Dramatik Olmadan Yarayı Görünür Kılan Yazar | Turan Horzum

Haziran 10, 2026

Dramatik Olmadan Yarayı Görünür Kılan Yazar | Turan Horzum

Çoğu zaman sessizlik insanı kendi içine iter. Ancak zihin boş durmaz. İnsan konuşmasa bile zihin tüm yaşananlarla dopdolu olur ve sessizlik anı bir anlamda insanın en konuşkan ânı olur. Orada arınma başlar. Tam da bu dönemde susarak biriktirdiklerini hikâye anlatıcısı olarak konuşmaya baslar. Bu konuşmaları estetik bir bütünlük içinde sanat katına yükseltmek ise öykücünün işidir.

Daha ilk öykü kitabıyla Gaye Keskin bunu yapıyor. İçimdeki Kilitleri Tek Tek, Gaye Keskin’in Şubat 2026’da Can Yayınlarında çıkan öykü kitabı.

Lutwig Wittgenstein’in dilin sınırlarına dikkat çektiği, bazı şeylerin mantıksal ve açık önermelerle tam olarak ifade edilemeyeceğini onların sadece sezdirdiğini ifade eden “Üzerinde konuşulamayacak konular hakkında susmak gerek” sözü vardır. Gaye Keskin, İçimdeki Kilitleri Tek Tek’te acıları, travmaları veya varoluşsal meseleleri doğrudan açıklamak yerine sezdiriyor. Okuru yorum yapmaya çağırıyor. Böylelikle anlatılmak istenen şey sözcüklerin ötesinde söylenmeyende gizli duruyor. Örneğin, “Madam Violetin Sandığı” öyküsünde köksüzlük, aidiyet, geçmiş hiç geçmez ama öyküyü okudukça sandık metaforu ile oralara sürükleniriz.  “Sen, Ben ve Eleni” öyküsünde annesinin ölümünden ya da büyük acı çektiği babasından söz etmek yerine babayı karşılayacağı zaman yapacaklarını anlatır. “Bir Film Vardı Hatırlıyor Musun” öyküsünde de aynı durum vardır. İki sevgili kendi iç sorunlarından çok bir filmi tartışırlar. Film yoluyla ilişkilerini sorgularlar. “Bana kalırsa kadın da aşık değildi. Ailesini bırakmanın muhtaçlığındaydı o da. Elindeki ilişki, kaybettiklerine değsin istiyordu. Aklamak kendini, hakkını almak belki.” (syf. 64) Böylelikle karakterin acısını uzun uzun açıklamak yerine yarım kalmış bir konuşma, sıradan görünen bir hareket öne çıkmış oluyor. Bu nedenle Gaye Keskin’in metinlerinde karakterin iç dünyası tamamen açılmaz, Konuşulmayacak olanı anlatmaya çalışmak yerine onun etrafında sessizlik kuran, bir yazarla karşı karşıyayız.

Onun öykülerinde iç çözümleyici ve yer yer bilinç akışına yaklaşan anlatımın temel olduğu da söylenebilir.  “Sen Ben Eleni” öyküsünde anlatıcı karakter tam da bunu yapıyor: “Günler geçiyor. Günler ağır geçiyor. Zamanın sarkaçları aştığını aklındakilerle darlanıp genişlediğini ilk kez fark ediyorsun. Beni yeniden gördüğünde zamanın da yeniden düzene gireceğini düşünüyorsun. Beni görmenin hayaline yattığın gecelerden birinde başka bir soru büyüyor aklında. Ben kimim? Adım ne? İsimler koyuyorsun bana isimler çiziyorsun, Hiçbirini yakıştıramıyorsun sonra. Neyse ki anne babanın izlediği bir filmde gördüğün kızıl saçlı kadın düşüyor aklına, Eleni, diye fısıldıyorsun. Eleni. Beni Eleni yapıyorsun. ( syf. 23) 

Gaye Keskin’in İçimdeki Kilitleri Tek Tek kitabında 11 öykü mevcut. Bu öykülerin hemen hepsinde halledilmemiş bir geçmiş var. Arnold Hauser, “Sanatın toplumsal tarihinde, sanat yaşamın yitirilişinden sorumludur.” der. Çünkü bugüne ilişkin gerçekçi, geleceğe ilişkin devrimci bir tedbir almaz. Oysa kötülük; iyiliği ve kurtarılışı da içinde barındırır.  Bu diyalektik yapı sanat yapıtının iyimserlik halini de ortaya çıkarır. Keskin, halledilmemiş geçmişi anlatırken bizi kör kuyulara atmıyor. Sandıkta iyi şeylerin olabileceğini söylüyor. Yabancılaşmayı anlatırken sonunda kişinin kendisiyle yüzleşmesini veriyor. Baba-kız ilişkilerini anlatırken de kırıklar, çıkıklar var ama diğer meselelerin varlığını da hissettiriyor. Dolayısıyla hâlihazır sadece bir süreçken aslonanın tamamlanmamış bir gelecek olduğunu vurguluyor.

Bunları yaparken dil konusunda hiç zorlanmıyor Keskin. Mecaz ve metaforlar yerli yerinde. Her öyküde bir sürükleyicilik var. Rahatlıkla, süslü anlatıma kaçmayan akıcı bir anlatımı var, diyebiliriz.

2000 sonrası modern öykü ile ilgili benzer şeyler söylenir: sade, yalın, derinlikli, sıradan insanların anlatımı, benzer konuların seçilmesi gibi. Gaye Keskin’i diğerlerinden ayıran iki özellik var. Birincisi her öyküde olasılıkların devam etmesi. İkincisi- bu benim için çok önemli- her öyküde bir biçim denemesi yapması. Böylelikle Keskin, ince eleyip sık dokuyan bir üslup yazarı olarak daha ilk öykü kitabıyla yeni bir yol açmıştır öykücülüğümüzde.

Yorum yapın