
Geceye Döndüm…
Bunu bir deneme olarak yazmalı. Size de önerim. Bir sözcük, sözcük öbeği yakaladığınızda hemen yazmalısınız. Bunun ne olacağını düşünmeden üstelik. Onun getirebileceği çağrışımlarla yol alarak yapmalısını bunu da.
Bunun ana teması ne olabilir?
Çağın sanrısını omzunda taşıyan bireyin duruşunu anlatan bir deneme…
Gazeteleri elden geçirdim. Üzerlerine deneme yazılabilecek konu/haber/yorum/söyleşileri ayırdım. Bu sıralamanın ardından çağrıştırılanlarla bu denemeyi yazdım. Bazen, buna, “gelince yazmak” diyorum. Yani ötelemeden, bekletmeden…
YAŞARKEN YAZMAK
Aidiyet Duygusu
Bize bu duyguyu en çok hissettiren kuşkusuz yaşadığımız yerdir.
Bir tür bağlılık… O yerin dokusunu var eden mekânlar, insanlar, doğası, havası, rengi ve kokusu…
Bir yerin tanımı nasıl başlar ki?
İnsan yaşadığı yere bakarak bunu anlar/kavrar, dillendirebilir ancak.
O yeri görebilmek, varlığını hissedebilmek için yaşamak gerek; derinden, anlayarak, giderek…
Gidince öğrenir insan, derinliklerini görür yaşadığı yerin. Yaşamak dediğimiz şeyin neleri içerdiğine de o kıyıdan bakabilir.
Bir dile ait olmak her zaman bir yere ait olmak anlamına gelmese de, bir yere ait olunca insan, ister istemez, o yerin diliyle konuşur/bakar/görür.
Severim Edip Cansever’in “Mendilimde Kan sesleri” şiirini. Hele şu dizeleri; “İnsan yaşadığı yere benzer/ O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer/ Suyunda yüzen balığa/ Toprağını iten çiçeğe/ Dağlarının, tepelerinin dumanlı eğimine”; döndürür beni dil yurduma, yaşadığım yerlere, kendimi ait hissettiğim renklere, kokulara…
Gene de derim ki ben; insan doğduğu yere benzer. O yer ki; biçimlemiştir onun ruhunu,dil/duygu belleğini.
Ora(lar)dan yola çıkınca insan; bir yere, bir dile ait olmak duygusunun da katmanlarına erişebiliyor.
Kendi payıma, çıkıp yol aldığım kara parçasının adlandırdığım, gidip yaşadığım her ucu/yeri bende derin izler bırakmıştır. Oralara bakmak, o yerleri derinden hissedebilmek için edinilen bakışın ne olması gerektiğini öğrenmeye verdiğim zaman dilimlerini hatırlıyorum şimdi.
Bir yer durup dururken anlaşılmaz, tanınmaz, hele hele kendini hiç ele vermez. Siz gitmesini bilmelisiniz.
Yaşarken Yazmak
Sait Faik’i benim yazarım kılan en belirgin duygu budur: bir yere ait olan yazarın o yerin kozmografyasını çıkararak bir dil kurması…
Bağlandığı bir yeri, kenti, semti, adayı derinlikli bakışla anlatan yazarımızdaki duyuş/seziş bilinci, dilini kurmadaki yer/insan-doğa bilgisi işte aidiyet duygusunun en belirgin işaretleridir.
Ne derseniz deyin, benim gözümde, Sait Faik bir yer/semt yazarıdır.
Şu bilinmeli ki; bir yerin/coğrafyanın yazarı olunmadan başka dünya dillerinin yazarı olunamıyor.
Sait Faik’te yaşayan zamanın, unutulan bilincin, insanı tanımlayan yerin renkleri vardır. Dili/duyuşu/anlatısı bundan güzeldir.
Yaşar Kemal’in kendine bir anlatı adası kurup dilinin “anakara”sını var etmesi de aidiyet duygusundan kaynaklanır.
Önce (yazıda) kendi olmak diyebileceğimiz de budur işte.
Bir yerin tanımı, coğrafyanın anlaşılması, oranın insan-doğa, insan-insan ilişkilerinin anlatımı ancak sizi -bir anlatıcı olarak- öylesi bir kıyıya getirebilir.
Bir Yere Bakma Yordamı
Bir yazarın dil/duyuş bilincinin gelişmesinde yaşadığı yerin/kentin biçimleyiciliği tartışılamaz, bence! Oralardan edindiği birikim yalnızca yaşamsal deneyimleri içermez. Ki, bunların çoğunu insan gittiği başka yerlerde de edinebilir. Aslolan içgözün biçimlenmesidir. Görme, algılama yetisinin kristalize yanının oradan renk alması… Sonrasında, yol aldığı her dönemeçte o dokunun biçimleyici/gösterici bir öğe olarak ona kavrayış bilinci taşıdığını görecektir.
Şilili yazar Isabel Allende, yaratıcı yazarlığa sürgündeyken başlar. Öncesinde gazetecidir, ülkesinin gerçekliğine oradan bakar. Ama sürgüne gittiğinde yaşadığı yere, artık “uzak geçmiş” dediği gerçekliğe “bellek kaybı”nın sınırlarında yazarak kavuşur.
Allende, sürüklendiği o kıyıda kendini farklı hissederek (belki de yaşadığı yere/ortama yabancılık duyarak) yazmaya yönelir. Yazdıkça ülkesine, ait olduğu yere, coğrafyaya döner. Romanlarına yansıyan dünyada karşımıza çıkan aidiyet duygusunun çağıran sesidir aslında. Ama özcesi de, bir yere bakma biçimin yansılarıdır.
Yazarlığının olgunluk döneminde yazdığı Yüreğimdeki Ülkem (*) böylesi bir duyguyla yazılmış; bir yere, bir ülkeye, hatta bir kente bakma yordamının neleri içerebileceğini göstermiştir bizlere…
***
Okuduğunuz bir kitaba dair yazmanın ufuk açıcı, hatta kendi yazma yordamınızı bulmada yön verici olabileceğini de burada söylemek isterim.
_______
(*) Yüreğimdeki Ülkem, Isabel Allende, Çev.: İnci Kut, 2004, Can yay., 194 s.

















