Çiziyorsam Sebebi Var: Ege Karadayı |  Ayşe Yazar        

Ağustos 19, 2023

Çiziyorsam Sebebi Var: Ege Karadayı |  Ayşe Yazar        

Çizimle olan ilişkiniz ne zaman başladı?
Annemin söylemesine göre iki yaşında duvara balık çizerek başlamış. Kendimi bildim bileli çiziyorum. Ara ara asla çizmediğim; aylarca elime kalemi almadığım -hatta bir daha asla çizmeyeceğim dediğim- zamanlarım oldu/oluyor ama her seferinde yine bir şekilde kendimi deftere gömülmüşken buldum/buluyorum. Anladım ki birbirimizden kopamıyoruz; biraz aşk ve nefret ilişkisi yaşıyoruz. Günün sonunda delirmemek için çizdiğimi fark ettim ben de akışına bıraktım 🙂

Üniversitede grafik tasarım okudum. Fakülteye başladığım yıllarda çalışma hayatına da bir şekilde girdim. Gazete ve dergilere çizdim, ajanslara illüstrasyonlar yaptım. Ardından hayatıma çocuk kitapları girdi. Çok bilinçli bir hareket değildi aslına bakarsanız. Sanatta bozmaktan ve yıkımdan yana bir ifade dilini benimsiyorum; bunun aslında farklı bir versiyonu -bana göre- çocuk edebiyatında da mevcut. Her şeyin aşırı stilize edilmesi, sürreal ifadeler kullanılması ve bunların kalıpları yıkıyor olmasından ötürü uzaktan da olsa beğendiğim çizimleri olan kitapları topluyordum. Derken derken kendimi aktif olarak çocuk kitabı resimlerken buldum. Ama sadece çocuk kitapları yapmıyorum, bazen daha karanlık bazen daha comics çizgisi. Kısacası kalemden ne dökülmek istiyorsa dökülüyor ve ona karışmıyorum.

Çizer kitaba nasıl hazırlanır?

Bence en heyecanlı taraf editörden gelen o ilk telefon 🙂 Bana biraz üstümüzdeki ölü toprağını atmak gibi geliyor; yeni iş, yeni heyecan, yeni tecrübe vs vs. Her kitap yazarın ruhuyla beraber geliyor -bana göre-. Onun içinde, kelimelerinde hissedebiliyorsunuz duygularını. Bu yüzden de her gelen kitap aslında kendi çizim tarzı ve renk paletiyle geldiğini düşünüyorum. Metni ilk okuduğumda kafamda bi şeyler canlanır, çok uzun bir eskiz sürecim de olmaz. Sadece dikkat eksikliği yaşadığım için onu toparlayıp çizime dökme sürecim çoğu çizerin aksine daha zor oluyor. Metni okuduktan sonra bir süre onunla alakalı hiçbir şey yapmam; dışarıdan bakıldığında hiçbir şey yapmıyor gözükebilirim ama aslında beynimin içinde sadece o kitap dolanıyordur. Hatta abartmıyorum; kafamda tüm çizimler ve sayfa düzeni biter ondan sonra masa başına geçerim. Masa başına geçebilmek benim için çok zor bir şey aslına bakarsanız, sonra da dikkatimin toparlayamayacağım kadar dağılmamasını umarak işe başlarım 🙂

Genelde evden çok çıkmayan biri olarak evde çalışıyorum. Bazen çalışma masası, bazen yemek masası, bazen koltuk, uyumadan az daha çizeyim diyerek yatakta çizmişliğim de vardır. Uzun soluklu ve detaylı işlerde beynimi oyalamak adına Türk drama dizilerini takip etmeye başladım. Aşk-ı Memnu’dan tutun da Bin Bir Gece’ye kadar hahahah. Fonda dizi ses olarak akarken bitmek bilmeyen dramalara odaklanıp işe daha iyi devam edebiliyorum. Bazen de tam aksi, evde asla verimli çalışamadığımı fark edince bir kafeye gidip ücra bir masada gizlenerek çalışıyorum. Bir de iş benden çıkmadan asla rahat edemem. Ki verimli çalışamadığım günlerde bile uykularım kaçabiliyor bitmediği için. Keyifli değil daha çok krizli ilerliyor aslında bende süreç. Fakat bundan şikayetçi değilim, aşırı mükemmeliyetçi ve ‘önce benim içime sinecek’ duygusu bana bunu yaptırıyor. Beğenmediğim bir işin arkasında duramam neticede.

Çizimlerinizi yaparken yazar ya da editör ile nasıl diyaloglar gelişiyor aranızda?

Şansıma ben hep çok keyifli diyaloglar kurduğum, birçoğuyla güzel arkadaşlıklar yakaladığım editörlerle çalışma şansı yakaladım. Bu öyle bir süreç ki; kitap size geldiği andan itibaren editörünüz editör olmaktan çıkıyor anneniz, sevgiliniz, eşiniz, akrabanız falan oluyor teslim sürecine kadar. Çünkü çalışmalar devam ederken sürekli bir dirsek teması içerisindesiniz. Oldu mu olmadı mı, şurası şöyle mi böyle mi derken bir bakıyorsunuz en çok onunla iletişim kuruyorsunuz. Bu bence Editör için ciddi bir sabır sınavı.

Bazen hiç yüz yüze gelmiyorsunuz çünkü mailleşerek çözüyorsunuz. Editörler; benzetme yapmak gerekirse; binanın temeli, yazarlar binanın iskeleti, çizerlerse binanın görünüşüdür. Temel ne kadar sağlam olursa binayı o kadar iyi taşır, siz de çizer olarak onu albenili hale getirmiş olursunuz çünkü.
Genel olarak yazarlarla direkt temasa geçmiyoruz zaten. Editörler üzerinden iletişime geçiyoruz. Fakat sonrasında ben sıklıkla tanışmak istediğim için yazarlarımla iletişime geçiyorum. Çünkü bu hepimizin emeği. Sonrasında yazarlarla ayrı çalışmalar yapmak istesek bile yine bir editör aracılığıyla üçlü bir iletişim hattında kalıyoruz.

Sanatınızı/çizimlerinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?
Hayatın kendisi bence besleyici olan yegâne şey. Yaşınız ilerledikçe, tecrübeler arttıkça, beklentileriniz değiştikçe bunun sizin çizgilerinize yansımaması imkânsız. Çizdiğim kitaplarda ve kendime yaptığım çalışmalarda her birini derinden görebiliyorum. Hayatımın bu döneminde bunlar bunlar olurken ben böyle çiziyordum ve çizime bakışım böyleydi diyorum. Sanki biraz günlük tutmak gibi, tek farkı yazısız olması.


Bunların haricinde öyle çok sergiye gideyim, sanatsal şeyleri takip edeyim diyen biri değilim açıkçası. Elbette ki beğendiğim takipte olduğum sanatçılar vs var ama hani öyle sosyal sanat sevdalısı bir pozisyonum yok. Kendimi bir sanatçı olarak da tanımlamıyorum; sanatın çok yapıcı ve güzelliklerle dolu bir tarafı olduğunu da düşünmüyorum. Bu yüzden ‘sanatsal’ şeylere biraz mesafeliyim. Defter karalayan biri olarak görüyorum kendimi daha çok.
Ama sorunuza tek bir cevap vermem gerekirse ‘yaşıyorum’ 🙂

Bir kitabın rafta yerini alana kadar geçirdiği mutfak sürecini çizer cephesinden anlatır mısınız?

Ben bunu hep bir doğum sürecine benzetiyorum aslına bakarsanız. Yazar ve çizer anne/baba rolünde; editörse doktor rolünde. Grafikerler, tasarımcılar, matbaa çalışanları derken kadro büyüyor ve kocaman bir hastane kuruyorsunuz aslında. Tüm o süreç; o sıkı takip, ince elemeler, acabalar, yaşanılan gerginlikler ama sonunu düşününce mutlu olmalar, hayal kurmalar, fikir tartışmaları sizce de bir doğum süreci değil mi?

Matbaadan dumanı üstünde çıkıp avuçlarınıza geldiğinde yaşanılan hazzı anlatmak imkânsız. Bir süre oturup izliyorum kitabı. Kütüphaneye eklenene kadar masada koltukta falan geziyor. Garip ama güzel bir tatmin duygusu. Bir kitabın ardında tahmin ettiğinizden çok daha fazla gurur dolu bir emek var. O yüzden diyebiliriz ki kitap sadece bir kitap değildir. Aslında yaşamın ta kendisidir.

edebiyathaber.net (19 Ağustos 2023)

Yorum yapın