
“Kitaplar, insanın mutsuzluğuna teselli sandığımız bir derinlik katar yalnızca.”
(Sf. 387)
Son dönemde Masumiyet Müzesi romanıyla hafızalarımızda güncellenen Orhan Pamuk’un çokmokunan kitaplarından bir diğeri Benim Adım Kırmızı, hem kurgusal yapı hem de anlatım tekniği açısından modern Türk edebiyatının en katmanlı romanlarından biri olarak karşımıza çıkar. Doğu ile Batı arasındaki estetik, inanç ve temsil çatışmasını bir suç romanı kurgusu içinde yeniden inşa eden yazar esasında 16. Yüzyıl İstanbul’unda, Osmanlı minyatür sanatçıları çevresinde geçen bir cinayet soruşturmasını ele alıyor. Ancak bu yüzeyde bu bir “kim öldürdü?” hikayesi gibi görünse de, asıl mesele bakışın kendisidir. Asıl gerilim, “nasıl görüyoruz ve gördüğümüzü nasıl anlamlandırıyoruz?” sorusunda düğümlenir.
Bu romanın dünyasında alıştığımız gibi anlatı bir ya da birkaç sesle ilerlemez. İnsanların yanı sıra nesneler, renkler, hatta soyut kavramlar bile konuşur. Her bölümde anlatıcı farklılaşır hatta öyle ki bir at, “Ben, At” başlığıyla kendi gözünden olanı biteni anlatır. Bu çok seslilik, hikayeyi bir olay örgüsünden çok bir bilinç alanına dönüştürür. Okur, sürekli değişen bakış açıları arasında dolaşırken sabit bir hakikate tutunmayıp hakikatin parçalı ve çoğul doğasıyla karşılaşır.
Eserin merkezinde, Doğu minyatür geleneği ile Batı resim anlayışı arasındaki estetik ve düşünsel gerilim yer alır. Minyatürün bireyi silen, dünyayı ilahi bir bütünlük içinde gören tavrı ile Batı resminin perspektife dayalı, bireyi merkeze alan yaklaşımı karşı karşıya gelir. Bu çatışma, yalnızca sanat tarihine ait bir tartışma gibi değil aynı zamanda modernleşme, kimlik ve temsil meselesinin derin bir sorgusu olarak romanın tamamına yayılır. Karakterler de bu çatışmanın içinde bağımsız bireyler olmaktan çok, farklı düşünme biçimlerinin taşıyıcıları gibi var olur. Her biri bir fikrin, bir estetik tutumun ya da bir dönüşüm ihtimalinin etrafında şekillenir. Bu nedenle roman, klasik anlamda karakter gelişimine ve düşünsel bir gerilim hattına yaslanır. Anlatım dili ise bu yapıyı destekleyecek biçimde ağır, katmanlı ve yer yer şiirsel bir ritim taşır. Hızlı tüketilen bir hikaye akışı yerine, okuru yavaşlatan ve metnin içine çeken bir yapı tercih edilir. Bu yavaşlık bir eksiklik değil, bilakis romanın düşünsel derinliğini kuran temel unsurlardan biri. Hattatların kullandığı bazı terimlerden tutun, mesleğin ve dönemin getirdiği bir çok yeni ve bilmediğimiz kelimeyle de roman içinde sıklıkla karşılaşırız. Tüm bu yönleriyle Benim Adım Kırmızı, Osmanlı minyatür geleneğinin, bir cinayet kurgusunun vr karmaşasının yanında bakmanın, temsil etmenin ve anlam üretmenin kendisine dair bir roman olarak okunur. Okuruna bir hikayenin dışına bakma yetisini doğrudan görme biçimlerinin yöntemlerini verir.


















