Masthead header

Ey Koca Mimar! Sen nelere kadirsin… | Burak Soyer

Tarih, mimarlık ve sanat üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Hakan Sökmen, Mimar Sinan’nın Kayıp Kafatası kitabında, gelmiş geçmiş en büyük mimarlardan biri olan Sinan’ın Türk olup olmadığını öğrenmek için mezarı açıldığında bulunan bir notun peşinde, okuru birçok farklı duraktan geçerek Ortaçağ’dan da öncesine kadar götürüyor. Kitap okuru tarihin içinden geçen bir yolculuğa çıkarırken günümüz dünya düzeninin temellerinin nasıl palazlandığına dair de savlar ortaya sürüyor.

“Süleymaniye’de, büyük Türk Mimarı Sinan’ın mezarında araştırmalar yapılmış, Mimar Sinan’ın kafatası çıkarılmıştır. Koca mimarın kafatası sağlam ve bozulmamış olarak bulunmuştur. Koca dâhinin kafatası üzerinde yapılan tetkikat, büyük mimarın yalnız kültür itibariyle değil ırk noktasında da Türk olduğunu göstermiştir. Türkler ırk itibariyle Brakisefal, yani yassı yuvarlak kafalıdır. Mimar Sinan’ın kafatası muayenesinde bu büyük başın da Brakisefal olduğu meydana çıkmıştır.” Tarihler 1935 yılını gösterdiğinde dönemin gazeteler bu haberi yazmıştı. Sebebi ise İkinci Dünya Savaşı’nda Nazilerin kültürel faşistliğini sağlamlaştırmak adına ortaya attığı, “Beyaz ırktan olmayan hiç kimse uygarlık tarihinde yüksek noktalara ulaşamaz,” palavrasıydı. Bu yalandan payını alan bir isim de yukarıda belirtildiği gibi dünyanın gelmiş geçmiş en büyük mimarlarından olan Mimar Sinan’dı. Yine 1935 yılının 1 Ağustos’unda Atatürk’ün izniyle Türk Tarihi Araştırma Cemiyeti’nden Hasan Cemil Çambel, Şevket Aziz Kansu ve Afet İnan, Mimar Sinan’ın kafatasını ölçmek ve incelemek için mezarı başında toplanmış ve itfaiye erlerinin de yardımıyla mezar açılarak Sinan’ın kafatasına ulaşmıştı. Bu kazı çalışmalarında yer alan itfaiye erlerinden biri de Hakan Sökmen’in Timaş Yayınları etiketiyle yayınlanan Mimar Sinan’ın Kayıp Kafatası kitabının ana karakteri Oktay’ın dedesi Rasim Bey’di.

Yukarıdaki paragrafın son cümlesini, bir tarihi kurgu romanından bahsedeceğimiz için kitapta yazan son cümleyle okumak yeterli olacaktır: “Bundan sonrası yazılmış ama yaşanmamıştır.” Tarih, mimarlık ve sanat üzerine çalışmalar yapan Hakan Sökmen kitabında, Mimar Sinan’ın mezarı açıldığı esnada, itfaiye erlerinden birinin mezarda bulduğu bir nottan yola çıkarak ucu Ortaçağ öncesine kadar gidip günümüze geri dönen ve şu andaki dünya düzeninin ta o zamandan nasıl şekillenmeye başladığını birçok durağa uğrayarak anlatıyor.

İstanbul Süleymaniye’de dededen babaya, babadan da kendine miras, birbirinden değerli eski kitaplar, nadide el yazmalarının bulunduğu sahaf dükkanında yaşayan ve arada çeviriler de yapan Oktay kendi halinde, münzevi ve manevi bir hayat yaşayan edebiyat tutkunu bir gençtir. Bir gün kapatmaya hazırlandığı sırada dükkana bir müşteri girer. Karıştırdığı kitaplar arasında bulduğu Fuzuli’nin Su Kasidesi’nden iki dizeyi Osmanlıca olmasına rağmen gayet iyi bir telaffuzla kendi kendine mırıldanan adamı duyan Oktay dikkat kesilip muhabbet açmak için kendisine laf atar. O andan itibaren adı Rıfat olan bu gizemli adamla Oktay arasında, eski dönem edebiyat meraklılarına has bir sohbet başlar. Ani gelişen bu samimiyet, Oktay’ın içine dalacağı maceraya atan ilk adımdır. Fakat Rıfat bir gece şüpheli bir şekilde ölü bulunur. Oktay Rıfat’ın gerçekte kim olduğunu araştırmaya karar verir. Rıfat’ın cenazesine gittiğinde Rıfat’ın hocası olan Bülent Hoca’yla karşılaşır. Bülent Hoca’nın anlattığına göre Rıfat, dedesinden kendine kalan günlükte yazanlardan yola çıkarak kayıp bir sandığın peşine düşer ve birtakım tehlikeli adamlar da bunu öğrenip Rıfat’ın peşine düşer. Ölümüne büyük ihtimalle bu adamlar sebep olmuştur. Rıfat, Bülent Hoca’ya kayıp sandığı, yani ‘emaneti’, mutlaka Oktay’ın bulmasını istediğini söylemiştir. Oktay için artık geri dönüş yoktur. Bu yolda da kendisine yardım edecek tek kişi eski sevdiceği Gamze’dir. Zira Gamze’nin amcası ünlü dinler tarihi profesörü Nejdet Sami Aydın’dır. Oktay ve Gamze hiç vakit kaybetmeden işe koyulur ve soluğu Nejdet Sami Oktay’ın yanında alırlar. Profesör de bahsi geçen kayıp sandığın hikayesini anlatmaya başlar. Oktay da duyduklarını kafasına kazıyıp Rıfat’tan kendisine kalan ‘emaneti’ bulmak ve onun gizemini çözmek için tehlikelerle dolu bir maceraya atılır… Bu gelişme bölümünde çok fazla ayrıntı ve kitabın sonuna dair ipucu yer aldığı için okur merakını göz ardı etmemek adına mevzuyu toparlayalım.

Öncelikle Hakan Sökmen aldığı eğitim ve üzerine yaptığı çalışmalardan, Mimar Sinan’ın Kayıp Kafatası’nda çok faydalanmış. Kitapta yer alan eski notlar, kayıtlar, Oktay’ın profesörle yaptığı derin ve uzun tarihi sohbet hem zihin açıcı hem de girişte belirttiğim dünyanın bugünkü şeklinin temellerinin nasıl atıldığına dair fikir yürütme açısından birçok soruyu da beraberinde getiriyor. Tüm bunlara Sökmen’in özellikle kitabın sonuna yaklaştıkça pompaladığı adrenalin de eklenenince Mimar Sinan’ın Kayıp Kafatası hem merakla hem de tek nefeste okunan bir roman olarak kayıtlara geçiyor.  

edebiyathaber.net (1 Temmuz 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r