Derdi insan olan öyküler | Ahmet Kalkan

Aralık 1, 2023

Derdi insan olan öyküler | Ahmet Kalkan

Keyifli bir okumanın ardından, ürkek bir heyecanla arıyorum doğru kelimeleri. En doğrularını bulamayacak olabilirim, ancak çekici olmalı. Çünkü bu yazıyı okuyanlar, bu yazıdaki çekicilikten çok daha fazlasını o portakal çiçeği kokulu kitapta bulabileceğine emin olmalı. Üzerine ilave güzellemeler yapılamayacak kadar duru insan öyküleri ile dolu bu kitap. Benimki, bu güzelliği görmüş ve tatmış birinin heyecanla başkalarına da gösterme gayreti.

Eski Zaman Türküsü’ne “Yolculuğa hazır mısın?” diyerek başlıyor Cabir Özyıldız. Kitabın kapağı, yolculuk boyunca Akdeniz havası eseceğinin ipuçlarını veriyor. Aşina olanların çabucak “Adana burası” diyebileceği renkli kelimelerle bezenmiş satırlar. Benim gibi yeni tanışanlar ise meraklı adımlarla dalıyor sokaklara; gözden uzak kalan -daha doğrusu uzak kalsın diye gözlerin kapatıldığı sokaklara ve o sokaklardaki hayatlara. 

Çıkmaz gibi görünen sokakların, çıkışa hasret kahramanları doluşuyor hemen yamacımıza. Kaçıp kurtulabilenler de var satırlarda, onca gayrete ve çabaya rağmen döndürülemeyenler de yaşama. Yazar; hemen yanıbaşında olduğu, bildiği, dokunduğu  ve hissettiği belli olan o kördüğüm olmuş hayat hikayelerini titizlikle açıyor önümüze. Derdi insan olan bu öyküler yumağıyla, uzak kalmış renklerin gerçekliğini kelimelerinin doğallığıyla birleştirip yüreklerimizi saracak hırkalar örüyor. 

Oturup yazılmadığı her halinden belli öykülerin. Yaşarken yazılmış hepsi. Bir tercih sunulmadan yaşanmış ya da yanlış tercihlerle yaşanmak zorunda kalınmış hayatların yanında yazılmış. Toplumsal konuları elemeye tabi tutmadan, üzerini örtmeden ve gerçekliğini sorgulatmadan sade ve en doğal haliyle işliyor. Uyuşturucu bağımlılığı, cinsel kimlik, etnik köken, sınıf mücadelesi, yoksulluk gibi derin ve devamlı konuların röntgenini çekiyor kahramanlar üzerinden.

Üç öykünün tadı diğerlerine göre daha çok damakta kalıyor, yüreğe işliyor ve sarsıyor. Tutunamayan çocuklara adanmış “Sırttaki Maymun, Abdulkerim ve Diğerleri” ile uyuşturucu bataklığında yiten ve yitirilen hayatları, çaresizlikleri ve varıyla yoğuyla çare arayanları hep bir arada seriyor gözlerimizin önüne. 

“Naze”de yedi sayfaya sığdırılmış bir roman çıkıyor karşımıza adeta. “Sonuçta sokaklarda yaşayanlar olarak adsız ve kimsesizdik.” cümlesiyle özetlenmiş iki hayatın birbirine değdiği karanlığa tutuyor projektörü, sonra ayrılık gölgesine gömüyor. Yolun sonunda bir adı ve bir kimsesi olarak karşılaşıyorlar Kar’oğlan ve Naze.

Bir esnaf ya da bir alışveriş öyküsü gibi gelmesin başlığından, “Üç Beş Taksit”. Yoksullukla geçen bir ömrün sonuna denk gelen keşkelerin fayda etmediği bir gözyaşı öyküsü. Di’li geçmiş zamanın acılığıyla kurulmuş iki cümlede çaresiz bir isyanı ve faydasız bir pişmanlığı özetliyor: 

“Erken ya da geç, ölmeye ölecektim. Fakat ne kadar geç kalmış olsam da kendime düş, çocuklarıma masal, karıma ise bir ömür borçluydum.” 

Bu kitabın en güzel yanı ya da okunmaya değer kılan tarafı; yanı başımızda olan, ancak sesini duymadığımız sokaklardan yükselen türküler çığırması. Hepsi gerçek, hepsi sade, hepsi içli. Yöreye has lisanı, insana has duyarlılığı ile yazmış Cabir Özyıldız. Dile de yakışmış, gönüle de.

Ruhunuza iyi gelmesi dileğiyle.

edebiyathaber.net (1 Aralık 2023)

Yorum yapın