Masthead header

Filmlerde Hayat Gerçek, Derin ve Karanlık Bir Esrardı | Didem Görkay

Amerika Birleşik Devletleri’nin en kuzeydoğusunda Kanada’yla sınırı olan Maine eyaletinde yaşayan, yazarlık atölyeleri düzenleyen ve tiyatro oyunları yazan John Manderino’nun ”Sinemada Ağlarken” adlı anlatısı Pınar Kür’ün nitelikli çevirisi ve Can Yayınları etiketiyle okurla buluşmuştu. Manderino, çocukluğundan beri seyrettiği filmler üzerinden kurguladığı anlatısında adeta bir zaman tünelinden geçiyor.Hitchcock’tan Scorsese’ye, John Wayne’den Fellini’ye, Batı Yakası’nın Hikâyesi’nden Rüzgâr Gibi Geçti’ye geniş bir film skalası üzerinden hayatı -yaşamöyküsü- bir film şeridi gibi akıyor. Okuru da her yeni sayfayla birlikte geçmişinde kaybolmaya, kendi özyaşamöyküsünü belleğinde izler bırakan filmler aracılığıyla yeniden üretmeye davet ediyor. “Hayatınızın hangi yönetmen tarafından filme çekilmesini isterdiniz?” diye soruyor gizlice.

Kitabın ilk öyküsü ”Dinazorların Ölümüadını taşıyor. Yazar, milyonlarca yıl önce var olan dinozorların yaşamını anlatan filmi öyküsüne taşıyor. Kuzeniyle sinemaya giden bir çocuğu gördüğü filmi izlerken, çocuğun kuzeninden farklı olarak mutlu olamayışını hatta filmi izlerken çocukça bir korkuya kapılmasını anlatıyor. “Sarah Teyzemin yanına oturdum, ben hafif halı tadında mısırları çiğnerken, o bir Lucky Strike daha yaktı ve bana kendimi üzmememi, bunun sadece sinema olduğunu, ayrıca olayların milyonlarca yıl önce yaşandığını söyledi.” ”Tatlı Hayat”ta üniversite öğrencisi iki sevgilinin okulun film kulübüne üye olmalarını ve orada izledikleri filmi birlikte yorumlamalarını, filmler hakkında tartışmalarını, ilişkileri üzerinden okuyoruz. “Amerikalılar sinema oynatır, Avrupalılar film yapar.”Öykünün tartışmaya açık, en vurucu cümlesi bu kuşkusuz ve okuyucuyu bir süre seyrettiği filmler üzerinden değerlendirme yapmaya heveslendiriyor, düşündürüyor. “Arı Kovanının Ruhu”nda ise yazar, kız kardeşiyle hafta sonları buluşmalarından birinde izledikleri filmden ve film hakkında yaptıkları yorumlardan bahsediyor. Öyküyle aynı adlı İspanyol filmini izleyip üzerine konuştuktan şuna karar veriyorlar: “Hayat gerçek bir esrardı, derin, karanlık bir esrardı ve film bunu anlatıyordu.” “Kahraman Şerif” yazarın berberi Fred’le olan iletişim kopukluğunu anlattığı, okurun aklından uzun süre çıkmayacak enfes bir öykü ve kitapta yer alan öteki öyküler gibi bir film üzerinden anlatılıyor. Sonunda yazarın berberiyle olan yüzleşmesi aynı adlı filmdeki benzer sahneyle ilişkileniyor ve okurda hoş çağrışımlar yaratıyor.

Akıcı dil, yalın betimlemeler, sahici üslup ve ortak hafızaya göndermeler yapan unutulmaz filmler bu kısa ve özlü metni, okuduktan sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağınız nitelikli bir anlatıya dönüştürüyor. Tanıtım bülteninde belirtildiği gibi, Sinemada Ağlarken bir yanıyla sinema sanatına yazılmış bir aşk mektubu, bir yanıyla da film sahneleri üzerinden gerçekliğe atılmış bir çentik, muzip bir zihin oyunu.

edebiyathaber.net (26 Ağustos 2020)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r