
Hollandalı filozof Lammert Kamphuis’in yazdığı “Karşıt Fikirlerden Korkmak: Allodoksafobi” adlı kitabında, başkalarının karşıt görüş ve fikirlerinden korkma anlamına gelen “allodoksafobi”nin köklerine inerek bu fobinin günlük hayatımızı nasıl etkilediğini ve üstesinden nasıl gelebileceğimizin ipuçlarını veriyor.
“Tahammül sınırlarını zorlayan” kalıbından çıkıp “tahammül sınırlarının ortadan kalktığı” bir zaman diliminde yaşıyoruz. Özellikle dijital dünyanın “olurunu almak” ve buna göre yaşamımızı şekillendirdiğimiz bir atmosferde, kendimizi her ne kadar boy aynasında görürsek görelim, karşıdan bakılınca duyduğumuz onaylanma arzusu, kendi üzerimizdeki herhangi bir falsoyu ayyuka çıkarınca “modumuz” düşüyor, buna karşılık da direkt siper alıp saldırıya geçiyoruz. Bırakın birbirimizi anlamayı, dinlemeyi bile unuttuğumuz bu zaman zarfında üzerimize boca edilen “hap bilgilerle” doldurduğumuz dimağımızın kimliğimizi, benliğimizi oluşturduğunu düşündüğümüz için “cırtlak” seslere karşı anlayışımız sıfıra indi. Bu yüzden de başkalarının düşüncelerini çok fazla kafa takıyoruz. Hatta karşıt bir fikirden basbayağı korkuyoruz ve kendimizi tehdit altında hissediyoruz!
Birisi hakkımızda bir eleştiride bulunduğunda ya da görüşümüze katılmadığında ciddi anlamda kaygı duyuyoruz. İşte bu duruma allodoksafobi deniyor. Hollandalı filozof Lammert Kamphuis’in kaleme aldığı, Say Yayınları’ndan Gül Özlen çevirisiyle yayımlanan “Karşıt Fikirlerden Korkmak: Allodoksafobi” adlı kitap, çağımızın bu el değmemiş rahatsızlığını hem psikolojik hem de felsefi köklerine inerek su yüzüne çıkarmayı ve hepimizin üç maymuna döndüğü dünyada tüm hissi uzuvlarımızı açarak birbirimizle temas kurabilmenin yollarını anlatıyor.
Yaşadığımız dünyayı “siyah beyaz” olarak adlandıran ve karşıt görüşlere saygının sıfıra indiğini belirten Lammert Kamphuis, toplumun bu durumunu kendi yaşamından örnekle bir kiliseye benzetiyor. Yeni dogmatizmlerin nereden geldiğini sorgulayan ve bu sorusunun cevabını insanların karşıt görüşe karşı gösterecekleri saygının “mesai” alacağını hesap ederek işi tembelliğe vurduklarından dem vurarak veriyor. Bu konuda harekete geçirici unsur olarak felsefenin gücünü öne çıkaran Kamphuis, esnekliği eğitmenin öneminin altını çiziyor ve tüm bunların “bilişsel esnekliğe” karşı bir itiraz olduğunu savunuyor.
Lammert Kamphuis, “Karşıt Fikirlerden Korkmak: Allodoksafobi” kitabında, yukarıda bahsettiğim gibi “grinin” ortadan kalktığı bir ortamda felsefe ve bilişsel psikolojinin yardımıyla esnekliğimizi gevşeterek karşı tarafı dinleme, anlama ve anlaşmanın önemini vurgularken aynı zamanda kişisel olarak da dünyayla olan ilişkimizin yönünün değişeceğinin altını çiziyor.

















