Masthead header

Çiziyorsam Sebebi Var: Belkıs Aksu Çelebi | Ayşe Yazar

Çizimle olan ilişkiniz ne zaman başladı?

5-6 yaşlarımdayken, büyükbabamı yağlı boya tablolar yaparken izlediğimi hatırlıyorum. O çalışırken bir yandan resim yapmakla ilgili konuşurduk. Fırça tutmayı O’ndan öğrendim. Diğer yandan babamın fotoğrafçılıkla ilgilenmesi ve ilgilendiği şey hakkında konuşmayı ve anlatmayı seviyor oluşu benim için büyük şanstı. Bu sayede ışık kullanımını ve kompozisyon oluşturmayı epey küçük yaşta babamın fotoğrafçılığa olan merakı sayesinde deneyimleme şansım oldu.  Babam aynı zamanda evimizin arka bahçesindeki atölyede mobilya yapardı.

O, eski mutfak dolaplarından kütüphane yaparken ben de O’nun yanında oyuncaklarım için minik mobilyalar yapardım. Annem de babam gibi tanıdığım en yaratıcı ve becerikli insanlardan biridir. Malzeme değerlendirmeyi de, renkleri bir arada kullanmayı da iyi bilir. Hem dikiş, hem nakışta teknik becerisi çok iyidir. Doğup büyüdüğüm ortam meraklı ve üretken olunca ben de kendimi ifade etmek için diğer birkaç yaratıcı alanın yanında çizimi de doğal olarak seçmiş oldum. Benimle birlikte iki kardeşim de mesleklerini yaratıcı alanlardan seçtiler.

İlkokulda sevdiğim çizgi film kahramanlarını çizer ve onlara yeni maceralar uydururdum. Orta okuldan itibaren (aslında eve bilgisayar alındıktan sonra) oynadığım oyunlarla ilgili çizmeye ve yine onlarla ilgili kendimce yeni hikayeler yazmayı severdim.

Lise yıllarımda arkadaşlarımın resim ödevlerini de yapardım, aynı kişi çizmiş gibi görünmesin diye de kendimce farklı tarzlar uydururdum.

Felsefe bölümünde okurken gerçekçi çizime merak salıp teknik çalışmaya başladım. Hala hayatımı çizer olarak sürdürmeyi planlamıyordum, hatta hep hayatımı yazarak sürdüreceğimi düşünürdüm (aslında biraz da o yüzden Felsefe okudum). Yaş aldıkça okuduğum ve üstünde düşündüğüm konular da genişledi ve kendimi ifade etme yolculuğumda yazma becerilerimdense çizme becerilerimi geliştirmem gerektiğini hissettim. Diğer yandan bilgisayar küçük yaştan beri hayatımda olan ve ‘’kurcalamayı’’ sevdiğim bir şey olduğu için çizim ve tasarımın teknolojik tarafı ilgimi çekmeye başlamıştı. Lisans eğitimim bitmeden grafik tasarım eğitimi de aldım. Reklamcılık bölümünde yüksek lisansa başladığımda bir yandan reklam ajansında grafik tasarımcı olarak çalışıyor, diğer yandan freelance olarak metin yazarlığı yapıyordum. Yazmaktan da pek vazgeçmiş değildim ama yazmak ikinci işimdi.

Reklamcılık alanı hem akademik hem sektörel olarak ilgimi çekiyordu ama her iki alanda ilerledikçe öğrendiklerimi kendi işimi kurmak ve sevdiğim şeyi yapmak konusunda kullanmamın bana daha yakın geldiğini fark ettim.

2015’te, gezdiğim yerlerde yaptığım çizimlerden oluşan ‘’urban sketches’’ koleksiyonum yavaş yavaş oluşmaya başlıyordu. Ajanstaki işimden istifa etmeden önce, illüstrasyonlarımın baskılarını alıp tasarım pazarlarında ve internette satmaya başlamıştım. Atölye düzenlemeye başladığım dönem de bu dönemdir. Bir süre her iki işimi bir arada yürütsem de 2017’de nihayet istifa edip, Üsküp’e taşınıp kendi şirketimi kurdum ve hayatımı çizim yaparak sürdürmeye başladım.

Başta yalnızca kendim için çizdiğim işler varken zamanla farklı sektörlerden ve ülkelerden firmalar için de çizmeye başladım. Kendi işimi kurduktan sonraki birkaç yıl içinde Avustralya’dan bir emlak şirketi için editöryel illüstrasyonlar da çizdim, İsveç ve Katar’dan çocuk giyim firmaları için kıyafetlere basılacak çizimler de yaptım, İzmir’deki şarap üreticileri için etiket ve yine editöryel çizimler de yaptım, İstanbul’daki reklam ajansları için editöryel çizimler de yaptım, Makedonya ve Türkiye’den yayınevleri için çocuk kitapları ve atlaslar da resimledim.

Bugünlerde üzerinde çalıştığım atlasın yanında, yazar bir arkadaşımla birlikte ilk grafik romanımız üzerinde çalışıyoruz. Dolayısıyla grafik roman türünün kendisiyle ilgili de araştırma ve okuma yapmaya çokça vakit ayırıyorum. Önümüzdeki birkaç aylık süreçte de Kudüs, Paris ve Türkiye üçgeninde geçecek olan, kimlik ve aidiyet konularını ele alan bir belgesel için çizimler yapacağım. Zaten üzerinde düşünmeyi sevdiğim bu iki konu başlığında daha fazla okuma yapmak için sabırsızlanıyorum. Diğer yandan 2017’den beri (pandeminin ilk birkaç ayı hariç) neredeyse kesintisiz şekilde devam eden illüstrasyon atölyeleri düzenlemeye devam ediyorum.

Çizer kitaba nasıl hazırlanır?

Atlas ve hikâye kitabı için süreçler epey farklı ilerler ama her ikisinde de editörlerimden ve yazardan gerekli bilgileri aldıktan sonra bir süre araştırma yapar ve bisikletime atlayıp gezerken üstüne uzun uzun düşünürüm. Düşünme ve not alma süreçlerini masa başında yapmaktansa kalabalıkta, şehrin içinde ve parkta yapmayı daha çok severim. Eskiz defterimi her zaman yanımda taşırım. Notlarımı bazen yazarak, bazen çizerek alırım.

Hikâye kitabı resimlemeye başlamadan önce bir yandan hikâyenin nerede ve kimler arasında geçtiği üzerinde çalışıp araştırma yapar, diğer taraftan araştırmadan öğrendiklerim şekillendikçe karakterler üzerinde çalışmaya başlarım. Çevreyi, mimari yapıları, kamusal alanları tasarlamak, sahnedeki figüranları kurgulamak ve detaylarda hikâyeyi desteklemek için konuya göre okumalar yapar, Google haritalarda mahalle mahalle gezinirim.

Evde Zürafa Bakımının Zorlukları kitabı için Berlin’i epey araştırmıştım. Hem turistik yerleri hem sıradan mahalleleri hem de klasik bir Berlin evlerinin iç tasarımı üzerinde epey not almıştım. Kitaptaki karakterlerin nasıl görünecekleri, nasıl giyinip nasıl davranacakları da mekân araştırması yaparken yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı. Çünkü karakter tasarlarken nerede yaşadığını, günlük rutinini, huylarını, yapmayı sevdiği ve sevmediği şeyleri, sevdiği renkleri ve bunun gibi bir sürü detayı daha öğrenmeniz ve kurgulamanız gerekiyor.

Yok Satıcısı kitabı küçük bir kasabada geçiyordu ve farklı açılardan göreceğimiz yeni bir mahalle tasarlamam gerekiyordu. Araştırma sürecim bir önceki kitapla benzerdi ama burada karşılaştığım bir güçlük vardı. Günümüzde AVM’lerin küçük Avrupa kasabaları görünümü almaya başlaması benim için biraz zorlayıcı oldu. Detaylarla üstesinden gelmem biraz vaktimi almıştı.

Соништата на Татко ми (Soniştata na Tatko Mi) / Babamın Rüyaları kitabının kapağını resimlerken ilk kez rüya sahnesi kurgulamıştım. İlk kez çizimler değil renkler üzerinden ilerledim. Hikâyenin ve rüyanın renklerini okuma ve araştırma sonucunda belirleyip sahneyi kurguladıktan sonra detayları eklemiştim.

Начин на Љубење (Naçin na Lyubenye) / Sevmenin Yolu kitabında bulunan 5 hikâyenin her biri için birer çizim ve bir de kapak çizimi yaptım. Farklı bir dilde -üstelik çeviri- olan bu hikayeler için çizim yapmadan önce kültürler arası araştırma ve okuma yapmam gerekmişti. Benim için epey öğretici olmuştu.

Güzel Ülke Atlası için Türkiye’nin görülmesi gereken 52 yerini çizdim. Her bir çizim için hem mekanla hem de kültürle ilgili okumalar yaptım. Editörümden gelen çizim yönergeleri şahane olduğu için işim epey rahattı aslında, bana sadece işin zevkli olan ‘’ben ne ekleyebilirim’’ araştırması kalmıştı.

Aynı editörle ikini atlasımız üzerinde çalışıyoruz ama bu sefer mekân Türkiye değil, dünyanın öbür ucu. Editörüm her bir çizim için hem harika çizim yönergeleri hem de harika okuma ve izleme önerileri gönderiyor. Ben de yakın olduğum bir konu olduğunda naçizane eklemeler yapmayı seviyorum. Örneğin çingeneler hakkındaki illüstrasyon için çok sevdiğim bir belgesel olan ‘’When the Road Bends… Tales of a Gypsy Caravan’’ı tekrar izledim. Çizim için hem sahne kurgulamamda hem ekleyeceğim karakterlerin kültürel detaylarında epey yardımcı oldu.

Çizimlerinizi yaparken yazar ya da editör ile nasıl diyaloglar gelişiyor aranızda?

Her yayınevinin farklı çalışma biçimi olduğu için süreç farklı ilerleyebiliyor ama genelde çizim yönergeleri üzerine konuşurken birlikte çalıştığımız insanlarla da muhabbet edip birbirimizi tanımaya ve birbirimize ısınmaya başlıyoruz. Birbirimizi tanıdıkça da editör ve yazar benim sahneye hangi alanlarda ve nasıl katkı sunabileceğimi fark ediyor ya da keşfediyor, ben de birlikte çalıştıkça daha rahat hissetmeye ve dolayısıyla daha rahat üretmeye başlıyorum.

Heyecanımı pek saklayan biri değilim, genelde ilk eskizleri gönderirken neyi neden çizdiğimin yanında ne kadar heyecanlı olduğumu da açıkça belirtmeyi severim. Editör ve yazar da heyecana ortak olur ve bol muhabbetli ve eğlenceli bir süreç geçiririz. Aslında yalnızca yayınevleriyle değil, ajanslar ve farklı sektörden firmalarla çalışırken de süreç böyle heyecanlı ve eğlenceli ilerler.

Yayınevleri genelde çizerle çalışma tecrübesi en fazla olan firmalardır, o yüzden yayınevleriyle çalışmak biraz daha rahattır. İlk kez bir çizerle çalışacak olan bir ajans ya da firmayla çalışmadan önce de çalışma biçimimden açık bir şekilde bahsetmeyi ve birlikte çalışacağım kişiyi rahatlatmayı severim. Çünkü ancak birlikte rahatça çalışırsak ortaya çıkacak iş amacına uygun ve iyi bir iş olur.

Sanatınızı/çizimlerinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?

Tekniğimi geliştirmek için uzun yıllar çalıştım. Çünkü üretirken oyun oynuyormuşum gibi hissetmeyi severim ve tekniği veya kuralları iyi bilmenin de oyunu geliştirip güzelleştireceğine inanırım. Kurallarını iyi bildiğim bir oyunda kuralları bozup yeniden yapılandırmaktan keyif alırım.

Çizim tekniğimin, üretmek istediklerim için yeterince iyi olduğunu hissettiğim zaman yalnızca tekniğimin iyi olmasının kendimi çizerek ifade etmem için yeterli gelmeyeceğini fark ettim. Bu noktada okumayı en iyi bildiğim ve en çok sevdiğim alan yani felsefe imdadıma yetişti. Bakış açımı genişletmek için okumalar yapmayı hep severdim ama artık bu okumalar kendimi çizerek ifade etmemin besleyici bir tarafı haline geldi. Bunun da ürettiklerime olan katkısını yadsıyamam. Örneğin resimlediğim kalabalık sahnelerde klişelere kaçmamak ve kimseyi gücendirmemek için çaba sarf ederim. Çizimimle vermek istediğim mesajın berrak olmasına dikkat ederim ama diğer yandan bakan kişiye kendi hikayelerini oluşturma fırsatı sunmayı da severim. Tüm bunları yapma biçimimin değişip gelişmesini de büyük ölçüde yaptığım okumalara borçluyum.

Doğayla uyum içinde nasıl yaşayabileceğim, günlük hayatımı nasıl ilham kaynağı haline getirebileceğim, sanatsal üretim çeşitleri ve sanatsal üretimin sürdürülebilirliği, mekanın ve kalabalığın davranışlarımıza etkisi, diğer canlılarla nasıl etik bir ilişki kurulabileceği konuları hakkında okuyup düşünmeyi ve üretmeyi severim. Bu yüzden genelde doğa, mekan, sanatsal üretim ve ahlak konularında felsefi okumalar yaparım. Bugünlerde Fatmagül Berktay’ın Düşünme Etiği’ni okuyorum. Öncesinde okuduğum birkaç kitap Marc Auge’nin Yaşsız Zaman’ı, Will Gompertz’in Sanatçı Gibi Düşün’ü ve Nilüfer E. Güngörmüş’ün Sanatçının Kendine Yolculuğu idi. Okuma listemde sırada Feride Çiçekoğlu’nun Vesikalı Şehir’i ve sevgili hocam Taylan Altuğ’un Son Bakışta Sanat’ı var.

Bir kitabın rafta yerini alana kadar geçirdiği mutfak sürecini çizer cephesinden anlatır mısınız?

Kitabın resimleme macerası, editörden gelen çizim yönergeleriyle başlar. Çalıştığım bazı editörlerin çizim yönergeleri o kadar iyidir ki hem okurken sahneler gözümde canlanır hem de çizer olarak o sahneleri istediğim gibi şekillendirmeme olanak verildiğini hissederim. Bu gibi durumlarda çizim yönergelerini yeterince okuyup üzerlerinde notlar alırım. Katkı sunabileceğim alanları ve araştırma yapmam gerektiğini düşündüğüm alanları belirleyip editörümle paylaşırım.

Kötü çizim yönergesi ise metinde yazanı tekrarlar, okuyucunun zekasını hesaba katmadan her şeyi hazır sunmaya çalışır. Fakat çizer olarak bunu yapmamam gerektiğini düşünürüm. Çünkü çizimlerimle hem hikâyeyi desteklemek hem de okuyucuyu kurduğum bu yeni görsel evrene davet edip farklı bakış açılarının da olabileceğini göstermeyi severim. Bu yüzden bazı durumlarda çizim yönergelerine haddimden fazla müdahale ettiğim de olmuştur.

Çizim yönergeleri üzerinde hemfikir olduktan sonra kitabın türüne göre storyboard hazırlar ya da eskiz çizmeye geçerim. Burada türüne göre ayrım yapmam gerekiyor çünkü atlas resimlemekle hikâye kitabı resimleme süreçleri arasında epey fark oluyor.

Atlas resimlerken konuya ve yaş grubuna göre renk paletimi hazırlarım. Atlas için renk paleti hazırlamak, hikâye kitabı için renk paleti hazırlamaktan daha meşakkatli ve detaylıdır çünkü ortada ortak bir konu ve tema olsa da resimlenen sahneler ve kültürel detaylar birbirlerinden çok farklı olabilir. Örneğin Güzel Ülke Atlası için Türkiye’nin 52 yerini resimlemiştim. Tahmin edersiniz ki mevsim, kültürel özellikler, mimari yapılar yani genel olarak oluşturacağım sahnelerin detayları birbirinden epey farklıydı.

Atlas resimlerken genelde kalabalık sahneler resimlediğim için bazı durumlarda editörüme önce kaba eskiz gönderip yerleşimi nasıl kurguladığımdan bahsederim. Sahne kurgulama konusunda hemfikir olduktan sonra detaylı çizim aşamasına geçerim.

Hikâye kitabı resimlerken önce storyboard oluşturup genel sahne planlarımı hazırlarım. Sahnelerin kaba eskizlerini oluşturduktan sonra editörümle paylaşırım. Bu aşamada kitabın karakterleri ve renk paleti üzerinde de çalışmış olurum. Tüm bunlar üzerinde editörümle hemfikir olduktan sonra detaylı çizim aşamasına geçerim.

Her iki durumda detaylı çizim aşamasında çizimlerin son halleri çıkmış olur. Bu aşamada minik bir iki revize dışında sahnelerde pek bir değişiklik yapmama da gerek kalmaz ve renklendirmeye geçerim.

Çizimleri teslim ettikten sonra yayınevinden kitabın baskıya gitmeden önceki son halini benimle de paylaşmasını rica ederim. Bitmiş kitapta çizimlerin nasıl durduğunu kontrol eder, bazen kendi kendime revizeler veririm.

Sırada işin en eğlenceli taraflarından biri var; basılmış kitabı eline almak!

edebiyathaber.net (23 Temmuz 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r