşipel, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 143.

[10] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 299.

[11] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 295.

[12] Halikarnas Balıkçısı, Arşipel, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 66.

[13] Halikarnas Balıkçısı, Arşipel, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 144.

[14] Halikarnas Balıkçısı, Arşipel, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 144.

[15] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 289.

[16] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 300.

[17] Halikarnas Balıkçısı, Anadolu Tanrıları, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 9.

[18] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 15.

[19] Halikarnas Balıkçısı, Hey Koca Yurt, Bilgi Yayınevi, Ankara, sf. 15.

Yorum yapın