Masthead header

Etgar Keret: “Yalan söylemek ile kurmaca öyküler yazmak benzeşik”

Türk okurlarının yakından tanıdığı İsrailli öykücü Etgar Keret geçen günlerde İstanbul Tanpınar Edebiyat Festivali’ndeydi (İTEF).

Bu kez, diğer kitaplarına oranla biraz daha karanlık bir atmosfere sahip olsa da ‘en iyi kitabım’ dediği ‘Kapı Birden Vuruldu’daki öykülere ve o öykülere yol açan olaylara dair Çağlayan Çevik, Keret ile söyleşti.

– İTEF’in bu seneki teması Şehir ve Korku’ydu. Kişisel korkularınız neler?
– Yakınlarımın ölmesinden, kendimi ülkemde bir yabancı gibi hissetmekten, ülkemin var olmayacağı günlerin gelmesinden korkuyorum. Konuşan yılanlardan da korkarım ama Allah’tan sadece çizgi filmlerde karşıma çıkıyorlar. Aslına bakarsanız, korkunun çok da önemi yok. Ama, korku kolaylıkla nefrete dönüşebilir, tehlikeli yanı da budur zaten. Korkularımızın üstesinden gelebilmeyi öğrenebilseydik bu dünyada nefret olmazdı.
– Kapı Birden Vuruldu’da yayımlanan öykülerle diğer kitaplarınızdaki öyküler arasında yıllar var. Yazılması açısından değilse bile yayımlanması açısından bu kadar zaman geçmesinin sebepleri nedir?
– Son 10 yılda hayatımda çok şey değişti. Evlendim, mortgage ile ev aldım, bir oğlum oldu. Hepsi, hakkında yazabileceğim yeni şeylerdi, ama bir süre bu yeni orta sınıf hayatın içinde gizlenen öyküleri bulmakta zorlandım. Bu süreçte öykü yazmadım, onun yerine sinemayla uğraştım. Bir anlamda böylesi daha kolay oldu; sinema işi ekip çalışmasıyla yürüdüğünden yanımdakilerin fikirlerinden, farklı öykülerden faydalanmak mümkündü. Kitaptaki ilk öyküyü yazdıktan sonra içimde bir şeylerin açıldığını hissettim; yeniden yazmamı mümkün kılan bir şeylerin açıldığını…
– Kitabın giriş öyküsünde, eli silahlı adamlar, yazar Etgar Keret’ten bir şeyler anlatmanızı istiyor. Bu adamlar, sizin yazma/yaratma sıkıntınızın birer simgesi olarak adlandırılabilir mi?
– Gayet tabii. Silahlı adamların her biri bana dair hayali bir şeyleri temsil ediyor. Ne yazık ki gerçek hayatta kimse yazmanız için diretmiyor. Oğlun onunla top oynamanı, annen hafta sonunda ziyarete gelmeni, öğrencilerin yazdıkları şeyleri okumanı isterler de, iş yazmaya gelince kendi zihninden, kendi ruhundan başka direten bulunmaz.

YALAN ÇOK KÖTÜ DEĞİLDİR

– Öykünüzün birinde, “Siyasi duruma dair değil, sosyal duruma da dair değil. İnsanlığa dair öyküler,” sözünü kullanıyorsunuz. Bunlar “yaşını almış Etgar Keret” öyküleri sanki…
– Bu kitabın en iyi kitabım olduğu kanısındayım, tabii bu hassas bir mevzu aynı zamanda, farkındayım: insanlar değişir değişmesine de yaşlandıkça ilerleme kaydedildiği söylenemez illa ki. Geçmişte yazdığım öykülerin gücü o sırada daha genç, daha hoyrat veya daha az hoşgörülü olmamdan geliyor olabilir. Kimi zaman 21 yaşımdayken yazdığım bir öyküye baktığımda yazar olarak pek çok şey kazandığımı görebiliyorum ancak zamanla yitirdiğim şeyler de var elbette.
– Kitapta yer alan öykülerin büyük bir çoğunluğunda ‘yalan’ hakim. Yalanın sağaltıcı tarafını mı, yoksa kötü yanını mı övüyorsunuz?
– Zaman zaman ben de yalan söylerim, yalan söylemenin her koşulda kötü bir şey olduğu kanısında da değilim. Yüce gönüllülük veya merhamet de yalan söyletir insana. Yalan söylemek ile kurmaca öyküler yazmak benzeşik üstelik –ikisinde de hayal gücü yardımıyla bir şeyler uyduruyor ve bu uyduruk şeyin gerçeklik karşısında bir hükmü olmasını umuyorsun.
– Şimdiye kadar en kötü durumda bile, insana tebessüm ettiren Keret ironisi doz olarak biraz daha azalmış durumda. Tuhaftır, ‘şiddet’ metaforu sıklıkla çıkıyor karşımıza. Şiddetle ilgili bir isyanınız mı var?
– İçinde yaşadığım dünya mı daha çok şiddet içeriyor, yoksa yeni bir baba olarak ben mi şiddeti daha fazla fark eder oldum bilemiyorum. Babalık, beraberinde yeni bir hassasiyet getiriyor, çünkü çocuğunuzun korunması görevi de sorumluluklarınızın arasında. Genç bir adamken bir yanda şiddetten tiksinir, bir yandan da onu heyecan verici bulurdum. Bugünlerde şiddet bende yalnızca tiksintiye yol açıyor.

ÜMİTSİZLİK, OĞLUMA AŞILAMAK İSTEYECEĞİM EN SON ŞEY

– Bu sefer daha karanlık bir atmosfer var sanki. Bunun sebebi, artık bir baba olmanız ve çocuğunuz adına sahip olduğunuz endişeler mi?
– Aslında kitaptaki öykülerin daha umutsuz olduklarına katılmıyorum. Karakterler umutsuz görünebilir ama her biri en kötü durumlarda bile bir çıkış yolu bulma derdinde. Baba olmamın etkisi, bilakis, olumlu bu çerçevede. Baba olarak oğlumla gerçeklik arasındaki uyumu sağlama görevi bana ait çünkü. Bu görev olan bitene olumlu tarafından yaklaşmamı gerektiriyor, çünkü oğluma aşılamak isteyeceğim en son şey ümitsizlik duygusu.

Çağlayan Çevik – Hürriyet (8 Ekim 2012)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r