Masthead header

Edebiyatta kanonik yapı | Feridun Andaç

feridun andac 10.tifGünlerdir Harold Bloom’un Batı Kanonu kitabını okuyorum. (*) Dura düşüne, not alarak; yan okumalara / kaynaklara yönelerek…

Şaşırtıcı, bir o kadar da düşündürücü ve sorgulayıcı Bloom.

Önüme getirip yığdığı bir dolu kitapla birlikte, birçok kavramla da yüzleştirdi. Dahası üzerinde çalıştığım bir seminerin hazırlık notlarını yeniden gözden geçirmemi sağladı.

Edebiyatta kanonik yapıya hiç girmeden, Türkiye’nin tarihsel-toplumsal gelişim seyrinin romana yansılarını ele alıp, bunun da  “iyi”/ “özgün” örnekler ve zamandan zamana taşınan yazarlar/romancılar bağlamında irdelenmesini bu seminerin çıkış noktası kılmıştım. Hatta bununla ilgili de şu notları düşmüştüm bir yere:

Bu seminerin amacı biraz da tarihle bir yolculuktur. Yaşadığımız coğrafyanın uzak-yakın tarihine bakmak da diyebiliriz.

Başlama noktalarına var(a)masak da; bunların sonuçlarına uzanacağız. Çünkü “yazı”dan/ “roman”dan yola çıkacağız. Buna yansıyan “tarih”e / “insan”a/ “kültür”e / “toplumsal hayat”ın seyrine bakacağız.

Amacımız “tarihte roman” / “romanda tarih”e bakmak mı? Neden olmasın?  Ama tümüyle öyle yapmayacağız. Roman tarihini araştırmak ya da tarihseli romanda bulmak değil derdimiz.

Yaşanan/unutulan zaman romana nasıl /neden /niçin / ne ölçüde yansımış? Ve biz bu okumalar üzerinden ülkenin tarihsel toplumsal kültürel zamanlarına dönüp bakacağız.

Eminim ki romancı bakışı/yorumu/tanıklığı bizi daha özgür kılacaktır.

Konumlandırma

tmpimage_1408534958.9734_1Osmanlı öncesi Anadolu… Kadim bir zaman… Bizans, Selçuklu… Daha ötesi elbette ki Hititlere, Friglere uzanmalı… Bir uçta Homeros’un destanları, ötede Gılgamış ve Dede Korkut var…

Demek ki her şeyi “Türk yurdu” olarak görmenin dışında geniş bir coğrafyaya, tarih/kültür iklimine bakmak gerekiyor.

Meksikalı yazar Carlos Fuentes ülkesinden söz ederken şunları söyler:

 “Meksikalıların ataları Aztekler ama aynı zamanda Akdenizliler de –Finikeliler, Grekler, Romalılar, Yahudiler, Araplar- ve bunların hepsinin yanı sıra Ortaçağ İspanyası’na dayanıyor geçmişimiz.” (**)

Bizim de bugün Anadolu’yu tanımak, Anadolu’da yaşamış uygarlıkları bilmek ve ötesi bağları öğrenmek gibi bir derdimiz olmalı.

Çıkış noktası olarak bir yanda romanlara yansıyanlar olduğu gibi, diğer yanda da bu uzak-yakın tarihe bakışlara da göz atarak yol almak gerekecektir.

Ekrem Akurgal, Halikarnas Balıkçısı, Azra Erhat, İsmet Zeki Eyuboğlu, Veli Sevin, Suat Sinanoğlu, Jean-Paul Roux, Sabahattin Eyuboğlu’nun yanı sıra Şerif Mardin, Doğan Avcıoğlu, Erik Jan Zürcher, Niyazi Berkes, Şükrü Hanioğlu, Feroz Ahmed, Taner Timur, E.E. Ramsaur gibi yazar ve bilim insanlarının yapıtlarından okumalara yönelmek kaçınılmaz olacaktır.

Gene Fuentes’in şu sorusunun bizim de sorumuz olmasını istiyorum:

“Peki, sizin için tarih ne zaman başlıyor?”

Belki de bu yolculuğumuz tümüyle bunun yanıtını aramak üzerine kurulacak…

Tarihten yola çıkmak…

Tarihe yolunuzu düşürmeden edebiyatı anlamanız mümkün mü?

Peki, ya ülke edebiyatınızın kanonik yapısının merkezine/odağına oturtabileceğiniz bir Shakespeare’iniz yoksa ne yaparsınız?

Doğrusu, Bloom’un bende ürettiği sorular bu ve bunun benzerleriydi.

Şöyle de düşündüm bunu: Türkçe yazdığını bildiğimiz Yunus Emre, Farsça yazan Mevlana bir başlama noktası olabilir miydi bu kanonik yapı için? Sanmıyorum!

“Her güçlü edebi özgünlük kanonlaşır” diyen Bloom, kanonik yapıya dil içinden değil de, daha çok edebi etkinlik / süreklilikten yana bakıyor. Shakespeare’i ise bu yapının (Batı Kanonu’nun) merkezine yerleştiriyor. Ki, doğrudur bu.

Shakespeare’den yolu geçmeyen bir şair, romancı, öykücü, denemeci, ruhbilimci, tarihçi, felsefeci düşünemiyorum.

Bloom, burada, çok hoş da bir belirleme yapmış:

“Shakespeareci bir okuma Freud’un metnini aydınlatır ve alt eder; Shakespeare’in Freudcu  okuması ise Shakespeare metninin kısıtlar, küçültür, ya da eğer saçmalık derecesinde kayıplara varan bir küçültmeye dayanabilseydik kısıtlardı.” (s. 32)

Evet, bugün, biz de şu soruyu sorarak başlayabiliriz edebi birikimimizin neleri içerdiğini görmeye: edebi kanonumuzun odağında/merkezinde hangi yazar vardır, bu eksende temel olabilecek yazarlar/yapıtlar neler/kimlerdir?

Haftaya bu konuyu tartışalım derim.

________

(*) Batı Kanonu/Çağların Ekolleri ve Kitapları, Harold Bloom; Çev.: Çiğdem

Pala Mall, İthaki Yay., 2014, 517 s.

(**) Diana: Yalnız Avlanan Tanrıça, Carlos Fuentes; Çev.: Pınar Kür, Can Yay.,

2014, 231 s.

Feridun Andaç – edebiyathaber.net (9 Eylül 2014)

  • […] Edebiyatta kanonik yapıyı görmek için tarihsel çıkarımlara gitmeye gerek yok, bence. Bugün “kuşak” kavramı parçalanmış da olsa, geçmişten taşınan birikimin öne çıkan adlarıyla edebiyatın varlığına/etkisine dair edebileceğimiz sözler gene gelip yapıta/yazara dayanmaktadır. Eğer siz tarihsel dönemin içinden bakarsanız; Namık Kemal “millî şair”, Halit Ziya “kurucu romancı”dır. […]cevaplakapat

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r