Masthead header

Gülten Dayıoğlu: “Her kitap benim yüzümde bir çizgidir”

Sayım Çınar, medyatava.com için fuarın onur konuğu Gülten Dayıoğlu ile söyleşti.

50 yıl yazın dünyasında olmak olağanüstü bir durum olsa gerek.

Teşekkür ederim, bu noktada bir şey söylemek isterim. Ben eserleri yazdım evet, bir babasız çocuğu nasıl dünyaya getiremezseniz destek olmadan da bu eserler meydana gelemezdi. Doğru yayıneviyle, doğru ilişkilerle, kitapçılarla bu noktaya geldi her şey. Onlar sayesinde geldim bulunduğum noktaya. Okurlarımla beraber büyüdük. Bugün gazetelerdeysem, buradaysam Altın Kitaplar’ın çok katkısı var. En uç noktalardaki gazeteler bile bu konuyu paylaştılar.

“Kök salmakta yayınevlerinin önemi büyük”

Yayınevinizle romantik bir ilişkiniz var bir yönüyle de. Köklü bir ilişkiniz var. Yayınevi konusunda ne tavsiyeler verirsiniz yazarlara?

Rahmetli Abdi İpekçi’nin Milliyet Yayınları’ndan geldim. ‘Yerli yazar, eser basacağım’ diye kurdu. İlk olarak Fadiş ile başladım. İki ayda on bin baskı, on bin, on bin baskıyla girdik. Abdi Bey vurulunca orada tedirgin oldum. Sonrasında Altın Kitaplar’a geçtim, Tarık Dursun vesilesiyle. Turan Bozkurt’la görüştüm. Henüz beş kitabım var, Turan Bey çok naziktir. Oturmamızla bir anda hüngür hüngür ağlamaya başladım. Ne yapacağını şaşırdı o da. Ben ilk ciddi yayınevi olarak Milliyet’i görmüştüm, kök salmamda emekleri büyüktür. Ben birden bire ekmek kapıma ihanet etmişim gibi geldi. Beni hoş görün, böyle sulu gözlü değilimdir diye açıklama yapmaya çalıştım. Ben sizi Cumhuriyet, Milliyet’ten tanıyorum. Böyle bir şey için ağlayan, bizim için de ağlar dedi. Genç yaşta vefat etti yazık ki. Arada tartışırdık, ama ortak noktada hep anlaşırdık. Devamında Erdem ve Batu ile tanıştık, şimdiki iki genç patron. Böylece yayınevimle ilişkimi anlatmış oldum. Gençlerle de çok iyi anlaştım. Gerçek evlat gibidirler benim için. Bazen aklıma yatmayan bir şey olur, 78 kitap dile kolay. Hep arayı buluruz, ortak noktayı buluruz.

Almanya’da da başarılar kazandı kitabınız, uluslararası bir geçerliliğiniz var. 300 kitaptan biri seçildi kitabınız.
Dünya Çocukların Olsa adlı kitabım bu başarıyı kazandı evet.

Sizce neden özellikle bu kitabınız seçildi?
George Orwell yılıydı, Frankfurt Kitap Fuarı’nda. 1984’e gönderme olarak, 84 yılına bu adı vermişler. Ve gençliğe umut veren kitaplar seçkisi yapmaya karar vermişler. Berlin’deki yayınevim gönderiyor hemen. Dikkatlerini çekiyor ve 300 kitap arasına giriyor. Çocuklar yeni bir dünya kuracaklardı temam. Büyük bölümü Nobelli yazarlar, Türkiye’den bir tek ben vardım seçkide. Birçok yayınevinden teklifler geldi, gidemedim. Bir dediğimi iki etmediler.

“Kitap okumayan aileden kitap okuyan çocuk çıkmaz”

Çocukları kitap seçiminde serbest bırakma taraftarısınız bildiğim kadarıyla…

Kitap okumayan aileden kitap okuyan çocuk çıkmaz. Ailenin, gazeteye dergiye bile razıyım, düzenli bir okuma eylemi olmalı. Satan gazete tirajlarına bakalım çok acı bir manzara. Çocuğa bu noktada neyi nasıl anlatacaksınız. Ana karnında başlıyor diyenler bile var.

Önce okuma zevki ve hevesini verin devamında kitap seçimine karışırsınız. Dayatmakla olmaz. Hediyeleşmede kitapla başlanmalı. Anne çocuğuna kitap okur. Dolaylı anlatmakta çok fayda var, otur kitap oku dersen kaçar, bir kitap okudum şöyle böyle dediğinde nerede o kitap diye sorar. Bir şey vaat edecekse bile aile kitap demeli.

Kitaplarınızı okutan bir yazarsınız. Günceli hep takip ediyorsunuz.

Bugünün çocuğunu ve gençliğini sürekli takip ediyorum, ilgi alanlarını takip ediyorum. Dili de güzel olsa her şey yerli yerinde de olsa, ilgi alanı dışında olan bir kitabı okumaz çocuk.

Türkiye’de fantastik romanlar var, dünya örneklerinde kitap kitap olmakla kalmıyor, devamında filmleri çekiliyor. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu durumu?

Çoğunu sevmiyorum. Vermedim kendi kitaplarımın film haklarını, sıcaklığı gidiyor bana göre sinemada kitapların.

“Çocuğa daha küçüklükten tuvalet eğitimi veriyorlarsa, zamanlarını da iyi ve planlı kullanmayı öğretmeliler”

Bazı anne ve babalar internetin okuma alışkanlığını etkilediğini söylüyor.

Benim bu konuda bir önerim var. Çocuğa daha küçüklükten tuvalet eğitimi veriyorlarsa, zamanlarını da iyi ve planlı kullanmayı öğretmeliler. Şurada kitap okuyacaksın, burada günceli takip edeceksin diye vaktini planlayacaksın. Bunu yaşam biçimi haline getiren çocuk bilgisayarında da oynar, internete de girer. Bilgisayar oyunlarıyla ilgili bir şey söylemek isterim bu noktada. Korkunç şeyler var, içimi ürpertiyor. Çocuklar kelle aldım diyor, karın deştim diyor.

Yaş geçtikçe insanlar yaşlanmaz, yazmadıkça yaşlanılır, derler. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz bu sözü?

İçimdeki o kız yaşıyor. Yaramaz, acılar çekmiş bir kız bu. İçimde yaşıyor. Omurgamda iki fıtık noktası var, bir şeye sevindim mi 77 yaşında hoplar zıplarım. Eşim dur der, ben yine çocuk gibi davranırım. Eşim benim sağduyumdur. Çatık kaşlı bir kimliğe sahip olsaydım, çocuklar da beni bu kadar kavramazdı zannediyorum. Her kitap benim yüzümde bir çizgidir. Araştırma yaparsınız, kimliklerinizden, işlerinizden sıyrılırsınız, yorucu bir süreçtir.

Çoksatan bir yazarsınız ve hep çocukların nabzını tutan bir yazarsınız. Yetişkin romanı yazmıyorsunuz. Neden ısrarla çocuk edebiyatı?

Ben çocuk ve gençlere yazıyorum, çünkü çok mutlu oluyorum, çok keyif alıyorum. Hizmet ettiğime inanıyorum. Öğretmenlikten geldiğim için eğitim derime, ruhuma işlemiş. Onlara hedefler göstererek yazmayı seviyorum. Astrofizikçi bir okurum var örneğin, genetik mühendisi bir başka okurum. Kitaplarım çocukluklarında hayallerine dokunmuş demek ki.

“Hayatı serdim çocukların ayaklarına”

Her kitabınızın bir hikayesi var ama aralarında özellikle hangileri sizin için çok önemlidir? Bir Gülten Dayıoğlu listesi yapsak hangi 10 kitabınızı seçerdiniz?

İnanın yapamam, her biri evladım gibi. Bir tek Fadiş Kız ilk göz ağrım. Her kitapta başka bir hayatın başka bir açısını verdim. Hangisini iteyim elimin tersiyle. Hayatı serdim çocukların ayaklarına.

Yazmak için gezgin olmak gerekir mi? Sık sık seyahat ettiğinizi biliyorum.

Üç kez en çok okunan yazar seçildim. Birincisi TÖMER, ikinci Milli Eğitim Bakanlığı 100 temel eser öncesi bir araştırma yaptı ve en son Kütüphaneler Birliği dijital ortamda anket yaptı. Bana farkın nedir, diye soruyorlar. Benim bir farkım yok, ama ben bir gezginim aynı zamanda. Süzüp çıkardığım, sentezini yaptığım, dünyada ne gördüysem, kitap yazarken geri geliyorlar. Bir ışıltı veriyor metinlere.

Bu yıl İstanbul Kitap Fuarı’nın ‘Çocukluğum Yurdumdur’ mottosu var. Siz de bu konseptle yer alacaksınız.

Yurdu olmayana haymatlos denir, en başarılı da olsan hep içinde ukde vardır. Benim çocukluğum benim temelim, benim yurdum. Köküm, damarlarım çocukluğumda. Çocukluğum yurdumdur, bunu algılatıyor bana.

Çocuk ve gençlik edebiyatı gitgide gelişiyor ülkemizde. Bir de estetik değerlere zarar verecek kadar kötü çizimlerle süslenmiş çok kötü kitaplar var. İyi kitabı ayırt etmek de bir mesele. Siz hangi kriterleri önemsiyorsunuz?

İlk durak yayınevleri. Daima bir uzman editör olmalı. Maalesef ülkemizde bu henüz oturamadı. Çalakalem yazılmış kitapları dilden anlarsınız, dili en lezzetli şekilde kullanıyor mu buna bakmalı. Dili lezzetiyle kullanmak çok önemli. Kullandığı sözcükler… Bir kasabın, bir manavın, bir kaba işçinin, bir profesörün sözcük dağarcığı ne kadardır araştırılıyor. Kataloglar hazırlanıyor bununla ilgili. Anlatım son derece önemli. Yetişkinler için yazıyorsanız en kritik andan başlatabilirsiniz hikayeyi. Okur geriye dönüşlerle asıl hikayeyi bulur. Ancak gençlerde böyle yapamazsınız. Çocuklarda da keza öyle.

“Öğretmenim, anneyim, yazarım, gazete yazarıyım”

Yazılar yazıyorsunuz, sizi en mutlu eden anlar nelerdir?

Anne olduğumda çok mutlu oldum. Zorlu bir hayat yaşadım, tek çocuktum. Çocuklarım olduğunda benim gücüm oldular. Torunlarım doğduğunda yine. Üç kuşak okur, hamile okur gelir, imza ister, çok etkilenirim bu anlarda. Mahcup düşmemek için yutkunurum.

Sizin için özel bir gün bugün, tüm kitap eklerinde siz varsınız, tüm gazetelerde siz varsınız. Fuar başlıyor, fuarların sizin için karşılığı nedir?

Tüyap’ın 31. yılını kutlayacağız. Ben ilk günden beri varım. The Marmara’nın altında, dikiş iplikleriyle kitap asmıştık o zamanlar. O kadar azdı ki yer. Fuarları hiç kaçırmam. En iyi yanı fuarların, gelişmeme çok katkısı oldu. Bütün yayınları önünüze seriyor. Ne isterseniz var. Okurlarla buluşma heyecanı çok güzel. Öğrenciler geliyor, aileler geliyor kitaplarımıza. Toplumumuzun en uç noktalarından tutun en muhafazakar kanada kadar her türden okurum var. Yaşlısı, genci, emeklisi sırada olur imzalarımda. Bütün Türkiye’yi kucakladığımı hissediyorum. Okullar, belediyeler çağırır, hep de gelenler oldu konferanslarıma, imzalarıma. Alanya’da bir garson koşup gelmişti, üzerinde önlüğüyle. Bu durum beni çok mutlu ediyor.
Hayattayken bunları yaşamak çok güzel, öldükten sonra değil.

Sayım Çınar – medyatava.com 

19 Kasım 2012

  • asude sultan - 03/01/2014 - 18:43

    Ben 11 yaşındayım ve Gülten Dayıoglu’nun kitaplarını hayranlıkla okuyorum . Neredeyse bir günde 2 kitabını okuyorum . En çok da macera üzerine yazdığı kitapları hem okuyor hem de herkeze gönülden tavsiye ediyorum . Ayrıca ben de yazar veya şair olmak istiyorum . Gülten Dayıoğlu’nu da gönülden destekliyorum .

    SEVGİLERLE…cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r