Masthead header

Demet Ekmekçioğlu: “Tarihi korumak için bilmek gerekiyor.”

Söyleşi: Mehmet Özçataloğlu

Demet Ekmekçioğlu ile Kırmızı Kedi Çocuk’tan çıkan “Gizemli Tarih Oyunu” dizisi üzerine konuştuk.

En başa dönelim istiyorum. Serüvenin en başına… Gizemli Tarih Oyunu’nu yazma fikri nasıl çıktı ortaya?

Çok severek arkeoloji okudum, kazılara katıldım ama ne yazık ki mesleğini yapamayan grupta yer aldım. 22 senedir yayınevlerinde çalışıyorum. Sürekli yazarlarla, kitaplarla iç içeyim. Sanırım dönüm noktam çocuk kitaplarını keşfetmek oldu. İçimde kalan arkeoloji sevgisini, bu konuda çocuk kitapları yazarak giderebileceğimi düşündüm. Çok sevdiğim çocuk kitabı yazarları da cesaret verince benim de yazma serüvenim başladı. 

Dizide sırasıyla Karain Mağarası, Göbeklitepe, Anadolu Medeniyetler Müzesi yer alıyor fonda. Buralar rastlantısal bir şekilde yer bulmadı sanırım. Nedir buraları seçmenizin nedeni?

Aslında hem kurgusal teknik, hem de duygusal sebeplerim var. Yazmaya başlarken bir oyun kurgusu içinde çocuklara, tarih çağlarını ve tarihi yerleri anlatmayı hedeflemiştim. Paleolitik dönem, Neolitik dönem, Tunç Çağı olarak ilerleyecektim. Teknik kurgu gereği taş çağından başlamam gerekiyordu. Türkiye’den taş çağına dair en net izleri aldığımız yer de Karain Mağarası. Burayı seçmemim duygusal sebebi de bu mağarada beş sene kazı yapmış olmam ve arkeolojiyi ilk orada keşfetmiş olmam. 

Göbeklitepe’yi seçmemin teknik sebebi Neolitik döneme dair izler sunuşu ve tarihin akışını değiştiren yer olarak Dünya çapında ses getirmesi. Duygusal sebebi de büyüleyici bir yer olması ve kültürel mirasımızın göz göre yok edilmesi. Göbeklitepe’deki kazılar sırasında bir heykelin kayboluşu üzerinden bu konuya dikkat çekmek istedim. Heykel nerede sorusu sadece hikâye içinde değil, kitap bittiğinde de sorulsun istedim.  Acı gerçeklikle karşılaşmalarını istedim.

Üçüncü kitap ise ana eksende Tunç Çağı’nı ve Hititler’i anlatıyor. Hititler’e ait birçok eser Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergileniyor. Burayı seçmemin teknik sebebi budur. Duygusal sebebim ise Ankara sevgim. Üniversiteyi Ankara’da okudum, uzun yıllar Ankara’da yaşadım. Müzede çok ders yaptık, orada çok anım var. Aynı zamanda bu önemli ve ödüllü müze bu sene 100. yaşını kutluyor. Benden de küçük bir hediye olsun istedim. 

Bilgisayar oyunu kurgusunu başarılı bulduğumu söylemek istiyorum. Günümüz çocuklarına doğru bir yaklaşım. Dizinin üçüncü kitapla birlikte sonlandığını okuyoruz. Oyunu güncellemek gerekirse… Yeni karakterler, yeni yerler… Coğrafyamız da buna müsait. Olabilir mi peki 4.0, 5.0, 6.0… ?

Kitabın kurgusu ve coğrafyamız serinin uzamasına çok müsait ama seriyi 3. kitapta bitirmek istedim. Tek bir kurgu üzerinden yazmaya devam etmek istemedim. Farklı şeyler de yazmak istiyorum. 

Tarihin koridorlarında yol alırken günümüze de koşup geliyoruz bir anda son kitapta. Sık sık tanık olduğumuz yenileme facialarını, değerbilmezlikleri konu edinmişsiniz satır aralarında. Öte yandan dünyanın dört bir yanında tarihin tüm canlılığı ile ayakta olduğunu görüyoruz hâlâ. Bu değerbilmezliğimizi tarihi alanları olduğu gibi korumamız gerektiğini nasıl fark ettireceğiz? Bu bilinç nasıl aşılanacak gelen kuşaklara?

Bu büyük bir sorun ve benim de büyük bir derdim. O nedenle sıkça dile getiriyor, kitaplarla buna dikkat çekmek istiyorum. Tarihi korumak için bilmek gerekiyor. Müzeleri, tarihi yerleri beraber ziyaret ederek, buraları onlara anlatarak bilinç oluşturmaya çalışacağız. Genç kuşaklar farklı kültürleri tanıdıkları zaman sahip oldukları kültürel değerleri ve yaşadıkları topraklarda var olan kültürel mirası korumaları gerektiğini öğrenirler. 

Üç kitabı da Deniz Avcıer resimlemiş. Bütünlük sağlaması açısından doğru buldum aynı çizerin devam etmesini. Yazar için de bir avantaj sanırım. Ne dersiniz bu konuda?

Kesinlikle. Seriye her kitapta yeni kahramanlar girse de ana kahramanlar değişmiyor. O nedenle tek çizerle ilerlenmesi bütünlük sağlıyor. Gizemli Tarih Oyunu benim ilk yazdığım, Deniz’in ilk çizdiği kitap oldu. İkimizin heyecanı ve enerjisi birleşti. 

Çocuk edebiyatının hem mutfağında hem vitrinindesiniz. Hangisi daha keyifli?

Yazmak daha keyifli. Çünkü kendi kurduğunuz dünyada yalnızsınız yazarken. Kontrol sizin elinizde, dilediğiniz gibi şekillendirebiliyorsunuz. İşin mutfağındaysa yıllardır severek çalışan biriyim. İnanılmaz keyifli bir işimiz var. Kitaplardan uzak kalmayı hayal bile edemiyorum. Ancak son zamanlarda sektörümüz ciddi sıkıntılara göğüs germek zorunda kalıyor. Türkiye’deki özelleştirmeyle kâğıt fabrikalarımız kapandı. Kâğıtta dışa bağımlı hale geldik.  Artan döviz kurunun yarattığı maliyetlerle kitap üretebilmek çok zorlaşmaya başladı. Üretebilsek bile kitap fiyatlarını sürekli yukarı çekmek, kitap üretim planlarını sürekli gözden geçirmek zorunda kalıyoruz. Can sıkıcı ve içinden çıkılması zor durumlar. Bu da çalışma tempomuzu, hevesimizi, keyfimizi olumsuz etkiliyor. 

Aslında bir önceki soru sondu ama onu yazarken aklıma geldi. Var mı masaüstünde yazılan yeni kitaplar? Farklı tür/konular düşünüyor musunuz?  

Var tabii ki. Farklı konular düşünüyorum ama arkeoloji, tarih pek peşimi bırakmıyor. Satırların arasına girip yerleşiyorlar. 

edebiyathaber.net (6 Aralık 2021)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r