Bir Yeniden Yazım Denemesi Olarak Abdullah Ezik’in Troya Blues’u | Armağan Yaşar

Haziran 17, 2026

Bir Yeniden Yazım Denemesi Olarak Abdullah Ezik’in Troya Blues’u | Armağan Yaşar

Edebiyat tarihi, yalnızca yeni hikâyelerin değil, aynı zamanda eski hikâyelerin yeniden anlatılmasının da tarihidir. Büyük metinler, ortaya çıktıkları dönemin sınırlarını aşarak sonraki kuşakların hayal gücünü beslemeye devam ederler. Homeros’un İlyada’sı, Dante’nin İlahi Komedya’sı, Shakespeare’in Hamlet’i, Fuzuli’nin Leyla ile Mecnun’u veya Şeyh Galip’in Hüsn ü Aşk’ı bu tür metinler arasında sayılabilir. Her çağ, bu eserleri yeniden okur, yeniden yorumlar ve kendi sorularını onların içine yerleştirir. Bu nedenle yeniden yazım, yalnızca estetik bir tercih değil, aynı zamanda kültürel hafızayla kurulan yaratıcı bir ilişkinin sonucudur. Abdullah Ezik’in Troya Blues adlı şiir kitabı da (2025, Everest Yayınları) bu bağlamda değerlendirilebilecek önemli örneklerden biri olarak görülebilir. Kitap/şiir, Homeros’un İlyada destanını çağdaş şiirin olanaklarıyla yeniden kurarken Türk şiirinde uzun zamandır varlığını sürdüren yeniden yazım geleneğine de yeni bir halka eklemektedir.

Yeniden yazım, temelinde bir paradoks barındıran ve üzerine düşünmeye değer olduğu büyük bir başlık olarak kabul edilebilir. Bir yazar veya şair, kendisinden önce yazılmış bir metne yönelirken hem ona bağlıdır hem de ondan uzaklaşmak ister. Metnin otoritesini kabul eder fakat aynı zamanda onu dönüştürmeye çalışır. Troya Blues tam da bu gerilim alanında yükselir. Kitabın daha ilk sayfasında yer alan Hüsn ü Aşk naziresi, okura açık bir poetik yönelim sunar. Şair burada yalnızca Homeros’la değil, Şeyh Galip’le de konuşarak, diyalog kurarak şiirine giriş yapar. “Ben o hazinede yeni bir dil gözettim / ben açtım o hazineyi, ben tükettim” dizeleri, kitabın bütün estetik tavrını ortaya koyan bir cümle hâline gelir. Burada söz konusu olan şey, bir metni tekrar etmek değil; onun içindeki cevheri çağdaş şiirin diliyle yeniden işleyebilmektir. Şairin benimsediği bu tavır, öte taraftan Türk şiiri söz konusu olduğunda bütünüyle yeni değildir. Özellikle Cumhuriyet sonrası şiirde birçok şair, klasik metinleri ve mitolojik kaynakları yeniden yorumlamıştır. Nâzım Hikmet’in şiirlerinde Antik Yunan, Anadolu ve mitoloji doğrudan ya da dolaylı biçimlerde okurun karşısına çıkar. Nâzım Hikmet, tarihsel malzemeyi yalnızca geçmişi anlatmak için kullanmaz; onu çağdaş insanın sorunlarıyla ilişkilendirir. Simavne Kadısı Oğlu Şeyh Bedreddin Destanı gibi eserlerde tarihsel anlatı modern bir toplumsal ve siyasal bilinçle yeniden şekillenir. Bu yönüyle Nâzım’ın tavrı ile Abdullah Ezik’in yaklaşımı arasında belirli bir akrabalık kurulabilir. Her iki şair de geçmişi olduğu gibi aktarmak yerine onu bugünün gözünden yeniden yorumlar.

Melih Cevdet Anday ise Türk şiirinde mitolojik yeniden yazımın belki de en dikkat çekici isimlerinden biri olarak görülebilir. Özellikle Kolları Bağlı Odysseus ve sonraki şiirlerinde Homeros’un dünyasına yeniden döner. Ancak Anday’ın amacı epik anlatıyı sürdürmek değil, modern insanın varoluşsal yalnızlığını ve parçalanmışlığını gösterebilmektir. Odysseus artık yalnızca Troya’dan dönen bir kahraman değil, modern bireyin simgesidir. Abdullah Ezik’in Troya Blues’unda da benzer bir dönüşüm gözlemlenir. Akhilleus, Hektor veya Agamemnon tarihsel figürler olmaktan çıkarak çağdaş insanın korkularını, öfkelerini ve açmazlarını taşıyan karakterlere dönüşür.

Hilmi Yavuz’un şiiri de bu bağlamda akla gelen ilk başvuru metinleri arasında yer alır. Yavuz, özellikle Doğu ve Batı klasiklerini modern şiir içinde yeniden yorumlayan isimlerden biridir. Onun şiirinde divan şiiri, tasavvuf, Yunan mitolojisi ve Batı edebiyatı iç içe geçer. Metinlerarasılık, Hilmi Yavuz şiirinin temel özelliklerinden biridir. Ancak Yavuz’un yaptığı şey doğrudan yeniden anlatmak değil; metinlerin yankılarını yeni şiirsel bağlamlarda dolaşıma sokmaktır. Troya Blues ise daha doğrudan bir yeniden yazım örneği olarak öne çıkar. Zira kitap baştan sona İlyada’nın izini sürer ve destanın yirmi dört bölümünü çağdaş şiirsel bir yapıya dönüştürür. Benzer bir tavrın yer yer ve özellikle erken dönem şiirlerinde Yahya Kemal etrafında da söz konusu olabileceği söylenebilir. Yavuz, bu anlamda Yahya Kemal  gibi isimleri de belirli anlamda içerisine alır, Troya Blues’da da bu fikir kendisine karşılık bulur.

Bütün bu şair ve ilgili şiirlerden hareketle Troya Blues’un yeniden yazım stratejisinin ne olduğu da üzerine düşünmeye değer bir bağlam olarak ön plana çıkar. Kitap, Homeros’un anlatısını bütünüyle değiştirmez. Olay örgüsü büyük ölçüde korunur. Akhilleus’un öfkesi, Agamemnon’un düşü, Hektor’un ölümü ve Priamos’un yas süreci gibi temel duraklar kendisine Homeros’un anlatısında olduğu gibi büyük bir karşılık bulur. Öte taraftan bütün bu süreç boyunca anlatının bakış açısıysa sürekli olarak değişir. Destanın merkezindeki kahramanlık fikri sürekli olarak sorgulanır. Şair, zaferden çok kayıplara odaklanır. Bu durum özellikle şu dizelerde belirginleşir:

“Kahramanlık, ne güzel

oysa yitim, ölüm, kayıp da bir gerçek

zafer, ne büyük arzu

oysa arkasında ne yitik ruhlar var

herkes zihnini kazancıyla doldururken

yaklaşmakta olan kutlamaların

kimse usuna getirmez

o belirsiz korkuyu

gün solup da gece kendisini gösterince

hemen yerleşiveren belleğe.”

(Troya Blues, 2025: 87)

Bu yaklaşım, Homeros’un destanındaki kahramanlık anlayışını modern bir perspektiften yeniden değerlendirmektedir. Çünkü çağdaş insan için savaş artık yalnızca bir şan ve şeref alanı değildir; aynı zamanda büyük bir yıkımın ve insan kaybının adıdır. Abdullah Ezik’in şiiri tam da bu nedenle epik olanla lirik olan arasında gidip gelir. Destanın büyük ölçeğini korurken sürekli olarak bireysel acılara ve insan kayıplarına yönelir.

Kitabın en dikkat çekici yönlerinden biri de tanrıların yeniden yorumlanışıdır. Homeros’un dünyasında tanrılar savaşın belirleyici aktörleridir. Zeus, Hera, Ares, Athena, Poseidon ve diğerleri savaşın gidişatını etkilerler. Homeros’tan farklı olarak Troya Blues’ta tanrılar büyük ölçüde kutsallıklarını yitirirler ve bu yönüyle daha dünyevi figürler olarak ön plana çıkarlar. Kıskanırlar, arzularına yenilirler, hata yaparlar ve çoğu zaman insanların kaderiyle oynarlar. Zeus’un aldatılması ya da tanrıların kendi çıkarları doğrultusunda saf değiştirmeleri bu yaklaşımın örnekleridir.

Abdullah Ezik’in bütün bir şiir boyunca benimsediği yeniden yorumlama biçimi modern şiirin genel eğilimleriyle de uyumludur. Modern edebiyat, kutsal anlatıları sorgulama eğilimindedir. Ezik de tanrıları erişilmez güçler olarak değil, insanın büyütülmüş zaafları olarak sunar. Böylece mitolojik evren psikolojik ve toplumsal bir okumaya açılır.

Kitapta dikkat çeken bir başka unsur olarak kader anlayışının dönüştürülmesinden söz edilebilir. Homeros’un dünyasında kader büyük ölçüde tanrılar tarafından belirlenirken, Troya Blues bu düşünceyi tersine çevirir. Kitabın en güçlü dizelerinden biri olan:

“İnsan, kendi yazgısını kendi yazandır,” (Troya Blues, 2025: 85)

ifadesi, eserin felsefi merkezini oluşturur. Bu dize, antik dünyanın kader anlayışı ile modern dünyanın birey merkezli düşüncesi arasında kurulan köprünün de göstergesidir. Şair burada insanı pasif bir özne olmaktan çıkararak tarihsel sorumluluğun merkezine yerleştirir.

Troya Blues aynı zamanda Anadolu’ya dönüşün de şiiri olarak görülebilir. Bu yönüyle Azra Erhat, Sabahattin Eyüboğlu ve Halikarnas Balıkçısı’nın temsil ettiği Mavi Anadoluculuk düşüncesiyle de dolaylı bir ilişki kurar. Ancak Abdullah Ezik’in Troya’ya bakışı, onların hümanist iyimserliğinden farklıdır. Mavi Anadolucular Troya’da ortak bir uygarlık mirası görürken, Abdullah Ezik ise aynı zamanda bir yıkım ve kayıp hikâyesi görür. Troya onun şiirinde yalnızca kültürel bir köken değil, insanlığın tekrar eden trajedisinin sembolüdür.

Troya Blues, Türk şiirindeki yeniden yazım geleneğinin güncel ve özgün örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir. Nâzım Hikmet’in tarihsel anlatılarla kurduğu ilişkiyi, Melih Cevdet Anday’ın mitolojik dönüşümlerini, Yahya Kemal ve Hilmi Yavuz’un metinlerarası şiir anlayışını hatırlatan yönleri bulunmakla birlikte kendi poetik hattını kurmayı da dener. Homeros’un destanını yeniden yazarak yalnızca geçmişe dönmez; bugünü anlamaya çalışır. Çünkü kitap boyunca hissedilen temel düşünce şudur: Troya yalnızca geçmişte kalmış bir şehir değildir. İnsanlık var oldukça yeniden kurulacak, yeniden yıkılacak ve yeniden anlatılacaktır. Abdullah Ezik’in şiiri de tam bu noktada, kadim bir metni çağdaş bir vicdanla yeniden okuma çabasının ürünü olarak önem kazanmaktadır.

“sessizlik, daha önce hiç görülmemiş bir ihtişamla,

tahtına kurulur

lâl kesilir insanoğlu ve tanrı(lar)

her şey hiç olmamış gibi

unutulur

unutmak mümkünse eğer.”

(Troya Blues, 2025: 110)

Yorum yapın