Masthead header

Günışığı Kitaplığı’ndan çocuklara “Çıtır Çıtır Felsefe” | Şenay Eroğlu Aksoy

Felsefe sözcüğü kült duruşuyla nasıl da çocukluğun uzağındaymış gibi görünür. Sokrates’in kendini anlamanın bir parçası kıldığı düşünme ve sorma eğitimi, neden büyümenin dar koridorlarına henüz girmemiş çocuk dünyasının da bir parçası olmasın?

Bilginin, bulunmaktan çok aranması gereken bir şey olduğunu kavrayan yetişkinlerin bu düşünceyi çocuklarla, onların düzeylerine uygun şekilde paylaşmaları heyecan verici değil mi?

Oğlumun ilkokula başladıktan sonra bana yazdığı mektupta “Söyler misin hayat nedir anne?” diye serzenişte bulunması epey gözümü korkutmuştu. Daha şimdiden bu felsefi sorunun ardına düşen bir çocuğun mutsuz olacağından korkmuş, karşımda duran şirin yaratığın zihninin derinlerinde gizlediklerini tahmin etmeye çalışarak düşüncelere dalmıştım. Buna benzer sorular yalnızca yetişkinlerin dünyasına aitmiş gibi görünür. Oysa çocuk dünyasının doğal bir parçası olan soru sorma edimi en yalın ve etkileyici duruşu çocuk aklında sergiler. Biz yetişkinlerin toplum tarafından dayatılan sınırlara çekilmeden önce nasıl da korkusuz, koşulsuz, anlamaya, öğrenmeye odaklı sorular sorabildiğimizi anımsatır. Onlarla yaşamak kimi zaman geleceğinize kimi zaman geçmişinize bakmak gibidir. Çocuk olmak güzeldir elbet, peki bir yetişkin olarak onların sorularına doğru yanıtlar bulmak, üstelik bu yanıtları her birinin düzeyine uygun aktarabilmek kolay mı? Elbette hayır. Buna benzer ihtiyaçlarımızı doğru yerlerde çözmeye çalışırken olmazsa olmazımız kitaplara koşarız.

Çocuk edebiyatının hızla geliştiği bu bugünlerde sorulara yanıt aramak aslına bakarsanız hem kolay hem de bir o kadar zordur. Zordur çünkü her kitap iyi kitap değildir. Binlerce yayının arasından doğru kitaba ulaşmak ilk aşamadır. Böyle olunca hem bir anne hem de bir yazar olarak öncelikle yayınevlerini takip ettiğimi söylemeliyim. Benden nitelikli kitaplarıyla olur alan yayınevleri her zaman ilk adresimdir. Diğerlerine arkamı dönmeden onları takip ederim. Yayıncılık anlayışlarında sapma olduğunu gördüğüm anda da hiç düşünmeden, bugüne kadar yaptıklarına teşekkür ederek onlarla bağımı koparırım.  İşte tam da oğlumun buna benzer sorularıyla boğuşurken “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisiyle  karşılaştım. Dizide yer alan kitaplardan Yaşam ve Ölüm’de: 

İnsan hayatı bedenin yaşamasından çok daha fazlasıdır. Tabii ki insan büyür, yer, içer, nefes alır, bedenini dinlendirmek için uyur, çiş ve kaka yapar, yıkanır, vücuduna bakar. Tıpkı hayvanlar gibi. Ama onun hayatı, aynı zamanda konuşmak, dinlemek, okumak, sevmek, günbatımını izlemek, şiir yazmak, ağlamak, dans etmek, resim çizmek ve daha birçok şeyden oluşur. (s. 14)

Yaşam ve Ölüm adlı kitabın tamamındaki barışçı ve insan olmanın değerlerini keşfetmeye yönelik yaklaşıma çarpıcı sorulara verilen yanıtlar da eklenmişti.

Ama bir insanın hayatını şu şekilde anlatmayız, “Yumurta ve balık yer, zürafadan daha yavaş ama karıncadan daha hızlı koşar, iki ayaküstünde yürür, yaşlanınca cildi kırışır, sert kılları vardır, esner, özellikle de akşamları…”

Bunun yerine şöyle deriz. “Müzik dinlemeye bayılır, Jülyet’i sever, en iyi arkadaşı gidince ağlar, çocuğu yüzünü buruşturunca güler, tahtadan güzel heykeller yapar…”

Bütün bunlar yaşamımızı bir bitkinin ya da hayvanınkinden farklı kılarak, insan hayatı yapar. İşte bu yüzden, insan hayatının değeri başka hiçbir yaşamın değeriyle kıyaslanamaz.

Herkes bir insanı öldürmenin çok ciddi ve kesinlikle yasak bir şey olduğu konusunda aynı fikirdedir. Kimse bunun aksini söyleyemez. Yine de insanlar, her zaman söylediklerini yapmazlar. Savaşır, birbirlerini öldürürler.

Ama bu o kadar basit bir mesele değildir: Biri bize saldırdığında, bizi öldürmesine izin mi vermeliyiz, yoksa kendimizi korumak için biz mi onu öldürmeliyiz? Eğer saldırganlar herkesi öldürmek isteyen bir deli tarafından yönlendiriliyorsa, o delinin amacına ulaşmasına göz yummalı mıyız? Kimi zaman insanlar kendilerini korumak ya da daha fazla insanın ölmesini engellemek için başkalarını öldürürler. Bazen insanlar yaşamı korumak için öldürürler. Ama bu herhangi bir insanın hayatının her şeyden önemli olduğunu düşünmemizi engellemez. (s. 15)

“Çıtır Çıtır Felsefe” dizisinde tamı tamına 21 kitap yer alıyor. Kimisi, çocukların hemen fark ettiği farklılıklara yakından bakmayı sağlarken Oğlanlarve Kızlar,  Güzellikve Çirkinlik çoğu, yaşamı anlamaya yönelik kavramlara açıklık getiriyor. Dizinin 20. kitabı Söz ve Sessizlik  en ilgi çekici olanlardan:

Sözün gücünü her gün kullanır, yaşamımızı kendimiz yaratır, dünyayı tekrar tekrar inşa ederiz… Yaşamın şiiri de budur.

Sözler her şeyi karma karışık ettiğinde, sözler yaşadıklarımızı anlatmaya yetmediğinde ise, sessizliğin gücüne gereksinim duyarız… Gerçek bilgelik de budur işte.

Konuşmayı da susmayı da bilmek. (s. 39)

Çocukları felsefeyle tanıştırmanın zamanı gelmedi mi?  Mutluluk veMutsuzlukAşk ve Dostlukİyi ve Kötü,  Adalet ve Haksızlık,  Ben ve Başkaları,  Beden ve Akıl… Soru sormanın öneminin görmezden gelindiği bir dönemde çocuklara sunulan en değerli armağanlardan birinin doğru sorular sormak olduğunu bilen tüm yetişkinler, çocuklarını “Çıtır Çıtır Felsefe” dizisiyle tanıştırmalı. Okumayı sevmediğini iddia eden çocuklar bile bu kitaplara karşı kayıtsız kalamayacak.

Şenay Eroğlu Aksoy – edebiyathaber.net (9 Ağustos 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r