Masthead header

Kutluşad Seferoğlu: “Kurmacayı sığınacak bir ülke olarak görüyorum”

Söyleşi: Celil Yusuf

Kutluşad Seferoğlu  ile Dorlion Yayınları etiketiyle okurla buluşan yeni şiir kitabı “günöte” hakkında konuştuk.

Kutluşad Bey, son şiir kitabınız “günöte” Dorlion Yayınları etiketiyle okurla buluştu. Kurmaca türlerle olan ilişkiniz, yazma serüveniniz ve yeni şiir kitabınızın ortaya çıkış sürecini sizden dinleyelim.

Kurmacayı sığınacak bir ülke olarak görüyorum. Roman, öykü, şiir; tüm kurmaca türleri, hayatın sıkıcılığından ve sıradanlığından sıyrılıp olası başka bir aleme geçiş kapısı… O alem, geçmişin ve şimdinin en hayalbaz ve akıllı insanlarıyla buluşma noktası benim için. Olmuş, olan ve olacak olanın kurgu yoluyla yeniden yapılandırılması cezbediyor. Bu minvalde küçük yaşlarda kurmaca okuru olarak başlayan serüvenim yirmili yaşlarımın başında yazmaya evrildi. İlk kitabım Günberi bu sürecin ilk ürünüydü. İkinci kitabım olan Günöte bu ilk kitaptan beş yıl sonra yayımlandı. Bu beş yılda okumayla sürekli ilişkimi devam ettirdim. Düşündüm, düşledim, gezdim, anlamaya çabaladım. Bu çabamın duraklarını ise yazdığım şiirlerle anlamlandırmayı denedim. Günöte’deki şiirler bu sürecin verimleri.  

Okuma-yazma deneyimleri, işçilik ve gözlem gücünden hareketle şiirlerinizin taslaklarını nasıl oluşturuyorsunuz? Elinizdeki malzemeyi kurgu için yeniden üretip dönüştürürken nasıl bir süreç işliyor?

Bir imge veya bir dize düşüyor evvela aklıma. Ya da belirli bir hissin süreklileşmesiyle şiir söylüyorum. Bu sizin de sorunuzda belirttiğiniz gibi okuma ve gözlemin bir sonucu. Hepsinden de çok dünyayı algılama biçimimin bir dışavurumu. Bu ilk imgenin ya da dizenin üzerine bina ediyorum tüm şiiri. Bazen bir oturuşta yazıp ya da söyleyip bitiriyorum şiiri. Ya da “Kınık Kızı” şiirinde olduğu gibi dize dize ve gün gün üzerinde çalışarak…

Aşk, ölüm, doğa, bireysel yabancılaşma, geçmiş, özlem ve bellek şiirlerinizde belirgin izlekler. Sizce şiirde döneme göre bazı konular ve temalar ön plana çıkıyor mu?

Döneme göre bazı konular ve temalar ön plana çıkmakla beraber her dönemde şiirin olmazsa olmazı aşk bence. Konusu olmasa bile tetikleyicisi aşk. Öte yandan bireysel yabancılaşmayı ele alırsak yüzlerce yıllık bir insan dönüşümü ve değişimi söz konusu. Bu dönüşüm ve değişim insanı yabancılaşmaya mecbur kılan bir süreç. Sanayileşme ve üretim bandına eklemlenmeyle birlikte bir makinenin uzantısına dönüşen insan yabancılaşıyor. Bazı dönemlerde bu yabancılaşma hem bireysel hem toplumsal düzeyde hız kazanıyor. Bu dönemlerde şiirde daha yoğun olarak kullanılır oluyor yabancılaşma teması. Velhasıl, var olduğumuz sürece aşk, ölüm, özlem gibi konular her dönemde şiire içkin olacaktır, yabancılaşma gibi temalarsa dönemin ruhuna göre şairlerin dillerinde daha sık ya da daha az yer alacaktır.

Şiirlerinizin başlıkları çoklukla tek sözcükten oluşuyor, yalın ve özlü şiirler izlenimi yaratıyor. Ancak şiirler okunduğunda durum değişiyor. Günlük konuşma dilinden hareketle yeni sözcük ve sözcük grubu arayışlarından hareketle anlam tesadüflere ve hatta bazen tek bir sözcüğe bile indirgenebiliyor. Hikâye çok sınırlı, ritim birkaç şiir dışında yok. Şiirlerinizin dil ve anlatımı hakkında neler söylemek istersiniz?

Sözcükler bazı anlamlara yetmiyor. Anlaşılanı anlatmak ya da anlaşılmak için sözcük keşfine ihtiyaç duyuyorum. Bir sözcük var ve gönüle düşeni dile düşürecek. O sözcüğü arıyorum. Söz dizimini değiştiriyor ya da yeni bir sözcük icat etmeye çalışıyorum. Bir hikaye anlatmak derdinde değilim. Duyurmak ya da hissettirmek amacıyla bir örüntü kurmaya çalışıyorum. Bunun için anlam, ses ve ritim öğelerini bilinçli olarak bozuyorum. Bir önceki soruya atıfla devam edecek olursam; mevcut dönemde anlam da ses de ritim de işlevini yitirdi. Zaman tüm bunları yıkıp geçti. Yönümüzü bulmaya çabalarken tutunacak bir anlamdan yoksun kaldık. Ben de anlamsız bırakılmış bu çağda kendimden kendime gelebilmek için dille oynuyorum.

Çok güçlü bir şiir geleneğimiz var, çok güçlü özerk bir modern şiirimiz- İkinci Yeni- var ve milenyum sonrası merkeze yerleşen çağdaş, deneysel görsel şiirimiz var. Bütün bunlardan hareketle sizin şiiriniz nerede duruyor, etkilenme endişesi yaşıyor musunuz?

Etkilenme endişesi yaşamıyorum. Okuduklarımın ve yaşadıklarımın beni etkileyegeldiğini biliyorum. Okumaya ve yaşamaya devam ettikçe bundan kaçınmak mümkün değil. Gelgelelim, kendi sesimi bulduğumu düşünüyorum. Şiirimin nerede durduğunu ise yazılacak öteki şiirler ve okur belirleyecektir. Ben bunları düşünmeden, içimden geldiği ve gönlüme düştüğü gibi yazmaya devam etmek istiyorum.

Günümüzde şiir kitapları, şiir dergileri ve şiir üzerine üretimler yapan dijital mecralar hakkında neler söylemek istersiniz?

Şiir adına atılan her adım çok kıymetli. Has şiiri bulmak içinse yüzlerce yayının arasında el yordamıyla ilerlemek gerekiyor. Bu süreci kolaylaştırmak için şiir okuru ya da şair, edebiyatımızın amiral gemilerini takip edebilir. Elbette görece az bilinen diğer özgün ve nitelikli yayınları da takip etmek önemli.

Son dönemde neler okudunuz? Önümüzdeki dönem için yeni üretimleriniz var mı?

Sön dönemde Ernest Hemingway’in Güneş de Doğar romanını, Jean Echenoz’un Jerome Lindon anlatısını, Füruğ Ferruhzad’ın şiirlerini ve Cemil Kavukçu’nun Düşkaçıran adlı öykü kitabını okudum. Şiir yazmaya devam ediyorum. Öte yandan bir roman hazırlığındayım.

edebiyathaber.net (21 Mayıs 2022)

E-posta adresiniz yayınlanmaz ve paylaşılmaz. Gerekli alanlar yıldız ile gösterilmiştir *

*

*

Ç o k   O k u n a n l a r