Devran Kaya: “Annemin Kasetleri zamansız ve mekânsız bir hikâye, çünkü kadınların karşılaştığı sorunlar böyle.”

Temmuz 21, 2023

Devran Kaya: “Annemin Kasetleri zamansız ve mekânsız bir hikâye, çünkü kadınların karşılaştığı sorunlar böyle.”

Söyleşi: Serkan Parlak

Devran Kaya ile Everest Yayınlarından çıkan ilk romanı Annemin Kasetleri üzerine konuştuk.

Devran Bey, ilk romanınız Annemin Kasetleri geçtiğimiz günlerde Everest Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kurmaca türlerle olan ilişkinizi, yazma serüveninizi ve ilk romanınızın ortaya çıkış sürecini anlatabilir misiniz?

Öncelikle merhabalar Serkan Bey. Okumayı sevdiğim türlerin başında geliyor kurmaca metinler. Distopik, bilimkurgu yahut mitsel kurgu evrenlerde geçen hikâyeler dikkatimi hep daha çok çekmiştir. Bunun en önemli sebebi de sanırım yazarın kendi gerçekliğinde bir şekilde karşılaştığı şeyleri -kişileri, nesneleri, olayları- hayal gücüyle değiştirip dönüştürmesindeki o büyülü taraf. Bu metinlerde yaratıcılık ve orijinalliğin biraz daha öne çıktığını düşündüğümden okumalarım daha çok bu eksende yoğunlaşıyor. Annemin Kasetleri’nin de bu bahsettiğim ‘var olanı değiştirip dönüştürmek’ten aldığım keyif diyebilirim. Tamamen zamansız ve mekânsız olarak kurduğum, tüm zamanlara ait bir coğrafyada geçen, biraz efsunlu, biraz ürkütücü, bolca hurafe ve batıl inançla çevrili tekinsiz bir kurgu evren yaratmaya çalıştım. 

Kitabı geçen yıl ağustos ayında yazmaya başlasam da aslında kitap, bu yaşıma kadar bir şekilde aklımın ve yüreğimin bir yerlerinde farkında olmadan besleyip büyüttüğüm bir hikâyeymiş. Yazmak için içime biraz daha dikkatli bakmam gerekiyormuş sadece. Romanımdaki hikâyenin, esasen yaşamımda bizzat deneyimlediğim -okuduğum, izlediğim, gördüğüm ama en çok da dinleyip ve unutmadığım- şeylere dayandığını söyleyebilirim.

Kurmaca bir metin oluştururken okuma ve yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücü önemli olsa da romanın bir de ilham boyutu var malum. İlham kaynaklarınız neler oldu? Bu soruyla ilişkili olarak şunu da sormak isterim; romanın taslağını nasıl oluşturdunuz?

Demin söylediğim gibi hikâyenin özünü, yaşam yolculuğumda karşılaştığım ve kitaba hizmet edeceğini düşündüğüm spesifik psişik durumlar, efsunlu insanlar ve duyduğum folklorik masallar oluşturdu. Romanım altı bölümden oluşuyor ve bu bölümleri birbirinden ayrı düşünüp tefrika eder gibi yazdım. Ancak yazmaya başlamadan önceki çalışmalarım daha disiplinli ve kurallı bir şekilde ilerledi. Öncelikle, her bölümde ne anlatacağımı ve kitabı başlangıcından sonuna doğru götürürken bağlantıları nasıl kuracağımla ilgili bir taslak, bir yol haritası diyebileceğim bir ‘kroki’ hazırladım. Bu taslağın da dışına çıkmamaya, en başından belirlediğim kurgu ve hikâyeye sadık kalmaya özen gösterdim. Yine de ne kadar çabalarsam çabalayayım düşünmek ayrı, yazmak ayrı şey olduğundan, yazarken bazı yerleri değiştirmeden edemedim. Buna bazen o anki ruh halimin bazen de yazdığım karakterin sebep olduğunu itiraf etmeliyim.

Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor; mekânlar, atmosfer, diyaloglar ve özellikle roman kişileri söz konusu olduğunda?

Bence yazmaya başlamadan önce, elinizdeki malzemeleri kitabın kurgusu içinde nereye konumlandırdığınıza en baştan karar vermek gerekiyor. Annemin Kasetleri’nde ne yazacağıma ve neden onu yazacağıma karar verdiğimde, elimdeki malzemeleri nerede ve nasıl kullanacağımı da bulmuş oldum açıkçası. Örneğin; metafor olarak kullanacağım bir ağaç, mitsel bir olayın geçtiği mekân; batıl inanç ve hurafeleri hangi karakterlere, ne şekilde pay edeceğim gibi tüm ögeler de kendi kendine kitabın kurgusu içinde yerini almış oldu.

Devran Bey, bildiğiniz gibi metni okurken aslında okuru genelde anlatıcı ilgilendirir. Yazarın “rolü” sınırlıdır, yaşam öyküsü de dahil buna. Kurmaca metinlerde çözülmesi en zor konulardan olan anlatıcı meselesi hakkında ilk romanınızda ne gibi problemlerle karşılaştınız?  

Anlatıcının kim olduğu meselesi beni zorlamadı çünkü Annemin Kasetleri tam olarak nerede -hangi şehirde, köyde, kasabada- olduğunu kesin olarak bilinemeyen ancak Anadolu’da geçtiğini anladığımız bir hikâye. Doğaüstü, mistik, masalsı yönleri olduğundan, eskiden köy meydanlarında, köy kahvelerinde toplaşan kalabalığa efsunlu hikâyeler anlatan bir destan anlatıcısının gözünden kaleme aldım. Hatta hikâyeyi anlatan kişiyi, hikâyenin geçtiği köyün en yaşlısı olarak, bir soba etrafında toplanan meraklı masal dinleyicilerine seslenen bir kişi gibi düşündüğümü söyleyebilirim. 

“Bu hikâye yüz yıl önce de yaşanmış olabilir, bugün Anadolu’nun bir mezrasında yaşanıyor da olabilir.”

Hikâyeler iç evrenimizin, kozmik yapımızın yansımaları olarak dünyayı daha katlanılır hale getiriyor bildiğiniz gibi… Efsane türünün, yüzyıllara yayılan ve söze dayanan birikiminden etkilerle ürettiğiniz etkileyici romanda fotoğrafların varlığı da dikkat çekici. Farklı türler arasında gidip gelmek ve karar vermek nasıl bir deneyim oldu sizin için?

Annemin Kasetleri her ne kadar efsanevî, mitolojik ögeler barındırıyor olsa da anlattığı hikâye, salt geçmişte yaşanan, geçmişe ait bir hikâye değil. Zamansız, tüm zamanlara ait bir coğrafyada kurgulanmasının sebebi de aslında karakterlerin- özellikle kadınların -karşılaştığı her şeyin, zaman ve mekân fark etmeksizin, adları sanları ne olursa olsun güncel ve çağdaş sorunlar olması. Her ne kadar hikâye geçmiş zamana aitmiş hissi verse de günümüze ait olduğunu okura düşündürmek için aile albümümden fotoğraflarla renklendirmeye çalıştım. Bundaki en büyük gayem, hikâyede, okurun günümüzde olmasına pek ihtimal vermediği bir olayı fotoğrafları gördükten sonra tekrar düşünmeye itmek; “Acaba?..” diye sormasını, gerçeklikle kurmaca arasında sürekli gidip gelmesini sağlamak.  Fotoğraflar hem hikâye sürerken merakın diri kalmasına hem de anlatılanın gerçeğe daha yakın, parodiden daha uzak olmasına yardım etti. Sonuçta kitabı bitiren okur, bunun yüz yıl önce yaşanmış bir hikâye olduğunu da düşünebilir, hâlâ Anadolu’nun bir mezrasında yaşanmaya devam ettiğini de.   

Roman karakterlerinin temel özellikleri hakkında neler söylemek istersiniz?  

Gerçeğin düşe, masalın hurafeye, iyiliğin kötülüğe, karanlığın aydınlığa karıştığı lanetli bir köyde, kendilerinden, geçmişlerinden ve günahlarından kaçan insanların, ne kadar derine gömseler de günün sonunda yüzleşmek zorunda kaldıkları kendi vicdanlarının hikâyesi Annemin Kasetleri

Devran Bey; sizce romanda, öyküde, şiirde döneme göre bazı konular, izlekler ön plana çıkıyor mu? 

Evet, elbette. Esasında bunun olmaması garip olur. Çünkü yazar yaşadığı döneme ve ülkeye, o dönemde ülkesinin ve dünyanın sosyoekonomik, psikolojik, siyasi ortamından bizzat yahut dolaylı olarak etkilendiği için ortaya çıkardığı eserde bunun etkilerini görmek mümkün. Millî Mücadele zamanındaki roman konuları, Büyük Buhran’daki roman konularından nasıl ki içerik olarak farklılık gösteriyorsa; günümüzde betonarme yapılar içerisine hapsolmuş, kalabalıklar arasında günden güne yalnızlığa itilen insanların olduğu bir toplumda yazar da muhakkak ki seçtiği konuları kendinin ve yaşadığı toplumun gerçekliğinden tamamen ayrı tutamaz. Annemin Kasetleri’ni yazarken içinde bulunduğum realiteden tamamen bağımı koparmadan kurmaca bir evren yaratmaya çalıştığımı söyleyebilirim.

Son olarak sizi etkileyen roman karakterlerini sormak istiyorum.

Aklıma gelenler:

–Yaşar Kemal’in İnce Memed’i

-Orhan Pamuk’un Yeni Hayat’ındaki Osman karakteri

-Tolstoy’un Anna Karenina’sı

-Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar’ından Yeraltı Adamı.

edebiyathaber.net (21 Temmuz 2023)

Yorum yapın