
Bazen kurgular yerine gerçek hayat hikâyeleri yön verir hayatımıza. Bu tarz metinler çoğu kez okumalarımıza farklılık kazandırır; bakış açımızı genişletir. Yaşanmışlıklar; roman kurgusu içinde, anlatı sanatının sunduğu olanaklarla ifade edilip dönüştürüldüğünde ve onlara yazınsal tatlar kazandırıldığında, biz de okur olarak edebiyatın ve hayatın buluşma noktasında soluk almanın o muhteşem hazzını yaşarız.
Harmattan yaşanmış bir hayat hikâyesinin romanlaştırılması yoluyla okuyanların duyarlılığına, vicdanlarına seslenmeyi amaçlayan; özellikle yoksul ülkelerde yaşanan insanî dramlara, kadın ve kızların ezilmişliğine işaret ederek bu sorunlara çözümler arayan güçlü bir eser. Kitaplığımda bulup yıllar sonra yeniden okuduğum bu eserin okurda bıraktığı yoğun etkide, romanı titizlikle Türkçeye kazandıran Nuray Önoğlu’nun önemli payı var.
Harmattan; Sahra Çölü’nden Batı Afrika’ya doğru esen kuru ve tozlu rüzgârların, bir çöl fırtınasının adı. Harmattan’a, çölde yaşayan çaresiz insanların yoksulluk ve yoksunluklarla dolu hayatlarını oradan oraya savuran acımasız hayat rüzgârı da denilebilir. Böylece Harmattan, hem gerçek hem de metafor anlamıyla metinde yer alıyor; insan hayatlarının üzerinden ve sayfaların arasından “eserek”, romanda vurgulanan toplumsal gerçeğin ve kitabın adı oluyor.
Bir süre Batı Afrika’da öğretmenlik yapan İrlandalı görsel sanatçı-yazar Gavin Weston, Nijer’de tanık olduğu olaylardan esinlenerek yazdığı Harmattan’da, Nijer’in ücra bir köyünde yaşayan küçük kız Haoua’nın çilesini, yüreğe dokunan ayrıntılarla işleyerek, tüm yaşananları ilgi çekici bir roman kurgusu üzerinden ifade ediyor.
Zeki, çalışkan bir kız olan Haoua’nın; okumak, cahillikten kurtulmak için, abisi Abdelkrim’in de desteğiyle, köhne geleneklerin esiri olmuş babalarının şahsında temsil edilen otoriter bağnazlıkla mücadelesini okurken, özellikle genç kız ve kadınları ezen adaletsiz toplumsal baskının, yeryüzünde feodal yapının sürdüğü bütün toplumsal formasyonlar için geçerli olduğu sonucuna da ulaşıyoruz. Romanda olayların Nijer’de geçiyor olmasına rağmen, genç kız ve kadınların maruz kaldığı toplumsal baskı, şiddet, taciz, tecavüz, çocuk yaşta evlendirilme… gibi durum ve olguların ülkemiz gerçeklerine yakınlığı da dikkatimizi çekiyor; özellikle feodal kalıntıların yer aldığı bölgelerdeki köy ve kentlerde erkek şiddeti ve töreler altında ezilen kadınların, başlık parası için yaşlı erkeklere satılan küçücük kızların, eğitim hakkı elinden alınan genç kızların durumlarını düşündüğümüzde, ülkemizde yaşanan kimi olaylar ve insan gerçekleriyle karşılaşıyor gibi oluyoruz Harmattan’da.
Haoua, Nijer’deki kuş uçmaz kervan geçmez bir köyde ailesiyle yaşarken, Batılı sivil toplum kuruluşları ve yardım gönüllüleri aracılığıyla kendisine eğitim desteği veren İrlandalı bir aile ve ikiz kızlarıyla mektuplaşmaya başlar. Öğretmen olan bu aile ve ikiz kızları, Hauoa’ya mektupların yanında küçük armağanlar da gönderirler. Haoua, okuldaki öğretmeninden, eğitim programı danışmanından ve gönüllü bir hemşire olan iyi yürekli Matmazel Sushie’den büyük destek ve yardım görür. Babası Salim, eski kafalı ve tutucu bir adam olmasının yanında, çocuklarına sevgi göstermeyen, Haoua’nın annesine saygılı davranmayan, onu, birtakım düşmüş kadınlarla aldatan bencil bir adamdır. Salim’in, bu ilişkilerden taşıyıcı olarak aldığı AIDS, ne yazık ki ailenin üzerine kâbus gibi çöker; anne hastalanır ve giderek güçten düşmeye başlar. Bunun üzerine köyde adamın ikinci bir kadın alacağı söylentileri dolaşmaya başlar. Annesi başkentteki hastaneye götürülünce babası, Haoua’yı, kardeşlerine bakması ve evin işlerini görmesi için okuldan alır. Öğretmenin ve eğitim danışmanının Haoua’yı okula döndürme çabaları boşunadır; Salim onları evine bile yaklaştırmaz.
Haoua’nın abisi Abdelkrim, babasının bağnazlığı ve cehaletinden nefret eden, sürekli onunla mücadele eden genç bir adamdır. Maaşlı bir asker olan Abdelkrim, kardeşlerinin okumasını ve bilginin ışığına kavuşmasını ister. Bu amacı için yolladığı paraları babasının kumara ve kadınlara harcadığını öğrendiğinde ona tam anlamıyla cephe alır. Baba- oğul sık sık ve şiddetle tartışırlar.
Bu sırada Nijer, iç karışıklıklar içindedir; maaşlar, yükseköğrenim bursları ödenememektedir; ülkenin her yerinde, isyan eden insanların eylemleri vardır. Yakın bir gelecekte, ülke bir darbeye de tanık olacaktır. Abdelkrim maaş alamadığı için zor duruma düşer. Haoua da annesini ziyaret etmek amacıyla, güvenilmez bir adam olan Moussa ile birlikte yola çıkar. Ancak olaylar olumsuz yönde gelişir; Haoua’nın annesiyle ilgili kaygıları son noktadadır. Bir süre sonra bütün umudu ve dayanağı olan Abdelkrim’den de üzücü bir haber alır.
Harmattan rüzgârı, yoksul, güçsüz ve çaresiz insanların nahif yaşamlarını alt üst ederek savrulmalarına neden olmuştur. Son derece ilkel şartlarda, sefalet, hastalık, kirlilik, cahillik içinde yaşayan bu insanların tek dayanağı kaderciliktir. Her şeyi kader olarak gördükleri için ilerleme ve gelişme kaydedemeyen Müslüman bir toplumun bireyleri olarak var olmaya çabalarlar. Bu çabaları meyve vermez ne yazık ki. Feodal tutsaklık ağlarıyla dinsel bağnazlık zincirleri bir araya gelerek insana değer vermeyen, cinsiyetçi bir toplumsal yapılanma oluşturmuştur. Bu yapı içinde kadın ve kızlar, geleneksel otorite ve iktidarı elinde bulunduran erkekler tarafından sürekli aşağılanır ve engellenirler. Haoua okuldan koparılmış, annesini kaybetmiştir; babası başka bir kadın getirmiş, ev içi iktidar ilişkilerinde dengeler sarsılmış, Haoua evde bir hizmetçi durumuna indirgenmiştir.
Abdelkrim de olmayınca Haoua’nın umut ışığı iyice söner. Bir süre sonra da babasının başkentteki tüccar kuzeni Moussa ile baş göz edilir. Haoua sadece on iki yaşındadır; babası yaşındaki bu adamın üçüncü karısı olacaktır. Küçük kız, bir kâbusun içinden başka bir kâbusa sürüklendiğini fark eder ama çaresizdir. İğrenç ve kötü niyetli Moussa’nın yaptığı düğünden de nefret etmiştir. Eve geldikleri andan itibaren küçük kızın canını yakan, her fırsatta ona eziyet ve tecavüz eden Moussa’nın ve yaşlı, kısır bir kadın olan ilk karısı Doodie’nin şiddetine de katlanmak zordur Haoua için. Okumak, eğitim görmek, aydınlık ufuk çizgisinde yol almak hayallerindeki küçük kız, çöl fırtınasında yitip giden hayatlardan biri olmuştur. Bir süre sonra Haoua’nın Matmazel Sushie’ye ve İrlandalı öğretmene yazdığı iki mektubu okuduğumuzda olayların seyrinin aldığı dramatik boyutu daha yakından görürüz.
Harmattan’da roman tadı verilen gerçek yaşantıların bizzat Haoua’nın ağzından dillendirilmesi anlatılanların inandırıcılığını arttırıyor. Ayrıca bu anlatım yöntemiyle, siyahî insanları temsil eden küçük bir kızın kişiliğinde Afrika insanına özel bir değer kazandırılmış oluyor. Kitabın sayfaları boyunca bir filmin akıcılığı ve görselliğine tanık oluyoruz. Canlı diyaloglarla, ilginç betimleme anlatımlarıyla örülen Harmattan ilgiyle okunuyor. Timsahlarla dolu nehirler, ay ışığında yıldızların yeryüzüne döküldüğü çöl geceleri, toz bulutu içinde ilerlemeye çalışan, kuma saplanan araçlar… sancılı mekânların ve yaşamların hikâyeleri… ve yeşeren umutları çöle dönüşen Haoua’nın umarsız mücadelesi…
Uzak bir coğrafyada benzer toplumsal, geleneksel ve kültürel kodların yer aldığını fark eden okurlara ilginç bir okuma ve karşılaştırmalar yapma deneyimi sunan Harmattan, toplum- gerçek- edebiyat kavramlarını feminist ve insancıl bir duyarlılıkla işleyen; yaşananları sorgulayan, çözüm arayan ve hayatı dönüştüren bir “gerçekroman” ve bence, üzerinde durup düşünmeyi ve tartışmayı hak eden değerli kitaplardan biri.
* Gavin Weston, Harmattan, Nuray Önoğlu, Ayrıntı Yayınları, 2012.


















