
Tomris Uyar’ın yayımlanmış ilk öyküsü 1965’te Türk Dili’nde yer alan “Kristin” isimli öyküdür. Çeviri alanında pek çok çalışması olan yazar kurmaca türünde sadece öykü dalında eserler vermiştir. Uyar’ın öyküleri Varlık, Yeni Dergi, Milliyet Sanat, Papirüs, Adam Öykü ve Dost gibi dergilerde yayımlanmıştır. Yazarın on bir öykü kitabı vardır. Kitaplarındaki öyküleri, kısa öykü türündedir ve yazar bu türün önemli temsilcilerinden biridir.
Tomris Uyar hakkında yapılan tüm akademik çalışmaların tematik literatür haritasına bakıldığında bu çalışmaların yazarın günceleri, çevirileri, yazar kimliği, eserlerinde feminist eleştiri ve toplumsal cinsiyet rolleri, genel öykücülük incelemeleri, eserlerine psikanaliz yaklaşım, metinlerarasılık ve eserlerinin söz varlığı incelemelerine odaklandığı görülmüştür. Tomris Uyar, Türkiye’nin özellikle 1960’lı yıllardan 2000’li yıllara kadar geçirdiği derin sosyosiyasal, sosyoekonomik değişim ve dönüşümlere şahitlik etmiş bir yazarıdır. Bu açıdan bu yazıda, yazarın öykülerindeki sosyal meselelere odaklanılmıştır. Ayrıca yazıda, derin toplumsal kırılmalara şahitlik etmiş bir öykücünün eserlerinde sosyal meseleleri nasıl ve ne sıklıkla ele aldığı konusunu da irdelemiştir.
Tomris Uyar’ı 1950 Kuşağı öykücülüğünün bir uzantısı ve dönüştürücüsü olarak görmek mümkündür. Uyar, 1950 Kuşağı’ndan etkilenmesinin, bu kuşakla aynı zamanda yazmasının ötesinde 1970’lere gelindiğinde kendi kuşağının (1970 Kuşağı’nın) öykücüsü olmuştur. 1950 Kuşağı’nın birey merkezli, modern anlatım tekniklerini benimsemiş, ancak kadın bakış açısı ve ilişkilerdeki psikolojik çözümlemeleriyle bu kuşaktan ayrışmıştır. 1950 Kuşağı yazarlarıyla aynı modernist çizgide yer alırken, daha incelikli, çağrışımsal ve bireysel dünyaya yönelen bir anlatım geliştirmiştir. Tomris Uyar, 1950 Kuşağı’nın bireyi merkeze alan anlatımını sürdüren, ancak kadın karakterlere odaklanarak ve gündelik hayatın derinliğini keşfederek kendine özgü yer edinen bir yazar olmuştur. Tomris Uyar, Sait Faik çizgisini az veya çok sürdüren yazarlardandır. Sosyopsikolojik öykü Uyar’la en zengin örneklerine kavuşmuştur (Mert, 2000, s. 116). Yazar; Bilge Karasu ve Nezihe Meriç gibi yazarlarla ortak bir anlatım geleneğine sahip olup bu geleneği kendine özgü bir şekilde geliştirmiştir.
1970’li yıllarda, Uyar, Türk öykücülüğünde belirgin bir yer edinir. Klasik öykü düşüncesinden sıyrılan yazar, öyküde yeni biçimsel denemelerde bulunur ve lirik bir dil tercih eder. Selim İleri, Uyar’ın öykücülüğünü 1981 (Yaz Düşleri Düş Kışları) öncesi ve sonrası öyküler olarak iki döneme ayırır (İleri, 1975). Dilde şiirselliğin, temada aile ve evliliğin ağır bastığı ilk dönemden sonra dilde konuşma dilinin temada dostluk, iletişimsizlik ve evlilik konularının ağır bastığı ikinci dönem öyküleri gelir. Uyar, eserlerinde çoğunlukla orta sınıf, şehirli ve eğitimli insanlara yer verir (Kırman, 2019, s. 26).

Tomris Uyar, birinci dönem öykücülüğünde (1970’ler) modernist ve günlük hayata odaklanan anlatıma sahiptir. Yazar, günlük hayatın sıradan olaylarına odaklanır. Uyar, öykülerinde küçük detaylardan yola çıkarak derin anlamlar üretip bireyin iç dünyasını işler. Uyar’ın bu dönem öykülülerinde psikolojik çözümlemeler ön plandadır. Yazarın bu döneme ait eserlerinde daha sade ve somut bir anlatımı vardır. Kent yaşamı, bireyin yalnızlığı, kadın-erkek ilişkileri, hayal kırıklıkları gibi temalar bu dönem eserlerinde öne çıkar. Uyar bu dönem öykülerinde toplumsal olaylara doğrudan değinmez, ancak bu olayların bireyin üzerindeki etkilerini yansıtır. Yazarın birinci dönem öyküleri Sait Faik ve 1950 Kuşağı öykücülerinin etkisini taşır.
Uyar, ikinci dönem öykülerindeyse (1980’ler ve sonrası) daha deneysel ve derinlikli anlatıma sahiptir. Yazar, bu dönem öykülerinde iç monolog ve bilinç akışı gibi modernist anlatım tekniklerini daha çok tercih etmiştir. Uyar’ın ikinci dönem eserlerinde zaman ve mekân algısı kırılır, daha soyut anlatılar görülür. Bireyin iç dünyası ve toplumsal olayların birey üzerindeki etkileri ilk dönem öykülerine nazaran daha belirginleşir. Yazarın eserlerinde kadın karakterlerin psikolojisi, yalnızlık, melankoli ve modern hayatın insan üzerindeki etkileri daha derinlikli ele alınır. Bazı öykülerinde (“Güneşli Bir Gün”, “Düş Kırıcı…”) masalsı ve mitolojik unsurlar da kullanmaya başlar. Uyar’ın anlatımı ikinci dönem eserlerinde daha yoğun, çağrışımsal ve katmanlı hale gelir. Uyar, bu dönemde Ferit Edgü ve Bilge Karasu gibi yazarlarla benzer bir modernist çizgiye yaklaşır.
Uyar’ın öykülerinin arka planı döneminin siyasal ve sosyal değişimlerinin insan üzerindeki etkisidir. Bu toplumsal değişim ve dönüşüm zemininde; kimlik sorunsalı yaşayan, otoriter baskılara maruz kalan, yozlaşan ortamın içinde değerlerini kaybeden insan, ekonomik açıdan da zorluklar içindedir. Bu açıdan Uyar’ın kişileri hem sosyal hayatta hem de ekonomik denklemde sıkışan ve bunalan insanlar olarak dikkat çeker (Kadızade, 2021, s. 50). Tomris Uyar öykülerine, yaşadığı dönemin sosyal problemlerini yansıtmıştır. Onun öykülerinde metropol kentin kaotik havasında nefes almakta zorlanan insanların duygu çelişkileri, köy-kent yaşamının karmaşıklığı, geleneksele sıkışan aile kurumu, günlük hayattaki ekonomik çıkmazlar belirgin izleklerdir (Sevgi, 2023, s. 52). Tomris Uyar’ın öyküleri bireysel psikolojiyi temel alıyor gibi görünse de aslında bireyin toplum içindeki yerine dair çok katmanlı bir sorgulama içermektedir. Kadının toplum içindeki yeri, kent yaşamında bireyin toplumla olan iletişimsizliği, aile, sosyal yozlaşma gibi temalar Uyar’ın öykülerinde titiz bir dille işlenmiştir. Onun öykücülüğü toplumsal duyarlılığı estetikle buluşturan özgün bir çizgi taşımaktadır.
Tomris Uyar’ın sosyal meseleleri ele alma biçimi, dönemindeki yazarlarla hem benzeşen hem de radikal şekilde ayrışan özellikler taşır. Uyar, önceleri Sait Faik’in “sıradan insan” temasını benimser. İpek ve Bakır‘daki yoksul karakterler, simit toplayan çocuklar veya ev içinde sıkışmış kadınlar, tıpkı Faik’in balıkçıları gibi “görünmez” kesimlerin hayatını edebiyata taşır. Ancak Uyar, Faik’in romantik bakışını reddederek bu hayatların içindeki “şiddet” ve “umutsuzluğu” çıplaklıkla sunar.
Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm‘deki büyülü gerçekçilikle Anadolu yoksulluğunu anlatması gibi, Uyar da Gecegezen Kızlar‘da masal motifleriyle kent yoksulluğunu metaforize eder. Örneğin “Düşkırıcı” öyküsündeki Pinokyo karakteri, ahşap yüreğindeki “soğuk” ile kentsel yabancılaşmayı sembolize eder. Kent yoksulluğu ve yabancılaşması her iki yazarın eserlerinde belirgin izleklerdir.
Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’daki “entelijansiya eleştirisi”, Uyar’ın Yaza Yolculuk‘taki “Ortadoğu savaşlarını görmezden gelen tatilci kadın” karakterinde yankılanır. Her ikisi yazar da burjuva aydınının toplumsal sorumluluktan kaçışını ironiyle teşhir eder. Bu açıdan Uyar ve Atay’da ironi, özellikle aydın eleştirisi bağlamında, yalnızca bir anlatım özelliği değil; toplumsal gerçeklikleri görünür kılan ince bir eleştiri aracı olarak kullanılır.
Orhan Kemal veya Yaşar Kemal’in doğrudan sosyal gerçekçiliğinin aksine, Uyar toplumsal çelişkileri “trajikomik” dil ile aktarır. Gecegezen Kızlar‘daki “Sue Ellen ile Recep” öyküsünde, ayrılık sahnesindeki “Sue Ellen! Patiklerini unuttun!” repliği, sınıfsal uçurumu bir nesne üzerinden vurur. Bu yaklaşım, Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti‘ndeki keskin ironiyi andırır ancak daha minimaldir.
Tomris Uyar, Latin Amerika edebiyatından (Cortazar çevirileri) etkilenerek geliştirdiği teknikle, gerçek sosyal meseleleri masal deformasyonuyla anlatır. Gecegezen Kızlar‘da Pamuk Prenses’in gecekonduya hapsolması veya Kırmızı Başlıklı Kız’ın cinsel tacizle yüzleşmesi, evrensel masalları yerel toplumsal çatışmalara dönüştürür. Bu, döneminde Türk öykücülüğünde nadir görülen bir yeniliktir.
Son olarak Tomris Uyar’ın “dönemsel evriminde”ki farklılaşmaya değinmek faydalı olacaktır. Uyar; 1970’lerde Sait Faik etkisindeki durum öyküleriyle (Ödeşmeler), dönemin diğer toplumcu gerçekçileri (Fakir Baykurt) ile paraleldir. 1980 Sonrasında yazar Gecegezen Kızlar‘daki postmodern tekniklerle (masal parçalama, üstkurmaca), Bilge Karasu veya Oğuz Atay ile benzer yenilikçi damarı temsil eder. 1990’larda ise Uyar, Otuzların Kadını‘ndaki psikanalitik derinlikle, artık toplumsalı bireyin iç hesaplaşması üzerinden okur; böylece Pınar Kür’ün feminist iç monologlarına yaklaşır.
Sosyal Yozlaşmaya Karşı Dostluklara Sığınma
Tablo 1
Tomris Uyar’ın Öykülerinde Sosyal Temalar
| Tema | F |
| Bürokrasi | 4 |
| Dostluk | 26 |
| Evlilik | 25 |
| Göç | 13 |
| İletişimsizlik | 24 |
| İntihar | 7 |
| Kadın | 15 |
| Sanat | 4 |
| Yozlaşma | 11 |
| Toplam | 128 |
Tablo 1 incelendiğinde Tomris Uyar’ın öykülerinde işlediği sosyal içerikli temalarda en çok (26) dostluk teması öne çıkmaktadır. Daha sonra Uyar’ın öykülerinde en çok işlenen sosyal temaların sırasıyla; evlilik (25), iletişimsizlik (24), kadın (15), göç (13), yozlaşma (11), intihar (7), sanat (4) ve bürokrasi (4) olduğu görülecektir.
Yazarın öykücülüğünün 1981 öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılabileceğini hem içerik hem de üslup ve dil bakımından bu ayrım için yeterince nedenin olduğu, vurgulanmıştı. Bu değişim merkezinde kitaplara bir bütün olarak bakıp bunlardaki öykülerin sosyal meselelere değinme durumunu ortaya koymak faydalı olacaktır.
Tablo 2
Tomris Uyar’ın Birinci Dönem ve İkinci Dönemindeki Kitaplarında Sosyal Meseleler
| Bürokrasi | Dostluk | Evlilik | Göç | İletişimsizlik | İntihar | Kadın | Sanat | Yozlaşma | |
| İpek ve Bakır (1971, İlk Dönem) | – | 2 | 4 | 3 | 5 | 1 | 1 | – | 3 |
| Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi (1973, İlk Dönem) | 2 | 2 | 5 | 3 | 7 | 3 | 2 | – | 3 |
| Dizboyu Papatyalar (1973, İlk Dönem) | – | 1 | 1 | 2 | – | – | 4 | 2 | – |
| Yürekte Bukağı (1979, İlk Dönem) | – | 2 | 3 | 1 | 4 | 1 | – | – | – |
| Yaz Düşleri Düş Kışları (1981, İkinci Dönem) | – | 4 | 1 | 2 | – | – | 2 | – | 2 |
| Gecegezen Kızlar (1983, İkinci Dönem) | 1 | 2 | 1 | 1 | 1 | 1 | 1 | – | 2 |
| Yaza Yolculuk (1986, İkinci Dönem) | – | 4 | 3 | 1 | 2 | – | 1 | 1 | – |
| Sekizinci Günah (1990, İkinci Dönem) | 1 | 3 | 1 | – | 2 | 1 | 2 | – | 1 |
| Otuzların Kadını (1992 İkinci Dönem,) | – | – | 3 | – | – | – | – | – | – |
| Aramızdaki Şey (1998 İkinci Dönem,) | – | 5 | 3 | – | 3 | – | 2 | 1 | – |
| Güzel Yazı Defteri (2002, İkinci Dönem) | – | 1 | – | – | – | – | – | – | – |
Tablo 2 incelendiğinde Tomris Uyar’ın ilk dönem eserleriyle ikinci dönem eserleri arasında biçim, üslup ve dil bakımındaki belirgin değişim sosyal meselelerin ele alınma sıklığında görülmemektedir. Toplamda 128 tematik değini içinde ilk dönem eserlerinde 67, ikinci dönem eserlerinde de 61 adet sosyal içerikli temaya değinilmiştir. Tomris Uyar’ın sosyal meselelere en çok değindiği kitabı Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi (1973) olurken uzun bir öyküden oluşan ve dostluk temasını işleyen Güzel Yazı Defteri (2002) ise sosyal meselelere en az değinilen eser olmuştur.
Uyar’ın öykülerinde değinilen sosyal temalar bakımından ilk ve ikinci dönem öykülerinde değinme sıklığı bakımından büyük bir değişim görülmese de bazı temaların işleniş sıklığı bakımından ayrımların olduğu görülmektedir. Dostluk, toplamda 26 öyküde belirgin bir tema olarak dikkat çekerken bu öykülerden 11’i ilk dönem 15’i ikinci dönem öykülerinde yer almaktadır. Göç, toplamda 13 öyküde belirgin bir tema iken bu öykülerin 9’u ilk dönem, 4’ü ikinci dönem kitaplarındadır. İletişimsizlik toplamda 24 öyküde belirgin tema olarak yer alırken bu öykülerden 16’sı yazarın ilk dönem öykülerinden ve 8’i ise ikinci dönem öykülerindendir. İntihar temasına toplam 7 öyküde yer verilirken bu öykülerin 5’i ilk dönem, 2’si ikinci dönem öykülerindendir. Tomris Uyar, dostluk, göç, intihar ve iletişimsizlik temalarına ağırlıklı olarak birinci dönem öykülerinde yer verirken, evlilik, sanat, bürokrasi ve kadın temaları her iki dönemde de değinilen temalardan olmuştur.
Bürokrasi
Tomris Uyar, bürokrasi temalı öykülerinde insan yaşamını zorlaştıran ve anlamdan, mantıktan yoksun bürokratik kuralları, bürokrasideki çürümüşlüğü, yozlaşmayı, güçlü olanın her türlü kanundan, nizamdan kaçabilmesini eleştirirken bu güçlü bürokratik duvar karşısında çaresiz kalan insanların yaşadıklarını anlatır.
Dostluk
Dostluk, Tomris Uyar’ın öykülerinde en çok yer verdiği tema olması bakımından dikkat çekicidir. Uyar’ın 11 öykü kitabının 10’unda dostluk teması işlenmiştir. Bu temanın en çok yer aldığı (5 öyküde) kitap ise Aramızdaki Şey’dir. Dostluk teması Uyar’ın öykücülüğünde bir değişimin ve dönüşümün de göstergesidir. Dostluk teması, yazarın ilk öykü dönemini kapsayan ilk dört kitapta 6 kez yer alırken Uyar’ın ikinci öykü döneminde 7 kitapta ve 20 kez yer almıştır.
Yazar; değişen ve dönüşen sosyal ve siyasal yaşamın sarsıntılarından, yozlaşan sistemin, yitirilen değerlerin acısından, sıradanlaşan kötülüklerin sıkıntısından insana, onun dostluğuna sığınır. Türk öykücülüğünün önemli isimlerinden olan ve Uyar’la aynı dönemde öyküler yazan Selim İleri de dostluk temasını en çok işleyen yazarlardandır. Selim İleri öykülerinde dostluğu yalnızlığın karşısına konumlandırırken Tomris Uyar, dostluğu sosyal yozlaşmanın karşına koyar. Selim İleri, dostluğu yalnızlık hastalığına ilaç olarak görürken Tomris Uyar, daha toplumsal bir sorun olan değer yitimine bir çare olarak görür. Selim İleri’de dostluk bağlanma ihtiyacından kaynaklanırken Tomris Uyar’da ise birleşme, birlik olma ihtiyacının bir yansımasıdır.
Tomris Uyar’ın 26 öyküsünde dostluk temasının belirgin olduğu görülür. Yazarın dostluğu ele alış biçimi farklılıklar göstermektedir. 26 öykünün 10’unda iyi niyet ve dostluk duyguları tek taraflıdır. Karşı taraf bu dostluk duygusundan yoksundur. Kimi zaman bu dostluğa ihanet kimi zaman da menfaatle karşılık verilir.
“Gündöndü” öyküsündeki Ferhunde Hanım- Nigâr Hanım dostluğu ve bu ilişkinin bozulma nedeni dikkat çeker: sınıfsal farklıklar ve rekabet duygusu. “Gündöndü” öyküsünde “sınıf atlamak isteyen kadınların bu isteklerini gerçekleştirmeleri için zaman zaman hemcinslerini rakip olarak görmeleri, kurulan dostlukların bozulmasına ve kadının kimliğinin erkek egemenliği üzerinden tanımlanmasına neden olduğu için eleştirilmiştir. Evde pişen yemeğe kadar paylaşılan dostluk, Ferhunde Hanım’ın zengin olup ona yapılan iyilikleri unutmasıyla bozulur. Oğlunun düğününe bile çağrılmayan eski dost Nigâr Hanım, onun bu tutumunu sonradan görmeliğine bağlar (Kocabıçak, 2013, s. 106).
Dostluk temalı 16 öyküde dostluk gerçek anlamda bir ilişkiyi, birlikteliği, iyileşmeyi sağlar. Uyar, en çok işlediği tema olan dostluk duygusunda iyi olmaktan, iyi kalmaktan, doğru ve dürüst bir ilişkiden ve iletişimden yana tavır koyar.
Evlilik
Tomris Uyar, öykülerinde evlilik konusuna ağırlık veren bir yazardır. Uyar’ın öykülerinde aile yapısındaki çöküntüler ayrıntılı olarak ele alınır (Önertoy, 1984, s. 319). Tomris Uyar, öykülerinde evliliği belirgin bir tema olarak 25 kez tercih etmiştir. Evlilik, dostluk temasından sonra yazarın en çok işlediği temadır. Yazar, öykücülüğünün her iki döneminde de en çok evlilik temasını işlemiştir.
Uyar’ın evlilik temalı öyküleri kadın ve toplumun evli kadından beklentileri üzerine kuruludur ve yazar bu açıdan toplumun kadına ve aileye bakışındaki kadın merkezli beklentileri eleştiren bir tavra sahiptir. Birlikteliklerdeki “Kaybedilen masumiyet, ideallerle kurulan ilişkilerin, evliliklerin, işlerin çıkmaza girmesi ve bütün bunların farkında oluş” Uyar’ın öykü kişilerinin hayatlarını derinden sarsar (Nazik, 2001, s. 26).
Tomris Uyar, Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi’nde “Dön Geri Bak” ve “Ormanların Gümbürtüsü” öykülerinde; İpek ve Bakır’daki “Dağlar Sada Verip Seslenmelidir”, “Bir Günün Sonunda Arzu” ve “Gün Döndü” isimli öykülerde; Yaz Düşleri Düş Kışları’nda “Oyun” isimli öyküde; Dizboyu Papatyalar’daysa “Hakların En Güzeli” öyküsünde kadını evlilik meselesini ve evlilik kurumu içinde ele alır.
Yazar, tema olarak evlilik durumunu aldatma üzerinden ise şu öykülerinde ele almıştır: İpek ve Bakır’da “Dağlar Sada Verip Seslenmelidir” (Aldatan erkektir. Kadının ekonomik özgürlüğü yoktur.); Ödeşmeler ve Şahmeran Hikâyesi’nde “Güler Yüzlü Bir Komşu” (Aldatan erkektir. Kadının ekonomik özgürlüğü yoktur.), “Sevdadır” (Aldatan kadındır.),” Dön Geri Bak” (Aldatan kadındır. Kocasının ilgisizliğinden yakınır, ekonomik özgürlüğü yoktur.); Yürekte Bukağı’nda “Ilık ve Yumuşak Kahverengi Şeyler” (Aldatan yaşlı erkektir.); Gecegezen Kızlar’da “Alien”; (Aldatan erkektir. Kadın aldatıldığını bilir. Kadının ekonomik özgürlüğü yoktur.); Sekizinci Günah’ta “Pasaport” (Erkek aldatır.). Bu bölüme dahil olan ve Yaza Yolculuk kitabında yer alan “Gülümsemeyi Unutma” adlı öykü diğerlerinden farklıdır. Yazar bu öyküde mekânı, yaşanılan şehri gelişmiş bir Avrupa ülkesi olarak seçer. Diğer öykülerde toplumsal baskının aldatılan kadını ekonomik yetersizliklerin de etkisiyle “susturduğunu” sezdiren yazar, bu öyküde bu tavrından sıyrılır. Yazar “Gülümsemeyi Unutma” öyküsünde, evli kadının üzerinde sosyal baskı hissetmediği bir ülkede, toplumda dahi erkeklerce aldatıldığını, kadının bu durumu bilse de bilmezden görse de görmezden geldiğini hissettirir. Yazara göre kadının bu tavrının altında toplumsal baskı değil çökmüş bir değerler sistemi vardır (Uyar, 2014, ss. 581-587).
Tomris Uyar’ın aldatma zemininde evlilik temasını işlediği öykülerde kadın, aldatılan ve ekonomik özgürlüğü olmayan taraf, erkekse aldatan ve varlıklı taraf olarak resmedilir. Ancak yazar, ilk dönem öykülerinden 1980 sonlarına ve oradan 90’lı yıllara gelindiğinde eserlerinde baskın ve “güçlü” erkek karakterlerin karşısına ekonomik özgürlüğünü kazanmış, yaşam karşısında daha bilinçli kadınları çıkarır. Buna rağmen başta boşanma gibi önemli kararları kendi başına alabilen kadın, sonraları bu kararıyla onurlu bir yaşam sürmeye çalışsa da toplumsal baskılardan kendini kurtaramaz. Toplum içinde “boşanmış bir kadın” olarak tek başına hayat mücadelesi verir (Kadızade, 2021, ss. 306-307).
Tomris Uyar’ın, evlilik temasını boşanma zemininde işlediği öyküler de vardır: Ayşe Haklı” (Yürekte Bukağı), “Ormandaki Ayna” (Gecegezen Kızlar), “Küçük Kötülükler” ve “Bol Buzlu Bir Aşk” (Yaza Yolculuk), “Sapsarı Bir Dönüş Yolu”, “Fal” ve “Çivi” (Otuzların Kadını), “Tazı Payı”, “Pıhtı” ve “Lal” (Aramızdaki Şey).
Boşanma zemininde evlilik temalı 10 öykü vardır. Bu öykülerin 8’inde boşanma kararını kadın alırken “Tazı Payı” isimli öyküde boşanma kararının birlikte alındığı görülür. “Sapsarı Bir Dönüş Yolu” adlı öykü de karakterlerinin yabancı olması yönünden bu bölümdeki diğer öykülerden ayrılır. Bu öyküde İngiliz bir kadın ve Hollandalı bir erkek vardır ve boşanma kararını birlikte alırlar.
Tomris Uyar’ın öykücülüğünde ikinci dönemin başlangıcı olan ve 1981’de yayınlanan Yaz Düşleri Düş Kışları isimli kitapla birlikte daha önce kendisine karşı yapılan her türlü haksızlığa razı olan, susan, aldatılsa dahi evliliğini bozmayan, ekonomik yeterliliklerle hayatta kalma mücadelesi veren kadınlar gider daha eğitimli, kendi kararlarını alabilen, evlilik sonrası kendi ayakları üzerinde durabilen kadınlar gelir. Biçim, dil ve üslup olarak Uyar’ın öykücülüğünde keskin ayrımlara karşılık gelen Yaz Düşleri Düş Kuşları aynı zamanda Uyar’ın kadın karakterlerinin de uyanışını haber verir. Bu eserle birlikte Uyar’ın öykülerinde görülen “Anlatıcının metindeki değişimi, konumu ve mesafesi sosyokültürel arka planla açıklanabilir.” (Sağıroğlu, 2020, s. 26). Bu bakımdan kadın meselesine bakış ve yaklaşım olarak da Uyar’ın öykücülüğünü iki bölüme ayırmak doğru bir yaklaşımdır.
Tomris Uyar’ın evlilik temalı kimi öykülerinde kadın şiddete maruz kalır. “Bir Günün Sonunda Arzu” öyküsünde bu şiddet başka kadınlarca normalleştirilirken “Bizim İhsan, Kadir’in babası, kızı mosmor etmiş dayaktan gene. Dün akşam. Hem gidip anana bir bakayım hem de bozuk para alayım çörekçiye dedim Kadir’e. Kız bayağı çöktü, hanım, görsen yaşlandı.” (Uyar, 2014, s. 47) “Dağlar Sada Verip Seslenmelidir” öyküsünde de aynı kayıtsızlık devam eder: “Ben adam idare etmesini bilirim, hanımcığım. Kızda da var kabahat. Bir çay koyuverirsin, tatlıya bağlanır.” (Uyar, 2014, s. 43). “Ömür Biter Yol Biter”de “İnanır mı? Seni kimselerin barındırmayacağını bilir. Ondan değil mi tafrası? ‘Üvey ablana git, ben seni gelir alırım pazara’ diyor. Gidiyorsun. Ne oluyor? O akşam dışarıda işleri varmış, dönüyorsun kös kös eve. En küçük bir şey olursa basıyor dayağı.” (Uyar, 2014, s. 297) ve “Ormanların Gümbürtüsü”nde “İyi ama Eşref ne der? Öldürür beni dayaktan söylersem.” (Uyar, 2014, s. 194) sözleri de kadın ve şiddetin bir arada anıldığına ve bu şiddettin kadınlar açısından sebeplerine değinilir. Tomris Uyar, gündelik hayatta kadının yaşadığı psikolojik ve fizikî şiddeti sadece gösterir. Yazarın bu tercihinin nedeni kadının “düşkün” halinden hoşnut olmaması ve sosyal yaşamdaki bu tip durumları “meşrulaştırarak” kadınlara eziyet edenleri akıllara yerleştirmek istememesidir (Şahin, 2021, s. 171).
Göç
Tomris Uyar’ın öykülerinde göç, özellikle iç göç bağlamında ele alınır. Yazarın öykülerinde kentleşme, iç göçün meydana getirdiği en büyük sorunlardan biri olarak ele alınır. Öykülerdeki iç göç eleştirisi dikkat çeker. Bu eleştirilerde köyden kente göçe değinildiği gibi kentten köylere doğru yapılan birtakım hareketlenmelere de değinilir. Yazarın göç temalı öykülerinde “büyük şehirden köye/kasabaya göç eden kentli bireylerin -ya da kendisi gibi küçük burjuvaların- köy yaşamına, âdetlerine ayak uyduramaması, kültürel bir yabancılaşma yaşaması anlatılır ve bireyin şehir hayatına uyum süreci; aidiyet hissi, yabancılaşma ve toplumsal değişim üzerinden işlenir.” (Gemili, 2023, s. 149). Ancak Uyar, göçü doğrudan bir toplumsal olgu olarak ele almak yerine, bireyin ruh dünyasındaki yankılarıyla yansıtır.
Tomris Uyar’ın öykülerinde, kırsaldan kente göç eden bireylerin yeni ortamlarına uyum sağlamakta zorlandıkları görülür. Bu bireyler, büyük şehrin anonimleşmiş ilişkileri içinde yalnızlaşır ve geçmişlerine dair bir kopuş yaşarlar. Kent hayatının hızına, kalabalıklarına ve kurallarına uyum sağlayamayan karakterler hem fiziksel hem de psikolojik anlamda bir sıkışmışlık hisseder.
İster köyden kente isterse şehirden köye olsun Uyar’ın göç temalı öykülerinde temel sorunsal uyumdur. Köyden şehre gidenler şehir hayatının kalabalıklarında eriyip giderlerken köye gelenler köyün darlığında boğulup gider. Bunun dışında iki öyküdeki sürgün nedenli göç öykülerinde de yine bireyin sistemle olan uyumsuzluğuna vurgu yapılır. Haliyle göç öyküleri bir huzursuzluk öyküleridir. Psikolojik bunalım, sosyal dışlanma, toplumsal uyumsuzluk, bu öykülerde hâkim duygudur.
Göç teması yazarla aynı dönemde eserler veren Füruzan’ın da sıkça işlediği temalardandır. Zira 1950’lerden sonraki dönemlerde göç meselesi en çok gündemde olan konulardan biridir. Uyar ve Füruzan, öykülerinde göçü ve göçün aile, toplum üzerindeki etkilerini ele almıştır. Her iki yazarın öykülerinde de göçenler kendi küçük dünyalarında daha mutlu olduklarını düşünürler. Bu mutluluk, kendi gerçeklerinden kaçıştan kaynaklanan “geçici” bir durum olur. Çünkü bu kişiler zamanla çok tanımadıkları, yabancısı oldukları şehir yaşamında öz benliklerini unutmaya ve psikolojik olarak da değişime uğramaya başlarlar. Bu değişim ve kendini kaybediş, onlar için kaygı verici bir durum haline gelir. Göçlerin sonucu en çok aile kurumuna yansır, aile içi iletişimde, güvende sarsılmalar görülür (Kırman, 2019, s. 100).
Göç eden bireyler, köyde öğrendikleri değerler ile şehir hayatının gerektirdiği davranışlar arasında bocalar. Bu durum, özellikle kadın karakterler üzerinde belirginleşir. Kadınların geleneksel rolleri şehir hayatında değişime uğrarken, aile içindeki dinamikler de dönüşür.
Göç sadece bireyler üzerinde değil, şehirlerin yapısı üzerinde de bir değişime neden olur. Tomris Uyar, kentleşmeyle birlikte değişen mahalle yapıları, komşuluk ilişkilerinin kaybolması gibi dönüşümleri de öykülerine yansıtır. Uyar göç temalı öykülerinde göçün neden olduğu sosyal değişimler ve kentsel dönüşümler konusunda oldukça hassastır. Yazarın öykülerindeki bu hassasiyeti yazarla benzer dönemlerde eserler veren Adalet Ağaoğlu, Adnan Özyalçıner ve Hulki Aktunç’la benzerlik gösterir (Gemili, 2023, s. 150).
İletişimsizlik
Tomris Uyar, öykülerinde 24 kez belirgin bir şekilde iletişimsizlik temasına yer vermiştir. Uyar’ın iletişimsizlik temalı öyküleri; karı-koca iletişimsizliği (8), yaşıt iletişimsizliği (1), anne, baba- çocuk iletişimsizliği (4), baba-oğul iletişimsizliği (2), sosyal iletişimsizlik (2), yaşlı birey-aile iletişimsizliği (5), birey-toplum iletişimsizliği (2) şeklinde ayrılabilir.
İletişimsizlik teması bağlamında Tomris Uyar’ı onunla aynı dönemde öykü yazan Bilge Karasu ve Ferit Edgü’yle karşılaştırmak Uyar’ın bu kuşak içerisinde sosyal iletişimsizlik temasına yaklaşımı konusunda daha belirgin çizgiler çizecektir. Bu üç yazar, birey ve toplum arasındaki ilişkiyi, iletişimsizliği farklı açılardan irdelerken, aynı zamanda toplumsal gerçekleri eserlerinde derinlemesine işlerler. Ancak bu yazarların toplumsal meseleleri ele alış biçimleri, üslup ve temalar açısından önemli farklar gösterir.
Bilge Karasu öykülerinde iletişim(sizlik) merkezli sosyal meseleleri felsefi ve toplumsal eleştiri, birey ve toplum arasındaki çatışma ve düşünsel, soyut anlatım zemininde ela alır (Moran, 2018, s. 123-129). Ferit Edgü; aynı meseleyi bireysel yabancılaşma ve toplumdan kopuş, varoluşsal sorgulamalar ile kentleşme ve modern yaşamın etkisi üzerinden işler (Doğan, 2020, s. 99). Tomris Uyar’sa sosyal bir sorun olan iletişimsizliği, ilişkilerdeki yüzeyselleşme ve kırılmalar, kadınların toplumsal sıkışmışlığı ile modern hayatın getirdiği yabancılaşma zemininde ele almıştır (Nazik, 2001, s. 68).
Tomris Uyar’ın öykü kişileri sosyoekonomik olarak toplumun üst katmanlarından gelmektedir. Bu kişiler maddi güçlerine rağmen sosyal ilişkilerinin devamlı bir kopuşa maruz kaldığını, gündelik yaşamada ilişkilerin bozulduğunu, sosyal intibakın bir türlü sağlanamadığını duyumsarlar. Uyar’ın öykü kişilerindeki iletişimsizliğin merkezinde toplumla olan bu uyumsuzluk vardır. Bu kişilerin zamanla “duygulanımları bilinç ışığında aydınlanır, somutluk kazanır” (İleri, 1975, s. 28).
İntihar
İntihar, kendine ve toplumun değerlerine yabancılaşan veya kendisiyle sosyal değerler arasında sıkışıp kalan insanların kendi yaşamlarına son verme eylemi olarak tanımlanabilir. İntihar eylemi, “bunalım kuşağı” olarak da adlandırılan 1950 kuşağı öykücülerinde yaygın olarak görülür. Bu durumu Demir Özlü; “bir yenilmeyi değil, belki başka bir sürece geçme isteği” (Bezirci, 1967, s. 261-265) olarak açıklar.
Uyar’ın intihar eden kişilerinde ortak zemin topluma hâkim olan düşünce ve yaşam biçimleriyle olan uyuşmazlıkları, kopuklukları veya tüm bunlara olan mesafeli duruşlarıdır. Eşinden şiddet gören bir kadının, eşinin yok saydığı bir kadının, uzak bir adaya sürülen bir adamın, madde bağımlısı bir gencin, ömrünü kütüphanelere adamış bir görevlinin ve toplumun uzağında kalan bir yaşlının intiharında temel neden içinde yaşadıkları toplumla olan “davaları”dır. Rum Barba’nın değişen sosyal hayata ve değerlere adapte olamayıp kendi yaşamına son vermesi bu “kopuş”lara bir örnektir.
“İçinde, yüreğine çok yakın bir yerlerde, artık bütün kadınlar birdi onun için: anası, ablası, şu kıyıdaki kadın, mutsuz gelini, tanıdığı birkaç orospu, birkaç sevgili, hepsi birdi artık.” (Uyar, 2014, s. 123).
Tomris Uyar’ın intihar eden kişilerinin ortak yanı toplumun hangi kesiminden alınırlarsa alınsınlar yaşadıkları toplum düzeninin şartlarına yenik düşüp bu koşullar altında ezilmeleridir (Önertoy, 1984, s. 320). Bu eziklik, kopukluk intihara giden ilk adımı oluşturmuştur. Uyar’ın “ezik” ve “kopuk” öykü kişileri kendi çıkmazlarından intiharla kurtulabileceklerini düşünüp yaşamlarına son vermeyi hayatlarındaki en belirgin “eylem” olarak gerçekleştirmektedir.
Mücadele ve Arayış: Uyar’ın Kadınları
Tomris Uyar’ın öykülerinde kadın karakterler, çoğunlukla içsel çatışmalar yaşayan, toplumsal baskılarla mücadele eden ve arayış içinde olan bireyler olarak karşımıza çıkar. Onun öykülerinde kadınlar tek boyutlu ya da idealize edilmiş figürler değil; derinlikli, çelişkileri ve güçlü yanları olan karakterlerdir.
Tomris Uyar; İpek ve Bakır’daki “Yürek Hakkı”, Dizboyu Papatyalar’da “Emekli Albay Halit Akçam’ın İki Günü”, “Ömür Biter Yol Biter” (Kocasınca terk edilen Müzeyyen Hanım’ın kendi ayakları üzerinde durma çabası, erkeklerin boşanmış kadına bakışı.) ve “Hakların En Güzeli”, Yaz Düşleri Düş Kışları’nda “Kuskus” (Kadının çalışmasına toplumun bakışı.), Gecegezen Kızlar’da “Sonuncu Belki” (Biri, eğitimli iki kadının bir tren yolculuğu anında maruz kaldıkları tacizler.), Sekizinci Günah’ta “Kişisel Sorgulamalar” (Kadının çalışmasına toplumun bakışı.), “Dondurma” (Dul bir kadının yaşam mücadelesi.), Aramızdaki Şey’de “Tahin Pekmez Günleri” (Şükran Hanım’ın erkeklere olan güvensizliği neticesi yalnızlığı tercih etmesi.) öykülerinde kadın sorunsalı üzerinde durur. Tomris Uyar’ın kadınları ister eğitimli ister eğitimsiz olsun, toplumsal ön kabuller ve erkek egemen bakışının altında ezilirler (Uyar, 2014, ss. 858-868).
Tomris Uyar, kimi öykülerinde de toplumca dışlanmış ve ötelenmiş hayat kadılarını anlatır. Ödeşmeler ve Şahmeran’da “Derin Kazın”, Dizboyu Papatyalar’da “Şen Ol Bayburt”, Aramızdaki Şey’de “Güz Kızılı”, Yaz Düşleri ve Düş Kışları’nda “Rus Ruleti”, Yaza Yolculuk’ta “Yaz Şarabı” öykülerinde hayat kadınların yaşadıkları anlatılır (Kadızade, 2021, s. 308).
Evlilik müessesinin erkek egemen bir sosyal yaşamın dayatması olduğu ve bu durumun kadınları nasıl etkilediği yazarın “Pasaport”, “Ömür Biter Yol Biter”, “Dön Geri Bak”, “Bir Günün Sonunda Arzu” ve “Sevdadır” gibi öykülerinde, sorgulanır. Bu etkiye en somut örnek “Dön Geri Bak”ın Nesrin’i üzerinden verilebilir. Nesrin, toplumsal değer yargılarını gündelik yaşamında benimsememesine rağmen eşinin yanında “olunması istendiği” gibi davranıp toplumun evli kadına biçtiği kurallara sonuna kadar uygun davranır (Kocabıçak, 2013, ss. 148-152).
“Nesrin kocasına çayını uzatıp şekerini koyarken, her eğilip kalkışında elbisesinin açılan yakasını bastırıyordu. Bir süredir sezdiği bu alışkanlığını bir türlü yenememişti. Çay bardağıyla karşı koltuğa otururken de eteğini çekeledi, dizlerini örttü…” (Uyar, 2014, s. 144)
Uyar’ın kadınları, toplumsal rollerin ve beklentilerin farkındadır. Bu rollere, beklentilere çoğunlukla itiraz etmezler. “Dondurma”daki Seniha, evlenmekten, erkeklere olan güvensizliği nedeniyle” uzak duran Sumru’ya bir kadının toplumda nasıl “güvende” kalacağını ifade eder.
“Bir kadın, eğer kadınsa, bir yuva özler, bahçesiyle uğraşmak, evini pırıl pırıl etmek sabahları, çorba pişirmek akşamları, ister. Bu duyguları tatmamak bir eksikliktir… Ayrıca, her gün, gazetelerde yalnız yaşayan kadınların başlarına neler geldiğini okuyoruz. Kurallara uymamamın bedelini ödüyorlar zavallılar.” (Uyar, 2014, s. 674).
Uyar’ın kadın temalı öykülerinde kadın; geleneksel aile yapısı, evlilik, annelik gibi kavramlar üzerinden ve bu rollerin gündelik yaşamlarından kesitlerle ele alınır. Yazar bu öykülerinde “sorgulayıcı” bir dile sahiptir. Kadınlar, toplumun onlara biçtiği rolleri kabullenmek ya da reddetmek arasında sıkışıp kalırlar. Kadınlar, özellikle eğitimli olanlar, toplumun değer yargıları yüzünden bunalmıştır. Füsun Akatlı, Uyar’ın öykülerinde kadınlarca “farkına varılmaksızın benimsenen değer yargılarını”n insanı “adamakıllı silkelediğini” söyler (Akatlı, 1998, s. 31). Hem ruhsal sıkışıklık hem sosyal baskıların bunaltısı kadınların bir anlamda gerçek yaşamlarından kopuşunu gösterir. Bir devlet sanatçısı olan Şermin, “Dizboyu Papatyalar” öyküsünde en sevdiği kemanını kendine bir “tabut” olarak görür.
“Prova dönüşü kemanını eve götürmek gerekmişti. Yoksa utanırdı yanında taşımaktan. Dışardan bakanlar için gülünç, özentili yine de fiyakalı bir oyuncaktı bu keman. Oysa Şermin için taşımak zorunda olduğu kendi tabutu” (Uyar, 2014, s. 288).
Uyar’ın kadın temalı öykülerinde kadınların aşkı ve ilişkileri ele alma biçimi oldukça gerçekçidir. Kadın karakterler, aşkı idealize etmez; aksine, ilişkinin içindeki güç dengelerini, duygusal ve fiziksel mesafeleri sorgularlar.
Tomris Uyar, kadın sorunsalını ele alış biçimi yönüyle aynı meseleye çokça değinen ve yakın/aynı dönemde eserler veren Nezihe Meriç’ten ayrılır. Tomris Uyar, bireyin iç dünyasına ve psikolojik çözümlemelere odaklanan, daha soyut ve derinlikli anlatımıyla öne çıkarken; Nezihe Meriç, kadınların toplumsal mücadelelerini daha umutlu ve doğrudan bir üslupla ele alan, sıcak ve samimi anlatımıyla dikkat çeker. Tomris Uyar, kadınları, bireysel varoluş sancıları ve içsel çatışmaları içinde ele alırken Nezihe Meriç kadınları daha aktif, mücadeleci ve dirençli bir şekilde resmeder. Tomris Uyar’ın kadın karakterleri genellikle yalnız, sorgulayıcı ve hayatın içinde yolunu arayan bireylerken Nezihe Meriç’in kadın karakterleri baskılara karşı ses çıkaran, özgürlük arayışında daha net bir duruş sergileyen figürlerdir. Tomris Uyar, kadınların toplumsal baskılar karşısındaki duruşlarını doğrudan değil, daha çok bireysel tecrübeleri üzerinden işlerken Nezihe Meriç kadın sorunlarını doğrudan ele alır ve feminist bir söyleme daha yakın durur (Özdemir, 2021, s. 75).
Tomris Uyar, feminist söyleme mesafelidir. “Uyar’a göre feminizm konusunda “kimi tutucu kadınlarca da benimsen[diği] için daha yaygın olan” birtakım önyargılar vardır: “Kadının yeri evidir”, “Kadının yapısı temelde duygusaldır”, “Feministler erkek düşmanıdır” vb. Uyar, bunlarla ilgilenmez ama feminizme bazı eleştiriler yönlendirir. Bunlardan ilki, “feministlerin kültür ve sınıf farkı gözetmeksizin bütün kadınları kadın olmakla birleştirmeleridir”. 1970’lerin tortusu sayılabilecek bu eleştiriye ikinci bir eleştiriyi ekler: “Feministlerin çoğunun yaşadıkları ülkenin güncel, somut kadın sorunlarından çok feminist edebiyatla ilgilenmeleri” (Şahin, 2025, s. 108).
Öykülerde kadınlara toplum tarafından yüklenen sorumluluklar ve baskıların eleştirilmesi bakımından Uyar, Adalet Ağaoğlu’na yakın durur. Kadının, sosyal yaşamın her alanında kendisini göstererek ev ortamıyla sınırlı kalmayıp gündelik hayat içerisinde sosyal yaşamda da kendi kimliğini araştıran, sorgulayan bir yapıda olması, kıskanç toplum tarafından küçümsenmesi kimi zaman görmezden gelinmesi Ağaoğlu’nun ve Uyar’ın kadınlarının ortak yönüdür. Her iki yazarda da “evliliği evden kaçış olarak gören, eğitim alanında başarılı olan, eşlerinin beklentilerine göre değişen ve bu değişimle mutsuz olan, toplumsal rollere ve kurallara karşı” gelen kadınlar görmek mümkündür (Özdemir, 2021, s. 75).
Yozlaşma
Tomris Uyar’ın öykülerinde yozlaşma, bireysel ve toplumsal boyutlarıyla ele alınan önemli bir temadır. Ancak Uyar, yozlaşmayı doğrudan eleştirel veya didaktik bir üslupla işlemez; bunun yerine, günlük hayatın içindeki küçük detaylar ve karakterlerin iç dünyaları üzerinden sezdirerek anlatır.
Uyar’ın yozlaşma temalı öykülerinin dikkat çeken özelliği bu sosyal yozlaşmaya karşı yaşlı insanlar haricinde herkesin sessiz ve suskun kalmasıdır. Bu yaşlı ve bilge insanlara göre “dış dünyadan yenilikler çarçabuk erişir bize, ne var ki parıltıları çabuk biter, çabuk aşınırlar. Dün yepyeni olan bir kavram, bir akım, umut veren bir ad, bir yüz, bakarsınız bugün daha süresi dolmadan yıpranmış”tır (Uyar, 2014, s. 435). Belki de yaşlıların toplumsal yozlaşmadan uzak kalmaları, insani değerlere sımsıkı sarılmalarının nedeni toplum hayatına olan uzaklıkları ve yaşamın kıyısında hayatlarını sürdürmeleridir.
Uyar’ın öykülerinde, özellikle kent hayatının getirdiği hızlı değişimle birlikte bireylerin ahlaki değerlerinden uzaklaşması ve çıkar ilişkilerinin ön plana çıkması sıkça işlenir. “Sue Ellen ile Recep’in Kaçınılmaz Karşılaşması” öyküsünde toplumun yabancı insanlara karşı çıkarları doğrultusunda, saygı sınırlarını aşan yalakalığa, ezikliğe varan davranışı anlatılır.
“Karşılama komitesi üyeleri uçağın merdivenine doğru koştular. Önde YARATI VAKFI üyeleri… Pierre Cardin takımlı orta yaşlı, güngörmüş erkeklerle Chanel tayyörlü, her dem taze, mutsuz dullar. Bakın nasıl koşuyorlar. Çünkü YARATI, Sue Ellen’ı karşılama komitesinin ana çekirdeğini oluşturuyor. Sonra bu çekirdek yanlara, arkalara doğru genişliyor, başka çekirdekler iç içe geçerek -nasıl anlatsak- bir duygu holdingine dönüşüyor” (Uyar, 2014, s. 547).
Bir “Estetik Laboratuvar” Olarak Tomris Uyar Anlatısı: Birey-Toplum Çatışması
Tomris Uyar, öykülerinde sosyal meselelere sıkça değinen bir öykücüdür. Yazar, incelenen 11 öykü kitabının tamamında evlilik, yozlaşma, kadın, göç, dostluk, iletişimsizlik gibi sosyal meseleleri eserlerine konu edinmiştir.
Tomris Uyar, evliliği idealize edilmiş, masum bir birliktelik olarak sunmaktan ziyade, gerçek hayatın zorluklarını, bireyler arasındaki kopuklukları ve toplumsal baskıları yansıtan karmaşık bir yapıda ele alır. Bu yaklaşım, okuyucuyu evliliğin romantik yüzünün ötesinde, altında yatan yalnızlık, anlaşılmama ve kimlik çatışmalarını düşünmeye sevk eder. Uyar’ın öykülerinde evlilik, yalnızca iki insanın ilişkisi değil; aynı zamanda bireyin kendisiyle ve toplumla mücadelesinin, beklentilerle gerçeklik arasındaki çatışmanın da bir aynasıdır.
Tomris Uyar’ın öykülerinde kadın karakterler güçlü bir anlatımla, toplumsal gerçeklerle ve bireysel psikolojileriyle harmanlanarak sunulur. Onlar, sadece birer kurgu unsuru değil, gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz insanlar gibidir. Kadın sorunsalı yazarın her iki öykü döneminin değişmeyen temalarındandır. Uyar’ın öykülerinde kadınlar, kendi hayatlarını kontrol etme arzusu içindedir. Bazen bu özgürlük arzusu hayata geçirilemez ve kadın karakterler kendi iç dünyalarına çekilirler. Ancak bazı öykülerde, kadınlar bağımsızlıkları için cesur kararlar alır ve kendi yollarını çizmeye çalışırlar. Tomris Uyar’ın kadınları, sadece büyük meselelerle değil, gündelik hayatın küçük detaylarıyla da ilgilenir. Mutfakta, sokakta, çalışma hayatında veya arkadaş sohbetlerinde kadınların bakış açısı öykülere yansır. Bu, onların gerçekçi ve samimi bir şekilde anlatılmasını sağlar.
Tomris Uyar’ın öykülerinde “kadın hassasiyeti” noktasında çıkarılabilecek temel sonuç, kadınların eğitimli bireyler olarak toplumsal yaşamda görünürlük kazanmalarının, ataerkil düzen içerisinde ezilmeyecekleri anlamına gelmediğidir. Yazarın öykülerinin feminist eleştiri üzerinden okuyan çalışma da (Kocabıçak, 2013) benzer sonuçları ileri sürer. İlgili çalışmanın sonuçlarıyla bu çalışmanın ulaştığı ortak sonuç; Uyar’ın, kadının kendini gerçekleştirme sürecinde tartışmasız bir öneme sahip olan eğitimin, geleneksel toplumsal normlar karşısında çoğu zaman yetersiz kaldığını farklı sınıflardan ve eğitim düzeylerinden kadın karakterler üzerinden ortaya koyduğudur. Kocabıçak, çalışmasında Uyar’ın öykülerinde ilkokul eğitimini güçlükle tamamlayabilmiş kadınların dahi kararlılıklarıyla kendi yaşamlarını yönlendirebildikleri görülürken, yükseköğrenim görmüş, meslek sahibi kadınların yaşamlarının ise çoğu zaman ataerkil değerler çerçevesinde sınırlandırıldığına dikkat çeker. Uyar, incelenen öykülerinde bu tabloya karşı bir alternatif olarak, kendi yaşam deneyimlerinden de beslenerek kurguladığı öykülerinde erkek egemenliğini reddeden, aklı ve bireysel özgürlüğü önceleyen kadın figürlerine yer vererek modern kadının varoluş mücadelesine farklı bir perspektif sunar.
Gerek evlilik gerekse kadının toplumdaki yeri konusunda Tomris Uyar’ın öykülerindeki duruşuyla güncelerindeki söylemleri paralellik gösterir. Uyar’ın güncelerinin tematik açıdan incelendiği çalışmada (Çelik, 2023) Uyar’ın evlilik kurumuna yönelik yaklaşımının temelinde karşılıklı sevgi ve saygı ilkelerinin yer aldığı belirtilir. Yazar gerek devam eden gerekse sona eren evlilikleri süresince ve sonrasında hem kişisel gözlem ve tanıklıkları hem de yakın çevresiyle kurduğu iletişim aracılığıyla bu konu üzerine düşünsel bir çaba ortaya koyar. Uyar’ın bu çabasının yansımasını öykülerinde görmek mümkündür. Yazar öykülerinde yer verdiği karakterler üzerinden kadın ve erkeğin ilişkide üstlendikleri rollerin belirleyicisinin, bireylerin toplumsal baskılardan bağımsız biçimde kendilerini geliştirmiş ve sağlıklı kararlar verebilen özneler olmaları gerektiğini savunur. Uyar, güncelerinde ve öykülerinde toplumun bu rollere yönelik kalıplaşmış görev ve beklentilerinin bilincindedir. Uyar, her ne kadar bu kalıpların bütünüyle aşılmasının kısa vadede mümkün olamayacağının farkında olsa da kimi zaman öyküleri kimi zaman da günceleriyle toplumsal dönüşüm sürecine düşünsel düzeyde katkı sunar.
Yazarla aynı dönemde eserler veren Füruzan’la birlikte yazarın hikâyelerinde aile kurumunun incelendiği araştırmada da (Kırman, 2019) vurgulandığı üzere Füruzan’ın anlatı dünyasında yer alan birbirine tutkuyla bağlı çiftlerin yerini, Tomris Uyar’ın öykülerinde çoğunlukla pişmanlık duygusuyla örülü, rutine teslim olmuş evlilikler alır. Füruzan’ın metinlerinde çocuksuz ya da yüksek eğitim düzeyine sahip aileler nadiren görülürken, Tomris Uyar’ın öykülerinde çocuk sahibi olmayan veya boşanmış modern çiftler daha yaygındır. Uyar’ın hikâyelerinde ekonomik koşullar belirleyici bir unsur olmaktan ziyade arka planda kalır; bu öykülerdeki bireyler genellikle eğitimli, kentli orta sınıfa mensup kişiler olarak karşımıza çıkar. Buna karşın, Füruzan’ın anlatılarında ekonomik yoksunluk, karakterlerin yaşamlarını şekillendiren temel bir unsur olarak öne çıkar. İki yazarın tematik yönelimleri karşılaştırıldığında, Tomris Uyar’ın öykülerinde şiddet olgusuna Füruzan’a nazaran daha sınırlı biçimde yer verdiği gözlemlenir.
Tomris Uyar, göçü bireyin psikolojisi ve sosyal yapının değişimi üzerinden ele alarak, kentleşmenin yarattığı dönüşümleri incelikli bir şekilde işler. Onun öykülerinde göç, sadece mekânsal bir değişim, hareket değil, kişinin iç dünyasında ve duygusal atmosferinde derin izler bırakan, etkileyici bir deneyimdir.
Tomris Uyar’ın öykülerinde yozlaşma, toplumsal ve bireysel boyutlarıyla ele alınan bir temadır. Ancak bu tema doğrudan anlatılmaz; karakterlerin günlük yaşamlarındaki küçük gözlemler, ilişkilerdeki değişimler ve toplumsal yapıdaki dönüşümler üzerinden incelikle işlenir. Uyar’ın duyarlılığı ve gözlem gücü, bu yozlaşmayı derinlikli ve çarpıcı bir şekilde hissettirmesini sağlar. Uyar’ın ele aldığı kentleşme süreci, yalnızca göç ve uyum sorunlarını değil, aynı zamanda büyük şehirlerde bireylerin birbirine yabancılaşmasını, çıkarcı ilişkilerin artmasını ve toplumsal değerlerin erozyona uğramasını da içerir. Apartman hayatı, komşuluk ilişkilerinin zayıflaması, bireylerin yalnızlaşması ve eski mahalle kültürünün yok olması, yozlaşmanın bir göstergesi olarak öne çıkar.
Uyar’ın öykülerinde insanlar arasındaki ilişkiler zamanla daha mekanik, daha yüzeysel hale gelir. Dostluklar ve aşk ilişkileri menfaat odaklı ya da samimiyetten uzak bir hale bürünür. Evliliklerde ve aile içinde sevgi ve bağlılığın yerini alışkanlık, zorunluluk ya da pragmatizm alır.
Tomris Uyar, dönemin medya anlayışına ve reklam dünyasının yarattığı tüketim kültürüne de eleştirel bir gözle bakar. Toplumun, televizyon ve gazeteler aracılığıyla belli bir yaşam tarzına yönlendirilmesi, bireylerin sahte bir mutluluk peşinde koşması ve gerçek duygularını kaybetmesi, yozlaşmanın bir parçası olarak öne çıkar.
Tomris Uyar, sosyal meseleleri “estetik bir laboratuvara” dönüştürerek dönemindeki yazarlardan ayrılır. Toplumsal eleştiriyi, dilin sınırlarını zorlayan deneylerle (radyo oyunu tekniği, metinlerarasılık) birleştirir. Kadını “kurban” değil, “stratejik direnişin öznesi” olarak kurgulaması ve yoksulluğu “acındırma” yerine “poetik deformasyon”la anlatması, onu Türk edebiyatında sosyal gerçekçiliğin lirik öncülerinden biri yapar.
Tomris Uyar öykülerinde sosyal meselelere değiniş, benzer, yakın dönemde eser veren yazarlarla karşılaştırıldığında Füruzan’ın eserlerinde sosyal meseleleri ele alış biçimiyle benzerlikler gösterir. Füruzan’ı sosyal meseleler üzerinden inceleyen Gencelli ve Şengül (2020), tıpkı Uyar’ın öykülerinde olduğu gibi, Füruzan’ın eserlerinde sosyal meselelere sıkça değinildiğini belirtir. Bu iki yazar, dönemin sosyal ve siyasal atmosferini açık bir dille betimlemektense karakterlerin ruh hâllerini yansıtarak dolaylı biçimde işlemeyi tercih etmiş, böylece eserlerine güçlü bir içsel derinlik kazandırmıştır.
Uyar’la benzer dönemlerde eser veren ve romanlarında sosyal meselelere sıkça değinen Oya Baydar hakkında yapılan bir çalışmada (Aydemir, 2020) Oya Baydar’ın, karakterlerini, Tomris Uyar’la benzer şekilde, tarihsel bağlam içinde kurgularken aynı zamanda Türkiye’nin söz konusu yıllarda yaşadığı toplumsal ve siyasal dönüşümleri de esere dâhil ettiği belirtilmektedir. Her iki yazarda da bu dönüşümlerin bireyler üzerindeki yansımaları görünürdür. Baydar’ın ve Uyar’ın sosyal meseleleri konu edinmelerindeki tutumları, anlatının kahramanlar aracılığıyla yürütülen öz eleştirel tutum sayesinde yazarın belirgin bir tarafsızlık çabası içerisinde olması yönüyle benzeşiktir.
Tomris Uyar’ın sosyal meseleleri merkeze alan tüm öykülerinin ortak özelliği, aynı zamanda dönem yazarlarından sosyal meseleleri ele alıştaki yaklaşım bakımından en belirgin farkı, kişilerin içinde yaşadıkları toplumun yaşam dinamiklerinden, sosyal değerlerinden kopuk olmaları, kendi iç dünyalarında çevreleriyle olan uyumsuzluğun huzursuzluğunu yaşamaları, değişen ve dönüşen sosyal ve ekonomik şartlara uyum sağlamakta zorlanmalarıdır. Bunların yanı sıra ekonomik kazanımların insani değerleri yozlaştırması, sınıfsal farklılıkların sosyal dışlanmaya neden olması da Uyar’ın öykülerindeki sosyal uyumsuzluğun nedenleri arasındadır. Tomris Uyar öykülerinde topluma uyumsuzluk, toplumdan kopuş önce insanı sonra toplumu değiştirip dönüştürmekte ve insani değerlerin yitirilmesine zemin hazırlamaktadır.
- Bu yazı EKEV Akademi Dergisi’nde yayımlanan çalışmamdan (https://dergipark.org.tr/tr/pub/sosekev/article/1783815) derlenmiştir.
- Yazıda yer verilen çizimler için Rabia Duman’a gönülden teşekkür ederim.
- Kaynakça
Akatlı, F. (1998). Öykülerde dünyalar- eleştiri yazıları. Boyut.
Aydemir, E. (2020). Oya Baydar’ın romanlarında sosyal konular (Tez No. 620911) [Yüksek lisans tezi, Bursa Uludağ Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Aydın, K. & Hanağası, U. B. (2017). Sosyoloji ve siyasal araştırmalarda karşılaştırmalı yöntem. Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 33, 57-86.
Baltacı, A. (2019). Nitel araştırma süreci: Nitel bir araştırma nasıl yapılır? Ahi Evran Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 5(2), 368-388.
Çelik, A. (2023). Tomris Uyar’ın günceleri üzerine tematik bir inceleme (Tez No. 845496) [Yüksek lisans tezi, Gümüşhane Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Doğan, N. (2020). Ferit Edgü’nün eserlerinde yabancılaşma (Tez No. 638170) [Yüksek lisans tezi, Erciyes Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Demirci, A. (2014). Literatür taraması. Coğrafya araştırıma yöntemleri bildiri kitabı. 73-109.
Gencelli, M. & Şengül, G. (2020). Füruzan’ın Kırk Yedililer romanında sosyal meseleler. Aydın Türklük Bilgisi Dergisi, 6(11), (211-234).
Gemili, V. (2023). 1960-1980 arası sosyalist Türk öykücülüğünde eğilimler (Tez No. 832495) [Yüksek lisans tezi, Binali Yıldırım Üniversitesi Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Gürman Ş. (2021). Tomris Uyar’ın hikâyelerinde kadına yönelik şiddetin işlenişi. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisi, (4), 157-173. https://doi.org/10.51531/korkutataturkiyat.892373
İleri, S. (1975). Türk öykücülüğünün genel çizgileri. Hece Dergisi Türk Dili Türk Öykücülüğü Özel Sayısı, 286(7), 2-29.
Kadızade, E. (2011). Tomris Uyar’ın öykücülüğü (Tez No. 299904) [Yüksek lisans tezi, Çukurova Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Kırman, M. (2019). Füruzan ve Tomris Uyar’ın hikâyelerinde aile kurumu (Tez No. 609604) [Yüksek lisans tezi, 29 Mayıs Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Kocabıçak, G. (2013). Tomris Uyar öykülerinin feminist eleştirisi (Tez No. 345168) [Yüksek lisans tezi, Celal Bayar Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Mert, N. (2000). Modern öykünün serüveni: 1940’tan günümüze. Hece Dergisi Türk Öykücülüğü Özel Sayısı, 93-123.
Moran, B. (1994). Türk romanına eleştirel bir bakış 3 (3. basım). İletişim.
Nazik, A. (2001). Tomris Uyar öykücülüğünde toplumsal güncellik ve biçimsel arayışlar (Tez No. 101992) [Yüksek lisans tezi, Bilkent Üniversitesi]. Yükseköğretim Kurulu Ulusal Tez Merkezi.
Önertoy, O. (1984). Türk roman ve öyküsü. Türkiye İş Bankası Kültür.
Özdemir, S. (2021). Tomris Uyar ve Adalet Ağaoğlu’nun kadınları. I. Ulusal kadın temalı öğrenci kongresi bildiriler kitabı. 63-77.
Sağıroğlu, B. (2020). Masaldan romana hikâye anlatıcılığı: anlatıcı sesi, açıklığı ve güvenilirliği. AVRASYA Uluslararası Araştırmalar Dergisi, (8), 25,15-29. https://doi.org/10.33692/avrasyad.836083
Sevgi, G. K. (2023). Tomris Uyar öykücülüğünün düş izleri: Güzel Yazı Defteri’nde toplumsal cinsiyet rollerinin izdüşümü. Kum tanecikleri anlatıcısı: Tomris Uyar sempozyumu bildiri kitabı. 49-54.
Şahin, Ö. (2025). Tomris Uyar’ın günlüklerinde “kadın söylemi”nin inşası. Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 15(29), 97-110. https://doi.org/10.33207/trkede. 1480657
Uyar, T. (2014). Bütün öyküleri. YKY.








![Anarşinin Maskesi üzerine Not | Mary Shelley[1] | Çev. Furkan Çirkin](https://www.edebiyathaber.net/wp-content/uploads/2025/06/Mary_Wollstonecraft_Shelley_Rothwell.tif-150x150.jpg)








